Navigation

“Aile Bütünlüğü” Adına Kadın ve Çocuk Haklarına Saldırı

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Ocak ayında, Meclis’te bulunan dört partinin ortak kararıyla ve “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi” amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu, HDP ve CHP milletvekillerinin muhalefet şerhi koyduğu bir rapor hazırlayarak geçtiğimiz günlerde Meclis’e sundu. Raporda, aile yaşamı, kadına dönük şiddet, toplum içinde bireylerin mutluluğu gibi konulara dair araştırmalar, istatistikler ve değerlendirmeler yer alıyor. Çözülmesi gereken temel mesele olarak ise aile içinde yaşanan sorunlar ve boşanmalar ele alınıyor. Boşanmaların giderek arttığı tespit edilerek, bu duruma dair çeşitli “çözüm” önerileri sunuluyor. Ne var ki 479 sayfalık bu rapora AKP zihniyeti damgasını basmış bulunuyor.

Söz konusu rapor, AKP iktidarının, çeşitli sorunların cenderesinde ezilen kadınlara ve çocuk istismarına nasıl bir yaklaşım sergilediğini, bu konularda nasıl bir zihniyet taşıdığını ortaya koyuyor. Komisyon toplantılarında, çeşitli kurum, kuruluş, üniversite ve STK’lardan toplam 70 kişi dinlenirken, kadın örgütlerini, kadın ve çocuk hakları savunucularını dinlemek yerine “mağdur” babalar, Boşanmış Babalar Platformu, Boşanmış İnsanlar ve Aileleri Platformu gibi erkeklerin mağdur olduğu algısının güçlenmesine yol açacak kişilere ve kurumlara söz hakkı verilmesi de bu zihniyete işaret etmektedir.

İktidarın kadın sorununa yaklaşımı, AKP milletvekillerinin komisyon toplantılarındaki tutum ve üsluplarına da yansıdı. Bir komisyon toplantısına sunum yapmak üzere davet edilen Eşitlik İzleme Kadın Grubu’ndan (EŞİTİZ) avukat Hülya Gülbahar’ın AKP’nin aile politikalarına ilişkin eleştirisini, AKP Isparta vekili Sait Yüce, suçlama olarak niteleyip, “sen önce muhalefet milletvekili ol, o zaman gel konuşalım” diyerek yanıtladı. Sonrasında ise sık sık sözünü kesip konuşturmamaya çalıştıktan sonra “ben sana haddini bildirmeye çalışıyorum” diyerek, kadın örgütlerinden bir temsilciyi muhatap almayacağını söyledi. Başka bir toplantıda da aynı vekil, Çocuk Vakfı’ndan Mustafa Ruhi Şirin’e “Kes sesini! Çık dışarı!” diye bağırarak mikrofon fırlatmıştı. Kadınlara söz hakkını çok gören, kadın ve çocukların haklarını yok sayan bu vekil, AKP’nin kadın hakları konusundaki yaklaşımına vekâlet ediyor aslında!

Raporda olumlu görülebilecek öneriler arasına sıkıştırılan pek çok husus, AKP’nin mağdur kadınlar ve istismara uğrayan çocuklarla ilgili gerçek yaklaşımını ortaya koyuyor. Bu erkek egemen, cinsiyetçi, ayrımcı ve gerici anlayış, kadınların ve çocukların var olan haklarının da elden gitmesine yol açabilecek önerilerde somutlaşıyor.

Çocuklar tecavüzcüleriyle evlendirilecek!

Son dönemlerde çocuklara yönelik taciz, tecavüz vakalarında patlama yaşanırken, komisyon raporunun bu konudaki önerileri adeta yaraya tuz basıyor. Raporda, “evlilikle sonuçlanan çocuğa cinsel istismar suçunun ‘rızai de olsa’ suç olarak kalması gerektiği, ancak sorunsuz ve başarılı devam eden evlilikler açısından 5 yıl denetim süresi getirilerek, bu sürenin sonunda denetimli serbestliğin mümkün hale getirilmesi” gerektiği söyleniyor. Yani tecavüzcünün tecavüz ettiği çocukla evlenerek cezasız kalması sağlanırken, tecavüze uğrayana daha çocuk yaşta altına girdiği “evlilik” yükünü 5 yıl boyunca taşımak dayatılıyor. Çocuklara yönelik tecavüzü bu yolla meşrulaştırmayı amaçlayan AKP iktidarı, bununla da yetinmeyip, tarafların her ikisinin de 15 yaşın altında olması durumunda bunun “şahsi cezasızlık sebebi” sayılmasına ilişkin bir yasal düzenleme yapılmasını istiyor. Yani tecavüzcü 15 yaşın altındaysa, işlediği suç suç olmaktan çıkarılıyor.

Şiddete uğrayan kadına koruyucu ve önleyici tedbirde süre kısıtlaması

Komisyon toplantıları boyunca boşanmış erkekleri kadınlardan daha fazla dinleyen kadın düşmanı AKP zihniyeti, komisyon raporundaki yasal değişiklik önerilerine de aynen yansımış durumdadır. Örneğin raporun “öneriler” kısmının 12. maddesinde şunlar söylenmektedir:

“6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 8’inci maddesinin üçüncü fıkrasında; koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmayacağı, önleyici tedbir kararlarının geciktirilmeksizin verileceği belirtilmiştir. Kanunun genel amacına uygun olması ve anlam bütünlüğünün sağlanabilmesi bakımından hem koruyucu hem de önleyici tedbir kararları için delil ve belge aranmaması hususunda ilgili maddeye ‘koruyucu ve önleyici tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaması durumunda tedbir kararının en fazla 15 gün verilebileceği’ ifadesinin eklenmesi yönünde mevzuatta düzenleme yapılması…”

Yani mevcut yasada tedbir süresi konulmadığı halde, komisyon raporunda, kadının süresiz korunması gereksiz görülüyor ve şiddete uğrayan kadın için delil ve belge sunamadığı sürece 15 günle sınırlı bir tedbir süresi isteniyor. Mevcut yasanın şiddete maruz kalan kadını korumak için son derece yetersiz olduğunu her yıl katledilen yüzlerce kadın kanıtlıyor. Durum buyken bu yasayı bile fazla görmek, kadının mağduriyetini daha da arttırmaktan ve kadını potansiyel katilinin pençelerine teslim etmekten başka bir anlama gelmemektedir. Aslında 2002-2015 yılları arasında 7427 kadının katledilmesi bile tek başına AKP’nin kadın politikalarını özetlemeye yetmektedir

Şiddete uğrayan kadın mesai saatlerinde karakola gidemeyecek

Komisyon raporundaki önerileriyle AKP iktidarı, şiddete maruz kalan kadınlara karakolların kapısını mesai saatlerinde kapatmak istiyor. Kadına şiddetin önlenmesine dair 6284 sayılı yasada “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk güçlerinin koruma tedbiri alabileceği” belirtilirken, söz konusu rapor, kadına yönelik şiddet vakalarının karakollar üzerinde yük oluşturduğunu ve bu nedenle bu yasanın değiştirilmesi gerektiğini savunuyor. Raporda, “gecikmesinde sakınca bulunan haller”in yeniden tanımlanarak, mesai saatleri içinde mülki amir ve hâkimin, mesai saatleri dışında ve resmi tatil günlerinde ise kolluk amirinin görevli olması hususunda ilgili kanunda düzenleme yapılması öneriliyor. Bu öneri, AKP iktidarının kadına yönelik şiddetin önüne geçmek için hiçbir şey yapmak istemediğini, aksine, şiddet uygulayan erkeğe arka çıktığını gösteriyor. Mevcut yasaya göre şiddete uğrayan kadın en yakınındaki karakola gidip koruma isteyebilecekken, öneri kabul edilirse mesai saatlerinde önce hâkime veya mülki amire gidip onları ikna etmesi gerekecek. Polis koruması altındaki kadınlar bile gün ortasında öldürülürken ve polis koruması talep eden çoğu kadın şiddet uygulayan kocasının yanına geri gönderilirken, bu değişiklik açıkça şiddet uygulayan erkeğe destek anlamına gelecektir.

Aile hukukuna ilişkin tüm davalar gizli yapılarak kadınlar yalnızlaştırılacak

Komisyon raporunda “aile mahremiyetinin korunması açısından aile hukukuna ilişkin tüm davalarda duruşmaların gizli yapılmasına yönelik olarak mevzuatta hüküm bulunmaması ailenin mahrem sorunlarına dair duruşmaların açık yapılması, tarafları mağdur etmektedir” denilerek, aile davalarına konu olan tüm sorunların sadece aile içindeki bireyleri ilgilendirdiği ve söz konusu davaların gizli yürütülmesi gerektiği söyleniyor. Böylece, bu davaları çeşitli kadın örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin izlemesinin ve müdahil olmasının önü kesilerek, mağdur durumdaki kadınlar yalnızlaştırılmak, adaletsiz kararların tartışılması engellenmek isteniyor.

Nafaka sınırlandırılarak kadının boşanması zorlaştırılacak

Boşanma, raporun ana konularından birini oluşturuyor. Boşanmanın giderek büyüyen bir sorun olduğu söyleniyor ve bu “sorun”un çözümü, boşanmaların zorlaştırılmasında, kadının nafaka hakkının sınırlandırılmasında aranıyor. Nafakanın sınırlandırılması caydırıcı bir unsur olarak kullanılarak, kadın evlilik zoruyla erkeğe bağımlı kılınmak isteniyor. Raporda, mal paylaşımı davalarının da süreye bağlanması, boşanmadan sonra mal paylaşımı davası için geçerli olan 10 yıllık zaman aşımı süresinin 1 veya 2 yıla indirilmesi öneriliyor. Erkeğin mülkiyet haklarını korumak için kadının nafaka hakkını kısıtlamak ve boşanma sonrası mal paylaşımı davasında zaman aşımı süresini kısaltmak isteyen AKP, eşinin ölümü durumunda kadına düşen %50 payı da gasp etmeye çalışıyor. Kısacası, ekonomik zor sopasıyla, kadınları işkenceye dönen evliliklere katlanmaya mecbur etmeye ve “aile kurumu”nu bu yolla “güçlendirme”ye uğraşıyor.

Şiddet ve boşanma davalarında arabuluculuk ve dinî rehberlik sistemi

Rapor, boşanma kararlarından vazgeçirebilmek için çiftlerin duruşma günü verilmeden önce aile danışmanına gönderilmesi konusunda düzenleme yapılmasını, boşanma davası sürerken ise tarafları aile danışmanına yönlendirme konusunda hâkime yetki verilmesini öneriyor. Ayrıca, 6284 sayılı yasaya aykırı olarak, boşanma davalarında ve şiddet durumunda uzlaşma ve arabuluculuk sistemi öneriliyor. Aile danışmanlığı hizmetlerinin kimler tarafından verileceğine dair mevzuat değişikliğinin istendiği raporda, “aile danışmanlığı alanında çalışacak uzmanların milli kültürümüze duyarlı olacak şekilde yetiştirilmesi” için de düzenlemeler yapılması öneriliyor. Psikolog, rehber-danışman gibi konunun uzmanlarının yanı sıra ilahiyat fakültesi mezunlarına da danışmanlık görevi verilmesi önerisi de bunun bir parçasını oluşturuyor.

Aile içi sorunların çözümünü muhafazakâr aile değerlerini güçlendirmekte gören bir anlayışın damgasını bastığı raporda, bu konuda Diyanet İşleri Bakanlığına özel bir rol biçilirken, Aile ve Dini Rehberlik Bürolarının daha fazla geliştirilmesi ve çiftlerin bu bürolara yönlendirilmesi de çözüm önerilerinden biri olarak sayılıyor. Danışmanlık hizmeti dinî bir perspektife oturtulmak isteniyor. İnsanların dinî inançlarını had safhada sömüren AKP iktidarı, toplumsal sorunları da dini kullanarak bastırmaya çalışıyor. Kadını erkeğin şiddetine teslim eden, çocuğun tecavüzcüsüyle evlendirilmesini meşrulaştırarak çocuk tecavüzlerinin yolunu açan, kadını boşanmaya kalktığında ortada bırakıp muhtaç hale düşüren, bu duruma düşmek istemeyen kadını boşanmaktan caydırmaya çalışan, şiddete uğrayan kadını koruma ve savunma görevini karakollara ve mahkemelere yük olarak gören AKP zihniyeti, her fırsatta dinî kurumları devreye sokmaya çalışıyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, “Aile içi şiddette, kadınla erkek arasındaki uyuşmazlıklarda devletin bu kadar polisiyle, askeriyle, hâkimiyle, psikologuyla, sosyal çalışmacısıyla, uzmanıyla, kadınla erkeğin arasına girmesi ne kadar doğru?” sözü, AKP’nin bu konuya bakış açısını gayet net özetliyor. Yani kadın dayak yerken, tecavüze uğrarken, katledilme tehditleri yaşarken devlet karışmasın! Ama camiler, kuran kursları, Aile ve Dini Rehberlik Büroları karı-koca arasına, aile işlerine, tüm sorunların üzerinin kapanması için karışabildiği kadar karışsın! İnsanları dinî duyguları burada da sömürüldüğü kadar sömürülüp, kader, fıtrat denilip yaşanılanlara katlanılsın, aile içinde yaşanılanlar “kol kırılır, yen içinde kalır” mantığıyla örtülsün! Devlet de, hükümet de polisiyle, askeriyle, hâkimiyle, Kürtlerle, sosyalistlerle, mücadeleci işçilerle, emekçilerle uğraşsın; topuyla, tüfeğiyle, copuyla, gazıyla, gözaltılarıyla, tutuklamalarıyla tüm muhalifleri yıldırmaya çalışsın!

Mevcut yasalar, kadına şiddet uygulayan, hatta katleden erkeği, haksız tahrikten, iyi halden, pişmanlıktan ceza indirimleriyle neredeyse ödüllendirirken, raporda talep edilen kimi düzenlemeler mevcut yasaların da gerisine düşüyor. Aile içi sorunlarda ve kadına şiddet konularında erkeği mazur gören anlayış, kadına yüklendikçe yükleniyor. Ama unuttukları bir şey var: Kadınlar kendilerine dayatılan eski yaşam tarzına, biçilen rollere artık daha fazla “hayır” diyor, kadınlar değişiyor, dönüşüyor. Erkekler daha statükocu davranırken kadınlar inanılmaz bir hızla evden dışarı doğru bir hayat örüyor. Bu da erkekle kadın arasında ciddi çatışmalara yol açıyor. AKP ne kadar çırpınırsa çırpınsın bu değişimin önünde duramaz. Elbette ki kadınların bu değişimi gerçek özgürlük mücadelesine doğru gelişmediği sürece, daha çok kadın kurban gidecek. Kadınlar toplumsal özgürlük mücadelesi içinde daha geniş bir şekilde yer aldıkça, toplum kadınıyla erkeğiyle daha hızlı bir dönüşüm geçirecektir. Kadınlar mücadeleye katılmadan kadının da erkeğin de zincirlerinden kurtulması, gerçek anlamda özgürleşmesi mümkün değildir!