Navigation

Kasım 2017 tarihli yazılar

“Bu Toprakların Gerçek Sahipleri”

Tüm varyasyonlarıyla “bu toprakların asıl sahipleri” söylemi kategorik olarak mahkûm edilmesi gereken bir söylemdir. Devrimci işçi sınıfının bakışında şu ya da bu topraklar hiç kimsenin malı olmayıp, barındırdığı tüm zenginliklerle gezegenin tamamı, üzerinde yaşayan milyarca işçi-emekçinin ortak malıdır. Diğer taraftan mesele “bu topraklara” ait olmak değildir. Mesele tarihin ve toplumsal hayatın asıl derin belirleyeni olan sınıf meselesidir, hangi sınıftan olduğundur, hangi sınıfın yanında durduğundur.

Karanlığınız Sonsuza Dek Hüküm Sürmedi, Sürmeyecek

Gülün Adı filmi 13. yüzyılda İtalya’da bir manastırda yaşananları konu edinen aynı isimli romandan uyarlama. Manastırda yaşanan cinayetler üzerinden Ortaçağ Avrupa’sına ışık tutuyor. Ortaçağda halk açlık ve yoksulluk içinde kıvranırken, din adamları ve yöneticiler halktan aldıkları vergilerle bolluk içinde yaşıyorlardı.

Aşırı Çalışma ve Borç Batağındaki İşçi Sınıfı

On beş yıllık AKP iktidarı dönemi, kapitalizmin toplumu tam anlamıyla kıskacına aldığı bir dönem olmuştur. Bunun çarpıcı boyutlarından birini, tüm yönleriyle kredi mekanizmasının tepe tepe kullanılmasında, işçilerin borç batağına saplanmasında görüyoruz. Bu bataklıkta borcu borçla kapatmaya çalıştıkça işçi sınıfı daha da batıyor. Bunun sosyal, psikolojik ve kuşkusuz siyasi sonuçlarını da en ağır biçimde yaşıyor. Bir yanda satılmayı bekleyen devasa bir ürünler yığını, diğer yanda temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanan kocaman bir işçi sınıfı!

Selam Olsun Yolumuza Işık Tutanlara!

Bizler, tarih bilinci edinmeye çalışan gençleriz, Marksist Tutum okurlarıyız! İnanıyoruz ki karanlık aydınlığa dönecektir. Ancak günü kendiliğindenliğe terk etmek yok! Yüreğimizde ve bilincimizde kuşku ve korkuya yer yok! Koşulları ve ona uygun görevleri kavrayıp yerine getirirsek ışık çekirdeklerini ekebiliriz. Şairin dediği gibi, dünyayı sarsan büyük sıçramalar birikmiş şuurlarla gelir.

Güney Kore’de Askeri Diktatörlüklere Karşı Mücadelenin Otuz Yılı /2

20. yüzyılın ilk yarısında Japon sömürgeciliğine ve ardından da ABD işgaline karşı verdikleri büyük mücadelelerin içinden geçerek pişen Koreli işçiler, kökleri buralara uzanan militan bir gelenek yaratmışlardır. Bu gelenek, diktatörlere ve sermayeye karşı verilen görkemli mücadelelerle bugünlere taşınmıştır. Nitekim zamanında askeri diktatörlükleri yıkan Güney Koreli işçiler, geçtiğimiz yıl Park Guen-hye’ı koltuğundan ederken bu militan ruhu koruduklarını bir kez daha kanıtlamışlardır. Bugünlerde Pasifik’te kanlı emperyalist planlarla emekçiler adım adım savaş cehennemine itilirken, böylesi militan bir geleneğe sahip olan Kore işçi sınıfı, bir kez daha, Pasifik’te ve tüm dünyada önemli bir devrimci rol oynayabilir.

Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm

"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.

Toplumsal Atmosfer Kadına Şiddeti Körüklüyor

İktidarın körüklediği nefret ve düşmanlık duygusunun yarattığı körleşme elbette sonsuza kadar sürmez, emekçi insanların gözü açılır. Tarihte çok kereler olduğu gibi işçi sınıfı bu körleşme durumundan sıyrılıp gerçekleri görür, yeter diyerek ayağa kalkar. Kadın ve erkek işçiler el ele verir, şiddet yaratan kapitalizmi alaşağı eder.

O Sensin!

Göz kapakları ağırlaşmıştı. Biraz zorlayarak göz kapaklarını araladı. Ne olduğunu, nerede olduğunu hatırlayamadı. Vücudunu hissetmiyor gibiydi.  Başı zonkluyordu. Sağ kolunu inleyerek kaldırıp alnına götürdü. Alnı, saçları, yüzü ıslaktı. Bu ıslanmışlığı anlamak için eline uzun uzun baktı. Kan vardı elinde. Kolu da kan içindeydi.

Bu Neyin “İkrarı”, Neyin İsyanı?

Dünyanın beşten büyük olduğu kafalara iyice kazındı da, sorulacak olsa “Beşten büyük de kaçtır meselâ?” diye, verilecek cevap özünde; “İçinde ben de olacaksam 6 olsa kâfidir” şeklinde okunabilir. Çünkü mesele dünya ezilenlerinin maruz kaldığı yoksulluk, savaş, eziyet, acı değildir aslında. Timsah gözyaşlarıyla dillerinden düşürmedikleri Müslüman halklar da değildir. Gerçek mesele, yani adalet adı altında yaygarası kopan şey, zalimin zulmünden öte bu zulüm düzeninden kimin daha fazla nemalanacağıdır.

Ahmet Yıldız Bu Ortalamaya Girer mi?

Ortalamaya vuruluyor artık her şey. / Bin dört yüz Türk lirası alır meselâ / Asgari ücretli bir işçi bir ayda / Fakat / Yıllık on bin dolarmış / Kişi başına düşen gelir ortalama / Ekmek ortalama / Aş ortalama / Ve memleketimizde / Seksene dayanmış güya yaş ortalama

Milliyetçiliğin Kör Ettiği Zihinler

Depremin merkez üssünün Kürdistan bağımsızlık referandumunun yapıldığı kentlerden biri olan Süleymaniye olması nedeniyle Kürt düşmanlığı bir kez daha açığa çıktı. İnsanlar canının derdindeyken, bazı insanlar –ki bu topraklarda da aynı acıyı 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde yaşadığımız halde– sosyal medyada nefret içeren ırkçı paylaşımlar yayınladılar. Milliyetçilikten gözü dönmüş birtakım yaratıklar,  insanın aklının alamadığı, insanım diyenin dilinin varamayacağı paylaşımlarla Kürt halkına olan nefretlerini kustular.

Ekim Devrimi, Sanat ve Etkileri /II

Ekim Devrimi her alanda köklü değişiklikler yarattı ve geride muazzam bir deneyim bıraktı. Asıl tutulması gereken halka da burasıdır. Ekim Devrimi, kapitalizm altında nesnel bir imkâna kavuşan sınıfsız toplum için verilen mücadelenin en görkemlisi ve muzaffer olanıdır. Kapitalizm tarihsel bir krizle boğuşuyor ve insanlığı her alanda çürütüyor. “Üretici güçler gelişip sınıfsız bir toplumun zeminini döşerken, burjuvazi hem üretici güçlerin sınırsız gelişmesini engellemekte hem de bu üretici güçler üzerinde yeni bir toplum kurulmaması için gerici bir mücadele yürütmektedir. Bu gerilim bir taraftan kriz ve savaş, öte taraftan ise toplumsal çürüme olarak kendini açığa vurur.

Sürekli Yaz Saati İnadı

AKP hükümeti, kalıcı yaz saati uygulamasını ağzından düşürmediği “enerji verimliliği”, “enerji tasarrufu” laflarıyla güzelleme yaparak hayata geçirdi. İşçi ve emekçilerin hayrına ne varsa tedavülden kaldıran ve yerine sinekten yağ çıkaran uygulamalarını sokan AKP, sürekli yaz saati uygulamasıyla işçilerin yaşamlarını kötüleştirme yolunda bir adım daha atmış oldu. Böylelikle kapitalist düzenin yarattığı tüm hastalıklardan nasiplerini alan işçi ve emekçiler, kalıcı yaz saatinin yaratacağı zararlardan da nasiplerini alacaklar.

Ekim Devrimi Sınıf Devrimcilerine Yol Gösteriyor!

Biz sınıf devrimcileri insanın insanı sömürmediği, sınırların ve sınıfların olmadığı, savaşların olmadığı, insanca yaşayabileceğimiz bir dünya istiyoruz. Böylesi bir dünya mümkün. Kapitalizmi alaşağı edecek kudret devrimci işçi sınıfının ellerinde yükselecektir. Kapitalizmin üzerine karabasan gibi çöken korkulu rüyası budur! Kapitalizm er ya da geç tarihin çöp sepetine gidecek.

Tarih Yeniden Yazılacak

Uyanın zalimlerin zulmüne direnen Spartaküsler, / Şeyh Bedrettinler, Lyon ve Parisliler / İşçiler, katillerinizi kendi kanlarında boğacak. / Ve tarih hayatı üretenler için yeniden yazılacak!

“Faşizmin Nifakı”

Böyle değildi bu kavak ağaçları. / Dalları yapraksız; / yaprakları şarkısız olmazdı. / Sokaklarda fink atardı kediler, / bir arabanın altından diğerine korkarak kaçmazdı. / Kuşlar, / “cik” leyip uçmazdı hemen / dokundurmadan dallara ayaklarını.

Kindarlaştırma Siyasetiyle Bozulan Toplumsal Doku

Erdoğan, tüm devlet gücünü kendi elinde toplamak, iktidarını tartışılmaz kılmak ve gücün mutlak sahibi olmak istiyor. Bu gayeyle milliyetçilik, ayrımcılık, kindarlık toplumun derinlerine işlenmek isteniyor. Yürütülen siyasetle baskının ve saldırganlığın dozu her geçen gün arttırılıyor. Polisiyle, ordusuyla, mahkemeleriyle, hapishaneleriyle, devletin tüm baskı aygıtları “kendinden olmayanlara” karşı dizginsizce kullanılıyor. Toplumun bir kesimi düşmanlaştırılıp cezalandırılırken, diğer kesimi de korkutulup sindirilerek faşizmin destekçileri haline getiriliyor. Çıkışsızlık arttıkça çürüme ve yozlaşma kaçınılmazdır.

Ekim Devrimini 100. Yılında Coşkuyla Selamlıyoruz

Bizler tekstilde çalışan kadın işçiler olarak Ekim Devriminin 100. yılını coşkuyla selamlıyoruz. Bizler ancak bilinçli ve örgütlü işçiler olduktan sonra Ekim Devriminin önemini ve tarihini öğrendik. Bugün tek adam-tek parti rejiminin dayatıldığı, baskıların alabildiğine arttığı bir süreçten geçmekteyiz. Fakat tarih gösteriyor ki örgütlü işçiler asla karamsarlığa düşmezler. İşçiler 100 yıl önce Çarlığı yıkarak kendi iktidarlarını kurdular.

Hong Kong’un Tabut Evleri!

Kapitalizm altında artarak devam eden bu karşıtlık ve çelişkinin uç örneklerinden biri de Hong Kong’un tabut odalarıdır. İnsanı hayrete düşüren, insanlık adına utanç verici bir tablo ortaya koyan bu tabut odalar 1,5 ilâ 12 metrekare genişliğindeler ve bu odalarda yaşayanlar kafese tıkılmış gibi bir hayat sürdürüyorlar. Yattıkları yerde yemek pişiriyor ve yine aynı yerde tuvalete giriyorlar!

Zaman Makinesi: Hayaller ve Gerçekler

İnsanlar zaman zaman hayaller kurarlar. Kimi çalıştığı tezgâhın başında, kimi bir araçta seyahat halindeyken, kimi ise evinde televizyon izlerken dalıp gider hayallere. İçinde yaşadığı dünya o kadar kasvetlidir ki bir kaçış, kurtuluş olur hayal kurmak insanlar için. Bazen hayallerinde yaşadığı sorunlardan biraz uzaklaşıp nefes alır insan. Bazense karşılaştığı zorlukların üstesinden gelir. Umutsuz yaşayamaz insan, o yüzdendir ki hayal kurmak umut etmekten gelir.

Genç İşsizler “Rahatsız”!

Son yıllarda katlamalı bir şekilde sayıları artan bu genç işsizler ve güvencesiz işleri olan gençler için sorunlarını yaratan asıl kaynak kapitalist sistemdir. Yaşanan derin ekonomik krizin yarattığı koşullar da sorunun kaynağını fark etme konusunda bu gençlerin gözlerini açacak pek çok durumun ortaya çıkmasını sağlıyor. Mutsuz ve umutsuz hale gelen bu gençlerde bir süredir kapitalist sistemi sorgulayan bir öfkenin biriktiğini söyleyebiliriz. İleri kapitalist ülkelerdeki bazı gelişmeler bunu bize net bir biçimde gösteriyor.

Ekim Devriminin Işığı Yolumuzu Aydınlatmaya Devam Ediyor!

Bugün içinden geçtiğimiz dönemde toplumsal çelişkiler yüzyıl öncesine göre çok daha artmış durumda. Kapitalizm insanlığa iyi bir gelecek umudu vermiyor. Savaş, ölüm, açlık, yoksulluk, sefalet, baskılar, şiddet, işsizlik, umutsuzluk vs. dışında insanlara hiçbir şey vaat etmiyor. İnsanca bir yaşam için, insanlığın geleceği için tek çözüm kapitalist sistemin tüm kurumlarıyla birlikte yıkılıp tarihin çöp sepetine atılmasıdır. Nasıl mı? Dönüp tarihimize, geçmişimize bakarak, Ekim’den dersler çıkartarak, oradan almamız gereken deneyimleri alarak ve yolumuza devam ederek.

Jinê Cihanêra…

Ey jinê cîhanên bin dest / Armanca meye yekemîn / Em sitran, helbest û coşa xwe / Li ser rewşa şoreş û şoreşger’ıyê zêde bıkın. / Agırê rizgariyê bi hevîya xwe şinkın

Ortadoğu Savaşına Yeni Halkaların Eklenmesine Doğru

Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, bölgede yürüyen savaşın sona ermek şöyle dursun daha da derinleşeceğinin ve yeni halkalarla büyüyeceğinin işaretlerini veriyor. Savaş bazı cepheleri şimdilik kapatarak ve fakat bir yandan da yeni cepheler açarak devam ediyor. İster bugünkü gibi devam etsin ister topyekûn bir kapışmaya dönüşsün, mevcut dünya savaşı insanlığı büyük bir yıkımın eşiğine getirmiştir. Bu yıkımdan kurtulmanın tek yolu dünya işçi sınıfının kapitalist sömürü sistemine karşı devrimci mücadeleyi yükseltmesidir.

Okulda Siyaset Yapılmaz mı?

Üniversite öğrencileri olarak 2018 öğretim yılına yaklaşırken, üniversitelerdeki mevcut durumu aktarmak istedik. Zaten 7 Haziran seçimlerinden itibaren üniversiteler abluka altına alınmaya başlanmış, ÖGB ve çevik kuvvet el ele öğrencilerin tepesine çöreklenmişti. OHAL’in ilanı ile devam eden süreçte üniversiteler iyice iktidarın kıskacı altına alındı. Duvarlarında devrimci sloganların, taleplerin, afişlerin yer aldığı fakülteler, yemekhaneler boya badana ile muhalif her türlü fikirden arındırılmış durumda.

Savaşın Yıktığı Sağlık Sistemi

Yetersiz hizmetin ve savaşın bedelini hem Suriyeli hem Türkiyeli çocuklar ödedi. Dünya Sağlık Örgütü, savaşta olan ülkeleri çocuk felci bakımından yüksek riskli ülkeler arasında sayıyor.

Şanlı Ekim Devrimi 100. Yılında Işık Saçıyor

Ekim Devrimi insanlığın kurtuluşunun işçi sınıfının ellerinde olduğunu kanıtlamış şanlı bir zaferdir. Zamanın koşullarını düşünecek olursak bugünkü şartlara göre belki de daha zordu mücadele. Çünkü yaşanan her şey ilk kez tecrübe ediliyordu. Biz yeni kuşak işçiler o kıymetli deneyimleri derinden kavramaya çalışmalıyız.

Bilim Ne Yana Düşer Usta!

Egemenlerin güncel ihtiyacı silah ve o silahları kullanacak genç insanlardır. Üniversiteler de üstüne düşen görevi yapmak için canla başla çalışmaktadır. Oysa başka bir düzende, sınıfların, sınırların ve sömürünün olmadığı bir düzende yaşıyor olsaydık bilim de çok başka amaçlarla kullanılıyor olurdu. Para ve güç kaygısı değil, insanlığın çıkarları ve gelişimi olurdu tek kaygımız.

Okurlarımızdan: Ekim Devrimine Selam Olsun!

Okurlarımız, işçi mahallelerinden, fabrikalardan, işyerlerinden ve okullarından Ekim Devrimi'nin 100.yılını selamlıyorlar.

Ekim Devrimi, Sanat ve Etkileri

Devrim patladığında, bir tarafta 150 milyonluk köylü dünyası, Rusya bozkırlarında ve Orta Asya düzlüklerinde 500 yıl öncesinin ilişkileri, alışkanlıkları ve düşünce biçimleri, öte tarafta büyük kentlerdeki modern kapitalist ilişkiler, devasa fabrikalarda toplanmış modern işçi sınıfı vardı. Geri bir ekonomik zemin üzerinde hayat bulan ve imkânsızlıklarla boğuşan işçi iktidarı, dört bir cephede mücadele ediyor ve en geri olanı en ileriye çekmeye çalışıyordu. Bir taraftan iç savaşla boğuşurken, öte taraftan en ücra köşelere kadar gitmek, okullar açmak, eğitimi kurumsallaştırmak, kitleleri eğitmek, cahilliği yenmek ve kültürel dönüşümü gerçekleştirmek zorundaydı. Egemen sınıflar kitleleri cahil bırakırken, işçi iktidarı, aynı kitleleri eğitmek ve dönüştürmek için Rus ve Batı Avrupa klasiklerini eğitim-öğretim sürecinin zorunlu bir parçası yapmıştı. Şurası kesin ki, Ekim Devriminin etkisiyle karşılaştırılacak olursa, Rusya gibi geri bir ülkede kitleleri geçmişin alışkanlıklarından kopartmak, kültürel dönüşüm yaratmak ve yaratıcı bir gelişmenin önünü açmak o kadar kısa bir sürede asla kapitalizmin harcı olamazdı.

Karanlıkları Yırtan Fırtına: Ekim Devrimi

Dünya işçi sınıfının en büyük tarihsel eyleminin, şanlı Ekim Devriminin üzerinden 100 yıl geçti. 1917’de dünyayı sarsan bu kızıl fırtına, tarih nehrinin yatağını değiştirdi. Dünyanın tüm ezilenleri bu fırtınanın yarattığı umudun etkisi altına girdiler. O güne kadar gördükleri en büyük kıyım olan dünya savaşının biteceğine, sömürünün son bulacağına, yepyeni bir dünya kurulacağına, gerçek mutluluğa ve özgürlüğe ulaşılacağına inandılar. O dünyayı elleriyle kurmak için işe giriştiler.

“Çin’e Özgü Sosyalizm” mi, Emperyalist Çin mi?

Yaklaşık 90 milyon üyesiyle dünyanın en büyük partisi konumunda olan Çin Komünist Partisi 18-25 Ekim tarihleri arasında 19. Kongresini gerçekleştirdi. ÇKP beş yılda bir gerçekleştirdiği kongre ile parti yönetiminde yer alacak unsurları belirliyor. Tek parti diktatörlüğünün hüküm sürdüğü Çin’de parti yönetiminin belirlenmesi demek devletin üst yönetiminde rol alacak kadroların da belirlenmesi anlamını taşıyor.

100 Yıl Önce Ayaklar Baş Oldu

İnsanlığın kurtuluşunun bir gün gerçekleşeceğine inanan emekçi bir kadınım. Ekim Devriminin biz mücadeleci işçilere ne denli mühim bir miras bıraktığını, içinde yaşamaya mecbur bırakıldığımız çürümüş kapitalist bataklığa baktığımızda çok daha iyi anlıyoruz.

Ekim Devrimi 100. Yılında İşçi Sınıfına Umut Olmaya Devam Ediyor!

Bundan 100 yıl önce de durum bugünkünden çok farklı değildi. Emperyalist savaş, ağır yaşam koşulları ve daha nice sorun o günlerde de vardı. Savaşı ve sömürüyü kabul etmeyen Rusya işçi sınıfı, Lenin ve Bolşevik Parti önderliğinde 1917 Ekiminde devrimi gerçekleştirerek savaşa ve sömürüye son vermişlerdi. Bu devrim bizler için bu yüzden büyük öneme sahiptir

Ekim Devrimi 100 Yaşında

İnsanlık tarihinde çok büyük değişimlerin yaşandığı dönemler olmuştur. Eski toplumsal yapılar yıkılmış, yerine yeni toplumsal sistemler gelmiştir. Her toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan ezilenler, yoksullar ve işçi sınıfı için ise çok daha önemli olan bir dönem yaşanmıştır: Ekim Devrimi.

Güney Kore’de Askeri Diktatörlüklere Karşı Mücadelenin Otuz Yılı

Dünya işçi sınıfı, çeşitli türden otoriter, totaliter rejimlere karşı gerçekleştirdiği mücadelelerle gelecek kuşaklara zengin deneyimler armağan etmiştir. Onyıllarını askeri diktatörlükler altında geçiren Güney Koreli işçiler de, baskı ve yasaklara rağmen askeri diktatörlüklere karşı yükselttikleri militan mücadelelerle bu deneyimlere büyük katkılarda bulunmuşlardır.

Mutluluk mu Dediniz?

Sizce mutluluğun sırrı nedir? Bu sorunun cevabı herkese göre değişecektir. Suriyeli mülteci ailelere sorsak kendi ülkelerinde savaşın bitmesi, evlerine ve yurtlarına geri dönebilmektir. İşsiz işçiler için bir işinin olmasıdır. İşi olup çalışan işçilerin daha iyi koşullarda ve ücretlerde işlerinin olması onları mutlu edecektir elbette. Kirada oturan işçilere sorsak başımızı sokacak bir evimiz olsaydı ne mutlu olurduk diye cevap verirlerdi. Sağlık problemi yaşayan insanlara sorduğumuzda sağlıklarına kavuşmalarıdır mutluluk.

İslamcı Burjuvazinin Faizsiz Sigortacılık Yalanı

Laikçi, dinci, demokrat, muhafazakâr gibi farklı kimlikleri üstlenseler de özünde aynı olan burjuva sınıf,   emekçi kitlelerin bilinçlerini bulandıracak söylemler geliştirir. Milliyetçi ve İslamcı söylemler eşliğinde totaliter rejimin kurumsallaştığı Türkiye’de, İslamcı burjuva kesim de bu bağlamda yeni bir “hayırlı işle” karşımıza çıkıyor.

HDP’li Vekiller Bir Yıldır Tutuklu!

HDP eş genel başkanları ve milletvekilleri geçtiğimiz yıl 4 Kasımda tutuklanarak hapse atılmışlardı. Demokratik siyasete yapılan bu darbenin birinci yıldönümünde söz konusu saldırı HDP’nin düzenlediği çeşitli eylem ve etkinliklerle protesto edildi. Ayrıca HDP Merkez Yürütme Kurulu da “4 Kasım Darbesini Protesto Ediyoruz” başlıklı bir açıklama yayınladı.

Burjuva Kadın Liderler: Sınıf Aynıysa Cinsiyet Ne Fark Eder?

Burjuva ve küçük-burjuva kadın örgütlerinden özellikle seçim dönemlerinde sıkça duyduğumuz iddialardan biri, şimdiye kadar iktidarı elinde tutan erkeklerin icraatlarıyla dünyanın bugün yaşanmaz hale geldiğidir. Onlara göre kadınlar yönetseydi her şey farklı olurdu. Onlar, kadınların doğaları gereği daha yumuşak, duygulu ve daha anlayışlı olduklarını, o nedenle acımasız olamayacaklarını söylüyorlar.

Kapitalizmin Karanlığını Yırtacak Kızıl Tomurcuklarız

Elif Çağlı’nın Eylül Günlüğü

11 yıl önce kaleme alınmış bu yazı, Elif Çağlı'nın Eylül Günlüğü adlı şiir kitabını okuyucuya tanıtıyor ve 12 Eylül askeri faşizminin karanlığında direncini ve umudunu yitirmeyenlerin sonunda nasıl bu karanlığı yırttığına odaklanıyordu. Bugün de sivil kökenli bir karanlık dönemden geçiliyor. Ve bugün de direnç çiçeklerini büyütmek, bu karanlığa karşı mücadelede tarihsel iyimserliği yitirmemek büyük önem taşıyor. Bu nedenle sözkonusu yazıyı okuyucularımızın ilgisine tekrar sunuyoruz.

Sermayenin Derdi Demokrasi Değil Kârdır

Burjuva uzmanlar, Türkiye’nin AB değerlerinden uzaklaşmaya başlamasıyla uluslararası yatırımcıların radarından çıktığını dillendiriyorlar. AB ile gerilimler tırmandıkça AB içindeki hükümetlerin yatırımcılar üzerinden Türkiye’yi ekonomik olarak sıkıştırmasının sonucu bu şekilde somutlanıyor elbette. Diğer yandan da 15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL ile birlikte “FETÖ’ye” maddi destek sağladığı gerekçesiyle yüzlerce şirkete el konulması yabancı yatırımcıların endişe gerekçesi haline geliyor.

Karanlık Tüneldeki Türkiye

Ne çare, yaşadığımız topraklardaki muktedirler, o zor zamanları kimileri unutmak istese dahi unutmasına izin vermiyorlar. Aynı sorunları bu defa başka biçimler altında bugün yaşatıyorlar. Karanlık tertipler hazırlanıyor, böylece emekçi kitleler birbirlerine düşmanlaştırılmak isteniyor. O gün egemenlerin istenmez ilan ettikleri ve katlettikleri Alevilerdi, bugün ise demokratik haklarını geliştirmek isteyen Kürtler; emperyalist savaşın alevlerinin ve vahşiliğinin gittikleri her yerde onları bulduğu göçmenler ve özelikle Suriyeliler.