Navigation

Temmuz 2018 tarihli yazılar

Faşizmi Durduracak Kum Taneleri

Gerçek hayatta yaşanmış bir olayı aktaran ve Hans Fallanda’nın aynı isimli romanından uyarlanan “Berlin’de Tek Başına” (Alone in Berlin) adlı film, orta yaşlı bir çiftin oğullarının savaşta ölmesinden sonra Nazi iktidarına karşı verdikleri direnişi anlatıyor. En karanlık dönemlerde bile mücadelenin çok çeşitli yolları olabileceğini gösteriyor.

İşçi Sınıfıyız, Koca Bir Aileyiz

Metrobüste gören herkesin ilgisini çeken minik bebek küçük çocukların da ilgi odağı oldu. Bir anne çocuğuna “sevdin mi bebeği” deyince çocuk, “onu televizyonda görmüştüm” diye cevap verdi. Oradaki diğer çocuklu anneler çocuklarına “hadi bir oyuncağını ona ver” diyordu.

Yunanistan’ı Yakan Kapitalist Düzendir

İşçi ve emekçilere başka bir halkın başına gelen belalardan zevk almayı propaganda eden egemenler, ırkçılığı ve düşmanlığı yükselterek halklar arasına duvarlar örmek istiyorlar. İşçi sınıfı bu tuzağa düşmemelidir. Egemenlerin aksine halklar ve işçi sınıfı kardeştir.

Zaferimize!

Bedrettin gibi dağlarda coşan / Veysel’den Nâzım’dan aldık bu aşkı / Sen ki ay ışığıydın yolumuzda / Sabah yıldızı gibiydin yüreğimizde / Sen ki dağların serinliğinde dost sıcaklığıydın umut. / Gözünde büyütmek değil her şeyi önemli kılan / Asıl sevmektir / Ve yürekte hissetmektir yaşamı

Türkiye’de Sansürün “Kaldırılışının” 110. Yıldönümü!

Yaşadığımız topraklarda basına yönelik sansür, ilk kez bundan tam 110 sene önce, 24 Temmuz 1908’de “kaldırıldı”. Ardından gelen yıllarda ise 24 Temmuzlar “Gazeteciler ve Basın Bayramı” olarak kutlanmaya başladı. Her sene olduğu gibi bu sene de çeşitli kademelerden devlet yöneticileri, burjuva politikacılar bugüne ilişkin “bayram mesajları” paylaştılar.

“Rüyalar Ülkesi”nde Milyonlar Aç!

Süper güç, silahlanmada en ön sıralarda yer alan, dünyanın dört bir köşesinde iş yürüten, “hayaller ülkesi” ABD ve aç insanların ABD’si. İşte gerçek bu! Bu durum sadece ABD’ye has değil. 23 ülkede bu oranın bariz bir şekilde artmış olması dikkat çekicidir.

Çocuklara Cinsel Saldırı Vakaları ve Manipülasyonlar

Kadınların, çocukların, hayvanların aslında tüm ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların haklarının gelişimi her daim mücadeleyle mümkün olmuştur. İşçi sınıfının kadınıyla erkeğiyle kapitalizme karşı verdiği mücadele bu hakların gelişiminde etkili olmuştur. Çocukların güzel günler göreceği, mutlulukla dolacağı, kadınıyla erkeğiyle tüm toplumun doğayla uyum içinde yaşayabileceği günler için hazırlanmalı, tek tek kişilerin değil suçu ve suçluyu yaratan kapitalizmin ipini çekmek için mücadele etmeliyiz!

Kadın Cinayetlerinin Suç Ortağı: Burjuva Medya

“Erkeğin bir bildiği vardır”, “kadın da öyle yapmasaymış” dendi. Her zaman şiddet uygulayan erkek, tecavüzcü ya da katil için bahaneler üretildi. Parkta hamile bir kadın tekmelendi, saldırgan serbest bırakıldı, TRT ekranlarında bir avukat “hamile kadın o karınla sokakta gezemez” diye buyurdu.

Sürekli Devrim ve Geçiş Programı

Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.

Kupanın İçinde Bir Top, Topun Ağzında Bir Dünya

Dünya futbol endüstrisinin en görkemli şovu haline gelen ve hiçbir masraftan kaçınmaksızın düzenlenen Dünya Kupası, bu yıl da ekran başına kilitlenen yüz milyonlarca futbolsever için büyük bir heyecan kaynağı oldu. Milli takımı listede yer alan ülke vatandaşları için ise aynı zamanda milli duyguların okşandığı bir meydan okuma aracına döndü.

Kapitalizmin Tarihsel Kriz Sahnesinde Büyüyen Göç Dalgası

Umut yolculuğu denizlerin karanlık sularında son bulan binler; savaştan, ölümden, açlıktan, işsizlikten kaçarak iyi bir yaşam hayaliyle yollara düşen, sınır kapılarında bekletilen, şiddete maruz kalan, hastalık ve açlıkla boğuşmak zorunda kalan, insanlık dışı kamplarda tutulan milyonlar; tacize, tecavüze uğrayan kadınlar ve çocuklar… Tarihsel krizin içinde debelenen kapitalizmin insanlığa yaşattığı cehennemin sadece bir kesiti bu.

Sınıf Penceresinden Bakmak Gerek

Bugün idamı getirmek, (bir kısım insanların haykırdığı gibi) “suçluyu Taksim Meydanında sallandırmak” ne çözüm olacak, ne de bu gibi yollarla sistemin içine düştüğü çürümüşlük koşullarında kadın ve çocuk tacizlerinin son bulmasını sağlayacaktır. İdam sehpasına ise kapitalist sömürü düzenine karşı çıkanlar çıkartılmak istenecektir. Çocuk tacizleri, kadına şiddet ve tecavüz son bulsun diye kapitalist sömürü düzenine karşı mücadele verenler yani…

Gezegeni Kim Yiyip Bitiriyor?

Kuraklık, buzulların erimesi, nesli tükenen canlılar, yoğun hava kirliliği! Dünyamız bir yok oluşa doğru sürükleniyor. Sorun ortada, burjuva bilim insanları da bunu inkâr etmiyor. Ama sorunun asıl müsebbibi teşhir edilip ona karşı mücadele edilmedikçe bu felâketten kaçılamayacağı da ortada.

Meksika’da Obrador’un Zaferinin Gösterdikleri

Obrador’un sınıf karakteri de politik duruşu da gayet net bellidir: Sosyal demokratlığın ötesine geçmeyen bir düzen solculuğu. Yaklaşmakta olan ekonomik çöküş sürecinde onun asıl işlevinin yükselişe geçme potansiyeli artan işçi hareketini düzen sınırları içinde tutmak olacağı da açıktır. Ancak Obrador’u iktidara taşıyan dinamikler onun şahsından çok öte bir anlam ve önem taşımaktadır. Öyle görünüyor ki Meksika’yı daha da hareketli günler beklemektedir.

Kâr Hırsının Bilançosu: 24 Ölü, 338 Yaralı!

Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde Uzunköprü-Halkalı seferini yapan yolcu treninin raydan çıkarak devrilmesiyle resmi rakamlara göre 24 yolcu hayatını kaybetti, 338’i ise yaralandı. 8 Temmuz Pazar günü göz göre göre gelen facia, resmi makamların sorumluluktan kaçan açıklamalarının aksine, alınmayan önlemlerin ve denetimsizliğin bir sonucu olarak gerçekleşti. Yaşanan tren kazasından sonra alınan ilk “önlem” ise kazaya dair haberlere ilişkin yayın yasağı getirmek oldu!

Ortadoğu’da Savaş Sona mı Eriyor?

Akıldan çıkartılmaması gereken en önemli nokta, Suriye savaşının, bugün yürüyen dünya savaşının bütününü değil, yalnızca bir cephesini temsil ediyor oluşudur. Savaşlar büyük güçler arasında, nüfuz alanlarını yeniden paylaşmak üzere yürütüldüğüne göre, elbet bir noktada taraflardan biri, o nokta ya da alanda, diğerinin üstünlüğünü kabul eder. Ama sözkonusu olan bir dünya savaşıdır ve mesela Suriye cephesinde bir tarafın ağır basması savaşın tamamen sonuçlandığı anlamına gelmez.

“Yansın Dünya, Bana Ne!”

“Fakir doyar evde yemekle, zengin oynar çekle senetle. …Zengine rezidans, fakire gecekondu. …Erkek yapar eder dediniz de kadının şiddette yararı ne…” Bir şarkıda geçen birkaç söz bunlar. Sözler basit ve kısa; müziği etkileyici, kolaylıkla gençlerin diline dolanıyor. En sıradan, aynı zamanda en çok eğlendiren hiç de politik görünmeyen şarkılar ve TV programları, kimi zaman en tehlikeli ideolojik propaganda araçları olabiliyor.

İşçiler Mücadele İçinde Değişir

İşçilerin siyasi ve toplumsal gelişmeleri kendi sınıf çıkarları açısından değerlendirebilmesi, bu çıkarlara uygun hareket edebilmesi, sınıf bilinci ve kimliği edinebilmesi tabiri caizse ha deyince olmuyor. Dönüşüm her alanda zor ve sancılı bir süreçtir. Söz konusu olan işçilerin dönüşümü olduğunda bu daha da zorlu bir süreçtir ve işçi süreklilik kazanan örgütlü mücadelenin bir parçası olmadan bu dönüşümü yaşama şansına sahip değildir.

Çocuklarımızın Güzel Günler Görmesi Bizim Elimizde

Burjuvazinin ahlâksız ikiyüzlülüğü karşısında işçi sınıfının yaşadığı sefalete ve çocuklarının karanlık geleceğine hayıflanarak geçireceği zamanı yoktur. İşçi sınıfı örgütlenip mücadelesini yükselttikçe çocuklarımızın da makûs talihi değişecektir. Başka türlüsü, Jones Ana’nın dediği gibi, “çocuklarımızı burjuvazinin kâr sunaklarına kurban vermektir”.

Celalettin Can’ın Silivri Cezaevi Tanıklığı

Yapılan konuşmalarda cezaevlerindeki mevcut durumun neredeyse 12 Eylül süreci ve 90’lı yıllar ile benzer olduğu vurgulandı. Siyasi mahpuslara yönelik tecridin gündelik hayatın bir parçası olduğu, hasta mahpusların durumuna bakıldığında ise sağlığın bir hak olmaktan çıkarılarak bir cezalandırma aracı haline dönüştürüldüğü dile getirildi.

Ali Oğlu Halit’in Garip Ali’si

Dedem Garip Ali, bir asır yaşadıktan sonra 2018’in Şubat ayında göçüp gitti bu dünyadan. Garip Ali, ailesinin I. Emperyalist Paylaşım Savaşında ve sonrasında yaşadıklarını ninesinden, anası ve babasından dinlemiş. Kendisi de eşine ve çocuklarına anlatmış. Ailesindeki ve çevresindeki insanlar Garip Ali dedemin anlattıklarının, o savaşların geride kaldığını düşünmüşler.

Bu Dünyaya Marx Geldi! /3

Manifesto’nun ilan ettiği gibi, komünistler hangi ülke söz konusu olursa olsun, mücadelede ulusalcılığa düşmemekle ve işçilere daima tüm proletaryanın dünya ölçeğindeki ortak çıkarlarını göstermekle yükümlüydüler. Komünistler bu anlayışla enternasyonalizm bayrağı altında mücadele yürütürlerken, diğer yandan ezilen halkların mücadelesinin tarihsel haklılığını kabul etmeli ve desteklemeliydiler.

Sinema ve İdeoloji, Hollywood ve Burjuvazi /3

Gerek süper kahraman filmlerine gerekse felâket filmlerine “kriz dönemi filmleri” de denilmektedir. Bu film türlerinin muhtevasını anlamak açısından herhalde bundan daha uygun bir tanım da seçilemezdi! 1970’ler, bu film türlerinin “altın çağını” yaşadığı bir dönemdi.

50. Yılında 1968 Devrimci Dalgası

Çok açık ki, dünya nüfusunun çoğunluğunu oluşturan emekçiler için sosyal ve ekonomik koşullar hiç de parlak değil. Kapitalizm gençlere bir gelecek vaat edemiyor. Kapitalizmin tek sunduğu umutsuzluk, hayal kırıklığı, öfke! ’68 kuşağı gibi, burjuva ideolojisiyle zihinleri dumura uğramamış bugünün gençleri de, azgın sömürü ve saldırganlık hırsıyla dünyayı cehenneme çeviren emperyalist kapitalist sisteme karşı giderek daha büyük öfke duyuyorlar.

What the June 24 Elections Indicate

The period in the run-up to the election reveals that a serious potential on the part of the masses is there in the struggle against the one-man regime. At least half of society does not want this new regime and its leader. Coupled with the recent practices of the government and the conditions that point to an economic crisis, these factors may cause serious vacillations among the working masses that voted AKP.