Navigation

“İşkenceye Sıfır Tolerans” ve Gerçekler

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Türkiye’de burjuva cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, ekonomik ve siyasal haklar için mücadele yürütenler, ağır baskı ve şiddet uygulamalarına maruz kaldılar. Demokratik haklar bağlamında açılan davalarsa uzun sürelere yayılarak zaman aşımına uğratılıyor. Böylece “adalet” sınıfsal doğasına uygun bir şekilde tecelli ediyor!

AKP hükümeti, “AB’ye uyum yasaları çerçevesinde” işkenceyi ortadan kaldırmak üzere pek çok düzenleme yapıldığını söylüyor. Ancak uygulamaya bakıldığında işçi sınıfının ve Kürt ulusunun üzerindeki baskıların devam ettiği ve nefes alabilecek alanların iyice daraldığı görülüyor. Polis vazife ve selahiyet kanunu olarak anılan yasada yapılan tüm olumlu değişiklikler bir bir geri alınırken ve polisin yetkileri arttırılırken, özellikle karakollarda yaşanan ölüm ve işkence vakalarının sayısında ciddi bir yükseliş meydana geldi. Festus Okey adlı Nijeryalının karakolda katledilmesi sonrasında yükselen tepkilere rağmen, işkence vakalarındaki artış tırmanmaya devam ediyor.

2002 seçimlerinde, “demokrasinin önünü açma ve işkenceye sıfır tolerans” vaadiyle oy toplayarak iktidar koltuğuna kurulan AKP, burjuva hükümet olmanın gereklerini yerine getirdiğini gösteriyor. Üstelik hayata geçirmek istedikleri bazı düzenlemelere engel olan geleneksel devlet yapısı içindeki kurumlara karşı, “demokrasinin önünün açılmasını istemiyorlar” şeklinde feryat edip “mağdur” rolünü oynamaya devam ediyor.

İşkence ve hak ihlalleriyle ilgili olaylar her geçen yıl daha da artıyor. DTP’li milletvekili Aysel Tuğluk, geçtiğimiz günlerde işkence ve hak ihlalleriyle ilgili olarak İHD, Mazlum-Der ve Özgür-Der ile birlikte hazırladığı bir soru önergesini Adalet Bakanlığının yanıtlaması istemiyle Meclise sundu.

İşkence ve kötü muameleye maruz kalanların 2004 yılından bu yana İHD’ye yaptıkları başvurularda her geçen yıl bir artış olduğu belirtiliyor. 2004 yılının ilk altı ayında 174 başvuru yapılırken, 2005’in ilk altı ayında 191, 2006’nın ilk altı ayında 242, 2007’nin ilk altı ayında 172, 2008’in ilk altı ayında ise 434 başvuru yapılmış.

Başvuruların önemli bir bölümü F tipi cezaevlerinden geliyor. Koğuş tipi cezaevlerini, mahkûmların “güvenliklerini” ve “topluma yeniden kazandırılmalarını” sağlamak bahanesiyle kapatan devlet, yerlerine F tipi cezaevlerini inşa etmişti. Nakil işlemini ise hatırlanacağı gibi televizyon kanallarından naklen yayınlanan “Hayata Dönüş” katliamının hemen sonrasında gerçekleştirmişti. Koşulların iyileştirilmesi için uzun süre devam ettirilen ölüm oruçlarına rağmen F tipi cezaevleri adeta birer işkence evine dönmüş durumda. Görüş ve ortak alan kullanma yasakları, mektupların ulaştırılmaması, mahkûm yakınlarının soyularak aranması, revire veya mahkemeye çıkarılırken atılan asker ve gardiyan dayağı vb. uygulamalar bu cezaevlerinde olağan hale gelmiş durumda. Hak ihlallerine dair hükümete soru sorulduğunda, her seferinde üç maymun parodisi yeniden sahneye konuluyor.

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini meclise yazılı olarak soran DTP milletvekili Selahattin Demirtaş, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’den “Yok” yanıtını aldı. AKP, kapıştığı kesimlere karşı “demokrasinin önünü tıkıyorlar” şeklinde tepki gösterirken, grev, direniş ve gösterilerde işçi sınıfına yönelik polis şiddeti, Kürtlere karşı uygulanan imha ve inkâr politikaları görmezden geliniyor, hatta bizzat AKP tarafından destek görüyor.

Askeri operasyonlar sırasında esir düşen gerillalar katlediliyor. En son Mardin’de yaşanan bir olayda çatışma sırasında esir alınan bir gerilla, korkunç işkencelere maruz bırakılarak katledildi ve kulakları kesildi. İşine geldiği zaman savaşı kuralına göre yapmak gerektiğinden bahseden devlet, eline geçen ilk fırsatta Kürt hareketini bastıramamanın intikamını esirlerden alıyor.

Burjuva devletin, işçi sınıfına ve Kürt hareketine yönelik uygulamaları, gerçekte sınıfsal doğasından kaynaklanmaktadır. Varlığını sürdürdükçe de bu tür uygulamaların sonu gelmeyecektir. Demokrasi, kapitalist devlette, “Adalet Mülkün Temelidir” sözünün gerçekte ifade ettiği gibi, üretim araçlarının sahibi konumunda olan patronların çıkarlarını korumak için işler. İşçi sınıfı kapitalizme “DUR” diyene kadar da bu çark dönmeye devam eder.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no:43, Ekim 2008