Navigation

Toplu Mezarlar Açılmayı Bekliyor

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Kekik, reyhan ve kaçak tütün kokusu taşırdı rüzgâr

alçak damlı evlerin yüksek, küçük pencerelerinden.

Soluk ışıklar yayılırdı geceye

köpek havlamaları korkulara karışır

kaygıları beslerdi.

Sonra dağlardan kurşun sesleri gelirdi belirli belirsiz

namlunun ucunda çırpınırdı yürekler.

Ağıtlar yankılanırdı dağlara doğru

kapılar kırılır,

talan edilirdi sevdalar, umutlar

ve insan olan ne varsa…

Ve kan akardı derelerimizden

Zilan, Munzur, otuzüç kurşun ve Nevala Qesaba

ve ülkenin bütün derelerinde.

O iklimde kalırdı acılar.

Duymazdı bir allahın kulu çığlığımızı

Ve dağlara sevdalanırdık karabasan gecelerin sabahında

direnmek kalırdı Kürde, çünkü yaşamın bir başka adı direnmektir…

Kendisi de devletin kanlı elleriyle katledilen Musa Anter’in sesinden dinlediğimiz bu dizeler, Kürt halkının kaderinin özetidir. 30 yılı aşkın süredir Kürt halkına ölümler, işkenceler, katliamlar, tutsaklıklar reva görüldü. Dağları, köyleri, evleri bombalandı, yakıldı, yıkıldı. Sürgün edildiler yaşamlarından, yurtlarından. Dilini bilmedikleri, dillerinin hor görüldüğü, kültürlerinin horlandığı, yabancısı oldukları uzak diyarlara sürgün edildiler. Nasıl dağın başında bir bomba mesafesi, yurtlarında asker dipçiği mesafesi kadar yakınsalar devlet terörüne, sürgüne geldikleri yerlerde de polis copu ve biber gazıyla o kadar yakındılar devlet terörüne. Gencecik fidanları koparıldı dallarından, hangi toprağa gömüldüğünü bilemedi onlara gözbebekleri gibi bakan anaları. Ak saçlı ihtiyarları yaşına başına bakılmadan dipçiklerle dövüldüler. Susturuldu halkının yanında olan bilgeleri, aydınları, kavga adamları. Binlerce yıl yurt edindikleri topraklar mezarlıklara çevrildi. Yaşamın kaynağı olan dereler, kuyular hayat yerine ölümün suyunu taşıdı sofralarına.

Susturmaya, boyun eğdirmeye, hor görmeğe, yok saymaya, ezerek yönetmeye alışmış olan devlet, özgürlük savaşında Kürt halkını en kirli savaş taktikleriyle sindirmeye çalıştı. Son 30 yıldaki 17 bin “faili meçhul”, kayıplar ve açılan toplu mezarlar bu taktiklerin boyutunu gösteriyor. Sesini çıkaran, muhalefet eden, mücadeleci kimliğini saklamayanlar, devletin pis işlerine aracı olmayan, işbirliği yapmayanlar ve daha niceleri devlet güçleri tarafından ortadan kaldırıldı.

Ocak ayında burjuva medyanın gündeminde bir müddet yer bulan “ölüm tarlaları” gerçeği, aslında hiçbir zaman gündemimizden düşmemeli. Kürt illerinin makûs kaderi olan devlet terörünün her türlüsüyle evlerinden, işlerinden, aşlarından ve canlarından olan insanlara ait her kalıntı, Kürt halkına uygulanan insanlık dışı baskıları, anlamak istemeyenlerin gözüne sokuyor.

Bitlis’in Mutki ilçesinde Jandarma Karakolunun kullandığı çöplük alanda çöpler temizlendikten sonra zeminde battaniye içinde gömülmüş 8 cesede rastlandı. Daha önce de 12 kişinin cesedi bulunmuştu aynı alanda. Bugüne kadar onlarca Kürt ilinde toplu mezarlar olduğuna dair kayıp yakınlarınca ihbarlar yapılıyordu. Bu iddialar karşısında devlet yetkilileri ve katil subaylar, öldürülüp gömülenlerin PKK militanları olduğunu söylüyorlardı. Öldürülenlerin PKK’li olması, cinayetleri gizlemelerini ve cesetleri yok etmelerini haklı çıkarıyor bu zalimlere göre! Hiç kimseye hesap vermek gibi bir sıkıntıları yok. Çatışma sonrası öldürülen PKK militanlarının ölüsünü almanın bile suç olduğu bir ülkede, bu cesetlerden onlarcasını aynı kuyuya atmak niye hesap verilecek bir şey olacakmış ki devlet adına kurşun atanlarca! Üstelik bu kuyular açıldığında sivillerin hatta bebeklerin cesetleri bile çıkıyordu. Yıllarca bebek katilliği üzerinden kirli propaganda yapanlar, bu toplu mezarlara bebeklere ait cesetleri atmaktan çekinmiyorlardı. Askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybolanların, yaşadıkları yerleri, evlerini, ocaklarını devletin zoruyla terk etmeyenlerin izlerine bir daha rastlanmıyordu. Nerede bu insanlar? Hangi kuyunun, hangi mağaranın veya çöplüğün dibinde çürütülüyorlar?

Onlarca Kürt ilinde toplu mezar yeri olduğu iddia edilen yerler açılmayı bekliyor. Pek çok ilin farklı farklı bölgelerinde ne kadar kişi gömüldüğüne dair ihbarlar var. Bu ihbarları yapanlardan bazıları bizzat oralarda görevdeyken komutanları tarafından toplu mezar yerini kazan erler. Yapılan ihbarlara göre Siirt’te 15 mezar yerinde 206, Bitlis’te 13 mezar yerinde 251, Diyarbakır’da 19 mezar yerinde 216, Van’da 9 mezar yerinde 149, Batman’da 8 mezar yerinde 102, Hakkâri’de 6 mezar yerinde 68, Bingöl’de 5 mezar yerinde 57, Şırnak’ta 4 mezar yerinde 80, Mardin’de 4 mezar yerinde 35, Elazığ’da 1 mezar yerinde 50, Ağrı’da 1 mezar yerinde 41, Dersim’de 1 mezar yerinde 19, Iğdır’da 1 mezar yerinde 14, Gaziantep’te 1 mezar yerinde 10 kişinin cesedi gömülü. Bunlar sadece ihbar edilenler!

2003’te Diyarbakır’daki ilk toplu mezardan sonra Mardin, Dersim, Bingöl ve Bitlis gibi birçok ilde toplu olarak gömülmüş 87 cesede ulaşıldı. Bu cinayetleri haklarında hiçbir şey yapılmayacağına olan güvenle fütursuzca işleyenler, katlettikleri insanların cesetlerini kuyulara atarak, toplu mezarlara gömerek yok ettiler. Yok etmeye çalıştıkları yalnızca katlettikleri insanların bedenleri değildi; öldürmeden önce yapılan işkencelerin, kadın, erkek, yaşlı, genç ve hatta çocuk demeden söndürdükleri yaşamlarla ilgili tüm suçların delillerini de ortadan kaldırıyorlardı.

Kürt illerinde toplu mezar gerçeği ilkin 1989 yılında gündeme gelmişti. Bu tarihlerde Newala Qesaba’da (Kasaplar Deresi) çok sayıda ceset tespit edilmişti. Kayıp aileleri ve insan hakları örgütleri 200’ü aşkın insanın gömüldüğü Kasaplar Deresinin 20 yıldır açılmasını bekliyor. 2000 yılında ise mezar evlerde Hizbullah’ın kaçırıp, domuz bağıyla bağladıktan sonra işkenceyle katlettiği kişilerin cesetleri ortaya çıktı. TC devleti askeriyle, polisiyle, JİTEM’iyle, istihbarat elemanlarıyla Kürtler üzerinde her türlü baskıyı uygularken, bununla yetinmeyip Hizbullah’ı da kendi elleriyle besleyip, palazlandırıp o bölgedeki insanların kâbusu haline getirdi. Kürt illerinin toprakları Kürtlerin kanıyla sulandı, her taraf mezarlığa çevrildi adeta.

İşçisi, emekçisi, ezilen halklarıyla örgütlü bir toplum olmadığımız sürece katliamlar devam edecek. Buna engel olmanın da, yapılan katliamların sorumlularının yargılanmasının da tek bir yolu var; sessiz kalmamak ve mücadele etmek. Egemenler bizim mezarlarımızı kazmadan, biz onların ve düzenlerinin mezarını kazmalıyız.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 73, Nisan 2011