Navigation

Aralık 2017 tarihli yazılar

Rejim KHK’larla Yol Alıyor

Siyasi iktidarın attığı tüm adımlar, bütün ipleri tek adamın elinde toplayan bu totaliter rejimi kurumsallaştırarak, iktidarını mutlaklaştırma yolundaki tüm engelleri temizlemeye yöneliktir. Ne var ki bunu hiç de istediği hız ve pürüzsüzlükle gerçekleştiremiyor. Toplumsal muhalefeti sindirmek için devreye sokulan baskılar, işten atmalar, hapis cezaları muktedirlerin arzuladığı ölçüde etkili olamıyor. Siyasi iktidarın yarattığı kamplaşma, karpuz gibi ikiye yarılan toplum gerçekliğiyle, dönüp onu da vuruyor.

Sinema ve İdeoloji, Hollywood ve Burjuvazi /2

Pentagon (Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı), CIA (Merkezi İstihbarat Teşkilatı) ve ABD yönetimi ile stratejik ve organik bir ilişki içerisinde olan Hollywood, ürettiği filmleri büyük oranda siyasal sürecin ruhuyla örtüşen bir formda tasarlıyor. Üstelik öylesine devasa bir araç ki Hollywood, günümüzde dünya film üretiminin ve dağıtımının merkezi konumunda oluşundan ötürü, ABD emperyalizminin tüm dünyada kitlelerin bilincini manipüle etmesinde muazzam bir rol oynuyor.

Tekellerin Tahakkümü ve Artan Çelişkiler

Kapitalizmin içsel çelişkilerinin sistemi çıkışsızlığa sürükleyecek denli keskinleştiği bir tarihsel dönemden geçiyoruz. Bu durum kendisini pek çok görüngüyle ortaya koyuyor. Sermayenin yoğunlaşma ve merkezileşmesindeki olağanüstü hızlanmayla birlikte toplumsal eşitsizliğin akıl sınırlarını zorlayan boyutlara ulaşması bunun en tipik göstergesi. Üretim araçları ve dolayısıyla zenginlik giderek çok daha küçük bir azınlığın elinde toplanırken, toplumun büyük çoğunluğu sermayenin köleliğine ve yoksulluğa mahkûm ediliyor.

“Kıskandıran” Büyüme Ne Pahasına?

Dünya kapitalizminin içinde bulunduğu derin krizin belirlediği koşullarda ve bunlara eşlik eden kendine özgü sorunlarla Türkiye ekonomisi, krizin yıkıcı etkilerinin daha da fazla görüleceği bir döneme adım adım yaklaşmaktadır. Bu eğilim karşısında hükümetin yapacağı hamleler, mukadder sonu geciktirme dışında bir işe yaramayacaktır. Hükümetin, uluslararası koşulların yarattığı karambollerden yararlanarak geçiştirdiği ekonomik sorunlar büyüyen boyutlarıyla tekrar tekrar karşısına çıkmaktadır. Ancak AKP’nin ekonomideki manevra alanı daralmıştır.

DİB’den “OHAL’siz Türkiye” Kampanyası

Demokrasi İçin Birlik (DİB),  başlattığı “OHAL’siz Türkiye” kampanyasını, 21 Aralıkta, Beyoğlu Avrupa Pasajı Aynalı Geçit Etkinlik Merkezinde düzenlenen basın toplantısı ile duyurdu.

Bireylerin Benliği

Irk gerçekten nedir? Bir ırk, nasıl diğerlerinden daha üstün olabilir? Fiziki ve karakteristik özellikleri belirleyen en başta coğrafyadır. O topraklar bireyin hem dilini hem de rengini oluşturur. Dünyada çeşit çeşit insan var. Kimi erkek kimi kadın, kimi esmer kimi sarı, kimi Fince konuşuyor kimi Türkçe, kimi çekik gözlü kimi uzun boylu... Ama dünyada sadece iki sınıf var; işçi sınıfı ve patronlar sınıfı!

Kamu Hizmetini Kapitalist İşletmelere Dönüştüren Şehir Hastaneleri

AKP iktidarı her zamanki gibi tüccar zihniyetiyle hareket ederek milyonlarca emekçiyi mağdur edecek bir projeyi hayata geçiriyor. Şehir hastaneleri projesi zaten çürümüş olan sağlık sistemini daha da çekilmez hale getirecek. 25 yıl gibi bir insan yaşamında hiç de kısa olmayan bir süre için sözleşme imzalayan AKP iktidarı işçilerin çocuklarının ve hatta torunlarının sağlık hakkını gasp etmekle kalmıyor, onları şimdiden sermayenin büyümesi uğruna ağır bir borç yükünün altına sokuyor. Sağlık hizmetini ticarileştirmenin sonucu koruyucu sağlık hizmetinden vazgeçerek toplumu daha da hasta etmektir.

Bolşevik Kadınlar

Hayatını adayan Nadejda Krupskaya, fedakâr Klavdiya Timofeyevna Sverdlova,  amansız savaşçı Yelena Dmitriyevna Stassova, uzlaşmaz Aleksandra Kollontay, direnç çiçeği Inessa Armand… Daha niceleri. Onlardı erkek işçi kardeşleriyle dünyaya aydınlık kapıyı açanlar. Kızıl bayrağı geleceğe taşıyanlar!

Ortadoğu Savaşı, Kudüs ve Filistin Sorunu

ABD’nin aldığı bu yeni karar, Üçüncü Dünya Savaşının hâlihazırdaki merkezi olan Ortadoğu’da kaynayan kazanın altına yüklü miktarda odun atılması anlamına gelen gayet de bilinçli bir karardır. Net konuşmak gerekir, ABD’nin istediği tam da budur: Yangını büyütmek, yıkımı derinleştirip yaygınlaştırmak, sonuçta eğer emellerine ulaşabilirse Ortadoğu’daki hâkimiyetini pekiştirip, bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etmek.

Mutluluğun Tarifi

Eyy mutlu insan! / Nasıl mutlu olabiliyorsan / Bana da anlatsan… / Nasıl gülünüyor meselâ karnın yırtılıncaya kadar / Ama / Ardından / Salya sümük ağlamadan / Eyy mutlu insan / Bir tarifi var da eğer vermiyorsan / İki elim yakandadır … bilesin.

Sistem Çürüdükçe Hastalık Saçıyor!

sosyal bozulmanın kaynağı çürüyen kapitalizmdir, insanları boğan tek adam rejimidir. Egemenlerin marifetiyle işçi-emekçiler öyle bir duruma getirildi ki, evde, işte, sokakta aslında hayatımızın her alanında bir gerilim söz konusu. AKP bu gerilimi artırmak için elinden geleni ardına koymamaktadır. İşçileri suni ayrımlarla kutuplaştırıp, düşmanlık tohumları ekmektedir. İşçileri bölen politikalara her geçen gün daha da hız vermektedir. Birbirlerinden kopan işçiler yalnızlaşmaya başlarlar. Yalnızlaşan insanlar dayanışma duygusundan da yavaş yavaş uzaklaşırlar.

Hegemonya Krizinin Kucağında Otoriterleşen Polonya

Bazı ülkelerde, daha önceleri çok cılız olan faşist hareketlerin son dönem seçimlerinde meclise girebilecek kadar güçlendiğini görüyoruz. Meselâ Almanya’da AfD önce eyalet seçimlerinde oylarını arttırdı ve ardından da 24 Eylülde yapılan seçimlerde 3. parti olarak federal meclise girmeyi başardı. Ekim ayında yapılan Avusturya seçimleri de aşırı sağın güç kazanması bakımından kıtanın diğer ülkelerinde yapılan seçimleri takip etti. Polonya’da ise faşizan söylemleriyle öne çıkan bir parti olan PiS (Kanun ve Adalet Partisi) 2015 yılında tek başına iktidar olarak ülkeyi hızlı bir şekilde otoriter bir çizgiye taşıdı.

Gerçekler ve Burjuva Medyanın Gerçekleri

Şimdi geçmişi bir hatırlayalım. 2010 yılında Gazze’ye “yardım” malzemesi götüren Türk bandıralı Mavi Marmara gemisine İsrail devletinin saldırması sonucu 10 kişi hayatını kaybetti. O dönemde de bugünkü gibi esip gürleyen hükümet, söylediğini yapmadı. İsrail’le ne askeri, ne ekonomik ilişkisini kesti. Yetmedi, 2016’da İsrail’le bir anlaşma yapıldı.

Lenin'e!

işte orada / Lenin / iktidarı sovyetlere veriyor / toprağı köylüye / yarenleri çepeçevre sarmış etrafını / gururlanıyorlar / ve meydan okuyorlar burjuvaziye

Geçmişi Sorgulamaktan Kaçınmak

Unutmayalım ki, tüm dünya işçi sınıfı SSCB’de “komünizmin varlığı” iddiasıyla hem burjuvazi hem de Stalinist bürokrasi tarafından yarım asırdan uzun bir süre kandırılmış, bu durum yapay kutuplaştırmaların ve soğuk savaşın gerekçesi olarak kullanılmış ve sonuçta dünya proleter devriminin önündeki ciddi bir engel haline gelmişti. Evet onun yıkılışı yeni dünya savaşının önündeki engeli kaldırmıştır, ama kapitalizmin gerçek yüzünün görülebilmesini de, bu sömürü sistemine karşı tüm dünyada tepkilerin yükselişinin de önünü açmamış mıdır? Yapılması gereken, bugünkü kötü koşullara bakıp Sovyet bürokrasisinin despotik düzenini nostaljik bir özlemle yad etmek değil, proleter devrimin savaşlar ve derin krizlerin dölyatağında olgunlaştığı gerçeğinden hareketle geçmişten gerekli dersleri çıkartıp devrimci mücadeleyi yükseltmektir.

Nükleer Tehdit Gün Geçtikçe Büyüyor

Egemenler büyük paralar harcayarak ürettikleri diğer silahlar gibi nükleer silahları da depolarda çürümeye bırakmayacaklarını göstermişlerdir. Dünyamızı yok edecek düzeyde korkunç silahları ellerinde bulunduran egemenlerin bunları kullanmayacaklarını düşünmek yerine bu silahların, bu silahları üreten sermaye düzeninin varlığını ortadan kaldırmanın elzem olduğunu unutmamalıyız.

Biz Yolumuzda Yürüyeceğiz

Ekim Devrimi bize güçlü olduğumuzu hatırlatıyor. İşçilerin kadınıyla erkeğiyle neler yapabileceğini gösterdi. Tabii biz bu yoldayken karşımıza yine zorluklar çıkacak, bizi durdurmak isteyenler olacak. Bize inanmayanlar ve bizi dinlemeyenler çıkacak. Ama Marx’ın da dediği gibi; sen yolunda yürü, bırak ne derlerse desinler!

Vergiler Emekçilerin Sırtına, Sermaye Vergi Cennetlerine!

Sermaye bir taraftan işçi sınıfının artı-değerine el koyarak onu yoksulluğa mahkûm ederken, diğer taraftan vergi yükünü de işçi-emekçi kesimin üzerine yıkar. Ne yazık ki bu gerçeklik ideolojik bombardımanın altında olan işçi sınıfı tarafından kolayına anlaşılmaz. Özellikle milliyetçilik bu noktada emekçilerin gözünü bağlar. Burjuvalar astronomik paralar kazanmalarına rağmen ödedikleri vergiler devede kulak kalır. İşçiler ise tüm yoksulluğa rağmen vergi yükünün önemlice bir kısmını sırtlarlar.

Yolumuzu Açanlara Selam Olsun

Ekim Devrimi biz işçilere de eşsiz deneyimlerle dolu bir miras bıraktı. Bolşeviklerin sıkılı bir yumruk gibi yaşamlarımıza girip yüreğimizin en kıymetli yerinde taht kurmaları bizi hem onurlandırıyor, hem de gururlandırıyor. Bu yolda nice kadın, erkek, genç, yaşlı insan yaşamını yitirdi, büyük acılar ve çileler çekti.

Yabancılaşma Üzerine

Marx, ekonomik temelde gerçekleşen emeğin yabancılaşmasının, insanın kendine, diğer insanlara, türüne ve doğaya yabancılaşmasıyla boyutlanarak üstyapıda yarattığı geniş kapsamlı etkilerini asla gözardı etmedi. Buradan hareketle belirtmek gerekir ki, yabancılaşma olgusunu en geniş kapsamıyla kavrayabilmek için esas kaynak Marksist çözümlemelerdir.

Öğretmenimiz Ekim Devrimi

Marksist Tutumcu öğretmenler olarak insanlık tarihinin en büyük öğretmenlerinden biri olan Ekim Devriminin dersine girdik. Bu sefer sıralarda oturan bizdik.

Suriye Savaşı Nereye?

Suriye’de halklara büyük acılara mal olan emperyalist paylaşım savaşının kısa vadede bitmeyeceği açıktır ama mesele bundan da ibaret değildir. Ortadoğu savaşının Suriye cephesi kapansa ya da çatışmalar gerilese bile, emperyalist güçler, büyük savaşı hem bölgede hem de diğer paylaşım alanlarında yeni cepheler açarak yayma doğrultusunda hazırlıklarını yürütüyorlar.

Mücadelenin Halkası Olalım

Bugün de dünyamız 100 yıl öncesinden farklı değil. Hatta fazlası var eksiği yok. Burjuvazi kendi çıkarları temelinde insanlığı yok oluşa sürüklüyor ve işçi sınıfını kandırıyor. Ortadoğu’da savaş olanca hızıyla sürüyor, Asya-Pasifik’te sıcak savaşın başlamasına ramak kalmış durumda. Ortadoğu’daki savaştan kaçan binlerce insan yollarda denizlerde boğularak ölüyor. Açlık ve yoksulluk giderek artıyor, tüm dünyada ülkeler bütçelerini silahlanmaya ayırıyorlar, devletler birbirlerini nükleer silahlarla tehdit ediyorlar, Avrupa’nın göbeğinde bombalar patlıyor; çevre sorunu büyüyor, işsizlik artıyor, faşizm-ırkçılık tüm dünyada yükseliyor, otoriter rejimler yayılıyor.

Sağlık Sistemi Alarm Veriyor

AKP’nin “sağlıkta devrim yaptık” diyerek övündüğü “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın yarattığı sorunlar artıyor. Yıllar geçtikçe halının altına süpürülen ve gözlerden gizlenen ama giderek biriken bu sorunlar acı meyvelerini vermeye başladı. AKP’nin hemen her seçimde yoksul emekçilerden destek görmesinde özellikle sağlık hizmetleri alanında attığı bazı olumlu adımların ve yarattığı algının büyük payı vardı.

Gülmen ve Özakça Davasında Beraat, Hapis Cezası, Tahliye!

34 kiloya düşene dek tecritte tutulan Nuriye Gülmen ve üç duruşma önce salıverilen Semih Özakça açlık grevlerine devam ediyorlar. İç ve dış kamuoyunun basıncından kaçınıp, “hapiste öldüler” dedirtmemek için iki eğitimciyi serbest bırakan iktidar, bir yandan da işe iade konusunda geri adım atmayarak onları ölüme mahkûm ediyor.

“Ben Böyle Bir Dünyada Yaşamak İstemiyorum”

Adalet olmadığını söyleyen Erdoğan çok doğru söylüyor. Egemenlerin saraylarda, emekçilerin, işçilerin ise açlık ve sefalet içinde yaşadığı, yoksulluğun kol gezdiği, kadına şiddetin körüklendiği, savaşların milyonların canını aldığı bu düzende adalet yok. Türkiye, dünyanın geri kalanından farklı mı?

İnsanlık Tarihi ve İktidarın Tarih Körlüğü

MEB, Adıyaman’ın Kâhta ilçesinin kuzeyinde yer alan ve Toros sıradağlarının parçası olan Nemrut Dağındaki heykelleri “inançsızlığın, ahlâksızlığın, çirkinliklerin ve putperestliğin merkezi” olarak anlatıyor öğrencilere. Çocuklara putların kırılışının anlatıldığı derste Nemrut’taki heykeller sıralanıyor. MEB kitaplarını yazan uzmanlar Kral Nemrud’la Nemrut dağının arasındaki farkı anlamayacak kadar kör, cahil olmuşlar. AKP hükümetinin tarihi kalıntılara saldırısı ilk değil elbette.