Navigation

Ağustos 2018 tarihli yazılar

Memleketimden Dolar Manzaraları

Konumuz Ordunun berberleri. Yanlış okumadınız berberleri. Çünkü Ordu’nun Ünye ilçesindeki berberler bir araya gelerek “Amerikan tıraşı” yapmama kararı almışlar. Bu kararlarını da işyerlerinin camlarına asarak son günlerde hızla yükselen dolara karşı tepkilerini dile getirmişler.

Hindistan’daki İntiharlar ve Çelişkiler

Geçtiğimiz Temmuz ayında Hindistan’da bazı ailelerin intihar haberleri yansıdı basına. Bir ay içinde üç aile toplu halde intihar etti. Bu ailelerden biri 11 kişilikti, diğer ikisi ise 6 ve 9 kişilik. Bu üç aileden ikisinin (9 ve 6 kişilik olanların) intihar nedeni komşularının ifadelerine göre yoksulluk ve çaresizlik.

Kayıpların Ardından: “Tükenmedi Umudum, Solmadı Karanfilim!”

Onların haykırışları işkencelerle, katliamlarla, baskılarla, yasaklarla yok edileceği sanılan işçi sınıfının yeniden ve yeniden doğurduğu nice yiğit oğulların ve kızların mücadelesinde yankılanacak! Kayıplarımızın hesabı kazanacağımız dünyanın mücadele yolunda sorulacak!

23 Sentlik Askerlerden Biri: Koreli Sarı Oğlan

Nâzım Ustanın 23 Sentlik Asker şiirini her dinlediğimde, her okuduğumda babam “Koreli Sarı Oğlan” gelir aklıma. Nâzım Usta bilirdi dostunu, düşmanını. Nâzım Ustanın dostları dünyanın tüm ezilenleriydi. Severdi ezilenleri, kendi çocuğunu sevdiği gibi. Tanırdı ezilenleri, elini, yüzünü tanıdığı gibi.

Kapitalizmin Tarihsel Çıkmazında Ticaret Savaşları

Eğer küresel bütünlük kazanmış dünya ekonomisinin girift ilişkileri üzerinde bir ticaret savaşı cereyan ederse, bunun dünya pazarına etkisi, geçmişteki örnekleriyle karşılaştırılamayacak ölçüde yıkıcı olacaktır. Hiç kuşku yok ki ticaret savaşı, hem emperyalist savaşın yeni boyutlar kazanmasının hem de hegemonya krizinin çarpıcı bir ifadesidir.

Nitsa’ya Mektup

Bu cihandan bir devrimci kadın Nitsa Elanour geçti. Geçmişten bugüne kurban verdiğimiz milyonlarca insanımızın adlarının yanına gururla yazın onun adını da. Sevgimizle atsın yüreği, öfkemizle dolsun ciğerleri, kararlılığımızla yürüsün ayakları ve mücadelemizle yeşersin umudu. Kılıçlarımız bir kez de Nitsa Elanour için saplansın düşmanın o taş kalbine.

ABD ile Dalaşma, Yaptırımlar ve Sol

Hükümet ABD karşıtı söylemle milliyetçiliği kışkırtarak emekçilerin gözbağlarını daha da sıkılaştırıyor. “Ekonomik savaştayız”, “aynı gemideyiz” söylemlerinin işçilerden fedakârlık talep etmekle eş anlamlı olduğu ve milliyetçi histeri geriletilemezse bunun sınıf cephesinde yankı bulacağı ortadadır. Bu koşullarda yapılması gereken, hükümetin temel argümanlarını çürütmek için çalışmaktır.

Türkiye’yi Sarsan İki Uzun Gün

15-16 Haziran büyük işçi direnişi bizlere örgütlü işçilerin neler yapabileceğini gösteriyor. Bugünse sendikalı olmak isteyen işçilerin işten atıldığı, birçok toplu sözleşmenin işçilerin lehine gerçekleşmediği ve grevlerin yasaklandığı hatta greve çıkanların “terörist” diye yaftalandığı baskıcı bir dönemden geçiyoruz.

Krizin Sorumlusu Sermaye Düzeni ve Onun Efendileridir

Ekonomik krizin sorumlusu sermayedir, onun temsilcileridir, onun düzenidir. İşçi sınıfı sorumlusu olmadığı bu yıkımın yükünü sırtlanmayı reddetmeli, kendisine kurtuluşu vadeden iktidardan hesap sormalı ve asıl faturayı o, burjuvaziye ve kapitalizme çıkarmalıdır!

Karadeniz’i Talan Projesinin Sonucu: Sel Felâketleri!

Karadeniz’de mevsim yağışları nerdeyse her gün farklı bir ilde benzer sorunların yaşanmasına vesile oluyor. Bu yaşanılanlar doğal afet değil kâra kurban edilen doğanın çaresizliği! Sorunları bizzat yaratan egemenler yeni felâketlerin yaşanmaması için ucundan bile çözüm üretmek istemiyor, bölgede yaşanacak daha büyük tehlikeleri umursamıyorlar.

“Büyük Türkiye” Fotoğrafındaki Yerimiz

Büyük pankartın hemen önündeyse umut torbasını, ekmeğini sırtına yüklemiş 20’li yaşlarda kâğıt toplayıcı bir genç. Yüzünden yorulduğu, nefes nefese kaldığı rahatlıkla okunabiliyor. Fakat kim bilir belki de arkasında duran o büyük fotoğrafı hiç görmedi. Ya da gördüyse de, dönüp kendi hayatına bakıp “fakir evleri ziyaret etmek bana enerji veriyor” diyenleri anımsamış mıdır?

Şiddetle Beslenen Sömürü Düzeni

İktidar en küçük sese bile tahammül edemiyor, etmiyor. Bu sesin kadın-erkek ya da çocuk-genç-yaşlı olması fark etmiyor, tahammülleri kalmamış. Toplumun tamamıyla her noktada kendisine biat etmesini istiyor iktidar. Bu uğurda baskısını, zorunu, şiddetini hiç esirgemeden arttırmaya devam ediyor. Ve sonrasında da bunu yapanlar elini kolunu sallaya sallaya geziyorlar.

Kapitalizmin Krizi ve Yunanistan’da Yangın

Yaptığı grevlerde ve direnişlerde ciddi bir devrimci potansiyel taşıdığını ortaya koyan Yunan işçi sınıfının örgütlenmesi, Yunan sosyalistlerinin önünde duran en büyük görevdir. Sosyalistlerin düşeceği ve bir kısmının düştüğü en büyük hata ise reformizmin kıskacına kısılıp kalmaktır. Yunan ve dünya işçi sınıfını yangınlardan kurtaracak olan ise sadece ve sadece KENDİ İKTİDARIDIR!

Sermaye İçin Dikensiz Gül Bahçesi

Berat Albayrak’ın açıklamalarının özü şudur: Türkiye’nin sermaye açısından daha cazip hale gelmesi için, iktidar sermayenin önündeki tüm dikenleri temizlemekte ve muhalefet üzerinde de tam bir baskı kurmaktadır. Gelin hep birlikte iktidarın sermaye için nasıl bir sömürü düzeni kurduğuna ve işçi sınıfının haklarını nasıl tırpanladığına şöyle bir göz atalım.

Burjuva Siyasetindeki Çürüme

Tarihsel bir krize yuvarlanan ve daha fazla çürüyen kapitalizm her alanda bozucu, yozlaştırıcı ve gericileştirici etkisini gösteriyor. Bunlardan biri de burjuva siyaset alanıdır. Burjuva iktidarlar her yerde derin bir yozlaşma içindedir. Siyasetteki çürüme kendine uygun siyasetçi tipini de yaratmakta, öne çıkarmaktadır. Her şeyin çıkar ilişkilerine göre belirlenmesi, adam kayırmacılık, köşe dönmecilik, rüşvet, yolsuzluk vb. kapitalizmin hiçbir döneminde olmadığı kadar sıradanlaşmış ve genelleşmiş, kurumsallaşmıştır.

Yunanistan’daki Yangın Felâketi: Düşmanlığa Son!

İnsanların ve doğadaki diğer bütün canlıların yanıp kül olmasından mutlu olan bu zihniyetin tek nedeni bilinçlerini karartan milliyetçilik zehridir. Bu öyle bir zehirdir ki görüldüğü gibi insanın vicdanını yok edip böyle canice fikirler üretmesine neden olur.

Irak’ta Emekçilerin İsyanı

Irak’ta ABD işgaliyle ve ardından IŞİD’in baskı, şiddet ve infazlarıyla geçen yıllardan sonra emekçiler, geçim sıkıntısıyla baş başa kaldılar. Irak egemenleri, ülkenin zengin petrol yataklarından kendi servetlerini arttırmak için istifade ederken, emekçilerin payına işsizlik, artan yoksulluk, elektrik kesintileri, temel hizmetlerden yoksunluk düştü. Protesto dalgasının ülkenin güneyinde başlaması, Iraklı egemenlerin bundan sonra işinin kolay olmadığını ortaya koyuyor.

10 Ekim Davası: Hesap Daha Kapanmadı!

10 Ekim katliamıyla ilgili olarak açılan davada 571 sayfalık bir iddianame hazırlanmıştı ve 36 sanık hakkında 100’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyordu. Katliamın gerçek sorumluları, işbirlikçileri, destekçileri ve azmettiricileri açığa çıkarılmadı, yargılanmadı.

Bu Dünyaya Marx Geldi! /4

Marx yıllara meydan okuyan tüm yapıtları ve yaktığı devrimci meşalesiyle bugün aramızda yaşıyor. Onun ve yoldaşı Engels’in, işçi sınıfının devrimci mücadelesine miras bıraktıkları Komünist Manifesto hâlâ dünyada en çok basılan eserler arasında ilk sıraları korumayı sürdürüyor. Ve de bu çürümüş kapitalist düzen insanlığı yıkıma sürükleyen krizleriyle, kanlı savaşlarıyla, dayanılmaz toplumsal eşitsizlik ve baskılarıyla dünya işçilerini devrimci isyanlara çağırdığı ölçüde, Marksizmin ve Karl Marx’ın kıymeti gün geçtikçe daha iyi anlaşılacak.

“Türkülerimizden Korkuyorlar Robson”

Paul Leroy Robeson 1898 yılında Amerika’da doğmuş siyahî bir atlet, müzisyen, oyuncu, yazar ve sosyalisttir. Renginden dolayı okul yıllarından başlayarak ölümüne dek pek çok zorluk yaşamıştır. Kendi müzik grubunu kuran Robeson, Ku Klux Klan tarafından tehditler almaya başlamıştır. Sonrasında müziği bırakıp oyunculuğa dönmüştür.