Navigation

Çocuk Pornosu Bahane

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Geçtiğimiz aylarda medyada yer alan haberlerin ana eksenini uzunca bir süre çocuk pornosu konusu oluşturdu. Bu haberlerde Türkiye’nin çocuk pornosunun dünyadaki bir numaralı merkezi haline geldiği ısrarla vurgulandı ve internet kafelere yapılan baskınlar, çocuk pornografisi ticaretini iş edinenlere yönelik yapılan polisiye operasyonlar ve gözaltılar sansasyonel biçimde öne çıkarıldı. Bu haberlerin hemen ardından da, çocuk pornografisini engelleme bahanesiyle, internetin sıkı bir denetim altına alınmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması gündeme geldi. Bu çerçevede, AKP hükümeti tarafından, “İnternet Ortamında Yayın Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Kanun Taslağı” adı altında bir yasa taslağı hazırlandı. Bu taslak, 40 maddeden oluşan bir yasaklar silsilesinin yanı sıra, internet sitelerini takip etmekle sorumlu ve olağanüstü yetkilerle donanmış bir kurum olarak Bilişim Güvenliği Başkanlığının kurulmasını da içeriyor.

Yasa taslağını oluşturan 40 maddenin içeriğine baktığımızda, yasanın oluşturulmasında gerekçe olarak gösterilen çocuk pornosunun sadece bir maddede konu edildiğini görüyoruz. Söz konusu maddelerde tanımlanan internet suçlarının esasını şunlar oluşturuyor: Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar, devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütün propagandası, 3713 sayılı terörle mücadele kanunu’nun 6. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları ile 7‘inci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan suçlar, suç işlemeye tahrik, suçu ve suçluyu övme, kumar, müstehcenlik, intihara yönlendirme.

Görüldüğü gibi, çocuk pornosu meselesi, düzene şu ya da bu biçimde muhalefet eden politik sitelere yönelik baskıların arttırılmasını ve bu sitelerin kapatılmasının kolaylaştırılmasını sağlamak üzere internet üzerindeki denetimi arttırmanın bahanesi olarak kullanılmıştır. Kuşkusuz bu süreçte medya, burjuva devletin ideolojik aygıtı olarak son derece başarılı bir rol oynamıştır. Medya, Türkiye’nin çocuk pornografisinin başlıca üslerinden biri olduğuna dair yalanları, sonradan birer uydurmacadan ibaret olduğu anlaşılan sayısal veriler eşliğinde beyinlere kazımak için var gücüyle uğraştı. Amaç, halkın dikkatinin yasakların özünden saptırılması ve çocuk pornografisine yoğunlaşılmasının sağlanmasıydı. İtiraf etmek gerekir ki bu amaca ulaşılmıştır.

İnternet üzerinden yapılan yayınların kapitalist sistemin çıkarları doğrultusunda sıkı bir denetime tâbi tutulması çabaları son dönemlerde tüm dünyada hız kazanmıştır ve bu elbette tesadüf değildir. Egemenler, kapitalist sistemin dünya ölçeğinde bunalımlı bir evreye girmiş olması nedeniyle işçi sınıfının eninde sonunda patlayacak olan öfkesini bastırmak için şimdiden tedbirlerini alıyorlar. Teknolojik gelişmeye paralel olarak artan iletişim olanaklarının işçi sınıfının devrimci mücadelesinin yaygınlaştırılmasına da hizmet ettiğinin farkında olan sermayenin tüm çabası, bunu mümkün olduğunca engellemek yönündedir.

İşçi sınıfının devrimci ayaklamalarının sıklıkla yaşandığı 19. yüzyılda, iletişimin sağlanması çok büyük zorluklarla gerçekleşebiliyordu. Fakat o dönem devrimci mücadeleye atılan işçi sınıfının bir enternasyonal örgütlenmeye sahip olması, işçi sınıfının bir yerde patlak veren mücadelesinin bütün bir Avrupa kıtasını etkisi altına almasını sağlayabilmişti. Bugün gelişen teknolojik olanaklar sayesinde, birbirinden burjuvazinin çizdiği devlet sınırlarıyla ayrılan işçi sınıfının, uluslararası çapta iletişim kurmasının, dayanışmasının ve örgütlenmesinin olanakları eskisine göre çok daha fazla artmış durumda.

İşçi eylemlerinin önemli bir bölümü burjuva basında “haber değeri” taşımadığı için yer almaz. Çünkü bunlar egemen sınıfın “sağlığı” açısından zararlı haberlerdir. Fakat internet ağı, bilgiyi egemen sınıfın tekelinde olmaktan büyük ölçüde kurtarmaktadır. Bunun yanında dünyanın öbür ucunda yaşanan gelişmelere, işçi eylemleri ve direnişleriyle ilgili haberlere ulaşmak internet sayesinde daha kolay hale gelmiştir. Bilgi paylaşımının bu kadar kolaylaşması, farklı ülkelerde bulunan işçilerin, burjuvaziye karşı tepkilerini sınırları aşarak örgütlemelerinin de yolunu açıyor kuşkusuz.

İnternetin bu “zararlı” özelliğinin önüne geçmek ve tam kontrolü sağlamak üzere harekete geçen burjuvazi, birçok ülkede internet erişimini sınırlandıracak ve denetimi sağlayacak yasal düzenlemeler gerçekleştiriyor. Dünyanın bütün bölgelerini birbirine bağlayan internet ağını tam olarak denetleyememesi egemen sınıfı çok rahatsız ediyordu ve bunu aşmak üzere hamle yapması gerekiyordu. Türkiye burjuvazisinin gündeminde olan yasa hazırlığı da bu hamlenin bir adımıdır.

ABD burjuvazisi, yaşadığı ekonomik krizi yumuşatmak ve nüfuz alanları üzerindeki hâkimiyetini arttırmak için izleyeceği saldırgan politikalara Amerikan halkını ikna etmek için 11 Eylül gibi şok edici bir olaya başvurdu. 11 Eylül, tüm baskı yasalarının yanı sıra, interneti ve elektronik iletişim sistemlerini sınırsızca denetleyebilmenin bir fırsatı olarak da kullanıldı. Şimdi, benzeri türden düzenlemeleri, emperyalist savaşın merkezi durumundaki bir bölgede, alt-emperyalist bir güç olma hevesindeki TC de gündeme almış bulunuyor.

Kapitalizm her türlü iğrençlikten kâr etmeye bakar!

Çocuk pornografisine ilişkin metaların ticaretinin sadece internet üzerinden değil, hatta daha yaygın olarak CD satışı üzerinden yapıldığı biliniyor. Korsan CD’yi önleme gerekçesiyle yapılan gösterişli operasyonların sonrasında, aynı yerlerde aynı kişilerin yaptıkları işi icra etmeye devam ettikleri görülüyor. Buradan da internet üzerinde denetim altında tutulmak istenenin çocuk pornosu olmadığı sonucu çıkıyor. Her türlü veri göstermektedir ki, “çocuk pornosuna engel olma” söylemi, gerçek niyetleri gizleyen bir örtüden ibarettir, o kadar.

Sermaye, oldukça kârlı bir endüstriye dönüşmüş bulunan çocuk pornosu sektörünü tümüyle çökertmeyi asla istememektedir. Bu endüstri sadece ABD’de 3-4 milyar dolar yıllık getirisi olan devasa bir sektör haline gelmiştir.

Bu endüstrinin kurbanları olan çocuklar, başta Kamboçya, Tayland, Costa Rica, Guatemala, Brezilya, Meksika gibi yoksul ülkelerin çocuklarıdır. Müşterilerse “uygar” ülkelerden! Guatemala 10 milyon nüfusa sahip olmasına rağmen Çin, Rusya ve Kuzey Kore’den sonra bebek ticaretinin en yaygın yapıldığı dördüncü ülke. “Çocuk seksi ticareti” karşıtı çalışma yürüten bir avukat şunları söylüyor: “İstediğiniz bebeği internetten bile sipariş edebiliyorsunuz. Cinsiyetini, yaşını, rengini ve ne zaman almak istediğinizi belirtebiliyorsunuz. Bazı Avrupa ülkelerinde sipariş edilen bebekler kapıya teslim ediliyor. Yani Guatemala’ya gitmeniz bile gerekmiyor. Sanki bir çeşit ‘insan pizza’ ısmarlar gibi.”

Her türlü pislikten beslenerek ayakta durabilen kapitalizm, bebeklerin ve çocukların cinsel istismarından da yararlanmaktan geri durmuyor. Çocuk bedeninin cinsel istismarının bir kazanç alanı olarak görülebilmesi ancak o kadar iğrenç olan bir sistemde gerçekleşebilirdi. Bu sistemin adı kapitalizmdir! Kapitalizmde üretim toplumun genel ihtiyaçlarını karşılamak üzere değil, burjuvazinin biricik varlık koşulu olan daha fazla kâr ihtiyacı temelinde yapılır. Ve bu amaca ulaşmak için, insanların katledilmesi de mubahtır, kadın ve çocuk bedeninin cinsel istismarı da.

Bunadıkça daha fazla pislik üreten bu sisteme karşı verilecek mücadele, onun tek tek pisliklerine karşı değil, sistemin bütününe karşı yürütülmelidir. Sadece bu yazıya konu olan yönü bile kapitalizmin reforme edilebilecek, iyileştirilecek bir yanının olmadığını gösteriyor. İşçi sınıfının tek seçeneği var: insan gibi yaşanacak bir dünyanın kurulması için mücadele etmek. Sınıfsız, sömürüsüz böyle bir dünyayı kurmak mümkün, kuracağız!

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no:24, Mart 2007