Navigation

Kapitalizm ve Köle Ticareti

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

İngiltere’de her yılın Ekim ayı, “Siyahların Tarihini Hatırlama Ayı” olarak anılır. Bu yıl da müzelerde ve yerel belediyelerin kütüphanelerinde, Malcolm X ve Martin Luther King gibi siyahi liderlerin konuşmalarının dinletildiği özel anma törenleri gerçekleştiriliyor. Televizyonlarda siyahların tarihiyle ilgili belgeseller ve filmler gösteriliyor. İngiliz burjuvazisi, böylece, 400 yıl boyunca çektirdiği işkencelerden dolayı Afrikalılardan güya özür dilemiş oluyor. Yapılan anma törenleri günah çıkarmaktan başka bir anlam taşımadığı gibi köle ticaretini tümüyle geçmişe ait bir olgu olarak göstermeye de yarıyor.

Afrika’ya kapitalistlerin ilk adımı attıkları 15. yüzyılın sonlarında, kıtada henüz devlet oluşumları yoktu. Kabilelerin doğal egemenlik alanları vardı sadece. Sömürgeciler, meta ilişkilerini şiddet, yağma ve yıkım araçlarıyla kurmaya giriştiler. Afrikalılar, Batı uygarlığıyla yani kapitalizmle, onun bir kölesi olarak tanıştılar. Zorbalık, tecavüze uğrama, katliamlar, zorla çalıştırma, ticarî mal gibi satılmak “Avrupa medeniyetinin” şahit oldukları ilk nimetleriydi!

Avrupalı tacirler, köle ticaretinden devasa ölçekte sermaye birikimi elde ettiler. Günümüzde Avrupa’da varlığını sürdüren en büyük banka ve sigorta kuruluşlarından bazıları ilk sermaye birikimlerini köle ticareti sayesinde elde etmişlerdi. Yine bu sayede İngiliz sanayisi de büyük gelişmeler kaydetmişti. İngiltere’nin en büyük liman ve sanayi kentleri olan Glasgow, Liverpool, Bristol ve Manchester’in gelişmişliklerinde köle ticaretinin de çok önemli bir rolü vardır. Bu kentler Afrika’dan zorla koparılarak köleleştirilen insanların toplanma, satış ve dünya pazarına ihraç merkezleri durumundaydılar. Dolayısıyla kapitalizmin ışıltılı uygarlığının arkasındaki karanlığa göz atıldığında, Yeni Dünyanın yağmalanmasının yanı sıra sayıları milyonları bulan Afrikalı kölelerin kanı ve emeği de görülecektir. Kuşkusuz muazzam genişlikteki plantasyonlarda kölelerin ürettikleri ürünlere karşılıksız el koymaları sayesinde Yeni Dünyanın kapitalistleri de muazzam kârlar elde ettiler.

Kapitalizm kendi çirkin suretini Kara Kıtada da yaratmaktan geri durmamıştı. Burada çıkar birliği sağladığı kabile şeflerini aracı olarak kullandı. Sömürge durumundaki devletlerin sınırları kapitalistlerin egemenlik alanlarına göre çizildi. Bu devletlerin ekonomilerinin temeli köle ticaretine dayanıyordu. Örneğin bugünkü adı Benin olan Dahomi’de kabile şefleri, iç bölgelerden köleleri topluyor ve Avrupalı köle tacirlerinin bulunduğu yere, Atlantik kıyısına götürüyorlardı.

İngiltere’de 25 Mart 1807’de köleliğin kanunen yasaklanmasından sonra da sürdü köle ticareti. Bu ülkede yasağın fiili olarak hayata geçmesi için 30 yıl daha beklenmesi gerekecekti. İngiliz sömürgelerindeki köleler 1833 yılında özgürlüklerine kavuştular. Ne var ki Avrupalı köle tacirleri yasağa rağmen, gemilerle Fransız Batı Hint Adalarına 1848 yılına kadar köle taşımayı sürdürdüler. Portekiz, Hollanda ve İspanya köle ticaretini bir süre daha devam ettireceklerdi.

ABD’de ise kölelik, İç Savaş’tan (1861-65) hemen sonra yasaklandı. Bu yasağa karşın, kölelik ve köle ticareti 1880’li yıllara kadar fiilen devam etti. Ancak köleliliğin fiilen sona ermesi, özellikle güney eyaletlerinde kölelere karşı ırkçı uygulamaların da sona ermesi anlamına gelmiyordu. 1963’te, siyahlar beyazlarla aynı otobüste yolculuk edemiyor, aynı okullara gidemiyor, aynı lokantalarda yemek yiyemiyorlardı. Irkçı Klu Klux Klan örgütü, kaçırdığı siyahlara işkence uyguluyor, kimisini katlediyordu. Suç işlemediği halde çok sayıda siyah hapsedildi. 60’lı yıllarda siyahların verdiği kitlesel mücadele sonucunda biraz rahat nefes alabilen ABD’li siyahlar, bugün de ırkçı uygulamalara maruz kalmaya devam ediyorlar.

Açık arttırma ile insan ticareti!

Her şeye rağmen köle ticareti halen bitmiş değildir. Günümüzde köle ticareti artık ne siyahlarla ne de Afrika kıtasıyla sınırlı. Yoksulluğun pençesinde yaşamlarını idame ettiren eski Doğu Bloku ülkeleriyle Çin, Hindistan, Tayland gibi Asya ülkelerinin yoksul emekçilerinin yanı sıra, içinde yaşadıkları koşullardan kurtulma, daha iyi bir iş ve daha iyi bir yaşam vaatleriyle aldatılan yüz binlerce genç kadın ve erkek, modern köle tacirlerinin eline düşüyor. Bunlar, kaçırdıkları çocukları da kirli ticaretlerinde meta haline getiriyorlar.

Köle ticaretinin, aradan geçen iki asrı aşkın süredir bugün hâlâ devam ediyor oluşunun altından kapitalizmin çirkef suratı sırıtıyor. İnsanların pazarlarda alınıp satıldığı haberleri zaman zaman medyaya da konu oluyor. Haber programlarına konu olan köle ticareti vakaları, çetelerin gerçekleştirdikleri “münferit” vakalar gibi gösteriliyor. Burjuva medyaya bakılırsa, sermaye düzeni ile köle emeğinin kullanılması arasında hiçbir ilişki yok!

Oysa insan ticareti ve kadınların ve çocukların seks kölesi ya da ucuz işçi olarak satılması görünümleri altında, kölelik, düzenin kimi ihtiyaçları doğrultusunda devam ediyor. Köle ticaretinin 200 yıldır yasak olduğu İngiltere’de, yakın zamanda bu örneklerden biri yaşandı. Ülkeye yurt dışından getirilen kadınların, havalimanlarında açık arttırmayla satıldığı ortaya çıktı. İyi bir iş ve iyi bir ücret vaatleriyle kandırılan genç kadınlar, dünyanın yoksul ülkelerinden İngiltere’ye getirilerek bir meta gibi satılıyorlar. 8000 Sterline kadar fiyatlarla satılan kadınlar, yeni sahipleri tarafından apartman dairelerinde kilit altında tutuluyor ve sık sık tecavüze uğruyorlar. Sahibi için kârlı bir yatırım aracı olarak görülen bu kadınlar, seks kölesi olarak efendilerine günde 800 Sterline kadar para kazandırıyorlar. Ancak kaçmamalarını garanti altına almak için ellerine para verilmiyor ve resmen köle olarak kullanılıyorlar. Buna benzer “münferit” vakaları çeşitlendirmek mümkün.

Yapılan araştırmalar, günümüzde devam eden insan kaçakçılığının ve köle ticaretinin hangi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor:

·     Her yıl 600 bin ilâ 800 bin kişi insan kaçakçılığının kurbanı oluyor ve bunların yüzde 80’i kadın. Sadece Avrupa Birliği ülkelerine yasadışı yollarla getirilen kadın ve çocukların sayısı ise 120 bin.

·     Her yıl 1 milyon 200 bin çocuk, Akdeniz’deki çocuk ticaretinin kurbanı oluyor. 8,5 milyon çocuk, cinsel istismara uğrayarak köle muamelesi görüyor. Çocuk ticareti bu sektördekilere yılda 10 milyon euro gelir sağlıyor.

·     Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) raporuna göre ise dünya genelinde 246 milyon çocuk sömürülüyor. Avrupa’ya her yıl Doğu ülkelerinden getirilen 18 yaşın altındaki 400 bin kız çocuğu her geçen gün daha da büyüyen fuhuş sektöründe zorla çalıştırılıyor. Kız çocuğu trafiğine yön veren tacirler, çocukları 200 eurodan satın alıyor.

Bu modern köleler en aşağılık ırkçı uygulamalara da maruz kalıyorlar. Çalıştıkları yerlerde her türlü güvence ve haktan yoksun halde, en ağır hakaretlere, küfürlere ve dayağa katlanmak zorundalar. Kaçak olarak yaşamak zorunda kalan bu insanları koruyan herhangi bir yasa da yok. Bulundukları ülkenin egemenleri, istedikleri zaman bu insanların işgücünü bedavaya ya da inanılmaz derece ucuza kullanıp, istedikleri zaman da sınır dışı edebiliyorlar.

Bugün İngiltere’de göçmen hizmetçi olarak evlerde çalışan kadınların, çalıştıkları aileyi ve işlerini değiştirme hakları çok kısıtlı. Başka işe girme haklarını, ancak belirli durumlarda; asgari ücretin altında ücret verildiği, dövüldükleri veya cinsel istismara maruz kaldıkları kanıtlanırsa kullanabiliyorlar. Fakat hükümet, yapmayı düşündüğü düzenlemede bu sınırlı hakkı da kaldırmayı planlıyor. Eğer bir göçmen hizmetçi, evlerinde çalıştığı ailenin sömürü ve istismarından kaçacak olursa yasadışı göçmen konumuna düşecek.

Kapitalizm, burjuva sınıfın işçi sınıfını sömürerek varlığını sürdürdüğü düzenin adıdır. Bu düzende ister açlıktan ölmemek için belli bir ücret karşılığında işgücünü satan “özgür emekçi” olsun, ister yok denecek bir ücrete çalışmak zorunda bırakılan kaçak göçmen işçi olsun, isterse de en ağır işlerde zorla çalıştırılmak üzere köleleştirilmiş biri olsun, tüm işçilerin çıkarları ortaktır. Kapitalizm en iyi durumda mülksüzler için ücret köleliği, ücretli kölelik demektir. Deri rengine ve hangi ulustan olduğuna bakmadan örgütlenen işçiler ayağa kalkıp geçmişin ve bugünün hesabını, çektikleri sıkıntıların hesabını sormaya başladıklarında, işte o zaman burjuvalar kaçacak delik arayacaklar.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no:31, Ekim 2007