Navigation

Ekim 2017 tarihli yazılar

“Bir Başka Dünya” Filminin Gösterdikleri

Kriz ve savaşlara neden olan kapitalist sistem insanlığa acıdan ve çileden başka bir şey vermiyor. Emekçi kitleler, her defasında oyalanmak ve kandırılmak isteniyor. Filmde bir emekçi kadın olarak yıllarca ezilen, krizin derinleşmesiyle sofrasında eksilenlerin yanı sıra yaşamında da eksik olan şeylerin farkına varan, faşist kocasını terk eden Maria karakteri; önce korksa da mültecilerin dünyasına girmekten kaçmayan Daphne karakteri; kemer sıkma politikalarını uygulamak için şirketin merkezinden Yunanistan’a gönderilen ve çarkın bir dişlisi olarak acımasızca işten atmalara girişen Elise karakteri, “Alman halkı ile Alman devleti birbirinden ayrıdır” diyerek Yunan halkının asıl düşmanını ortaya koyan Sebastian karakteri… Bu karakterlerin her birinin hikâyelerinin birleştiği yerde taşlar yerine oturuyor ve “kriz”in emekçiler açısından ne olduğu daha net biçimde ortaya çıkıyor. Kapitalist düzene karşı mücadele etmeden “krizden” kurtuluşun yolu olmadığı berraklaşıyor.

Kapitalizm Çürüyor, Madde Bağımlılığı Artıyor!

Uyuşturucu kullanımı kuşkusuz kapitalizmle birlikte başlamamıştır. Tarih boyunca ezilenler nice acılar yaşamış, yoksulluk ve yokluk içinde kâh kederlenip kâh hüzünlenmişler, güçsüzlüklerini ve acılarını bir nebze olsun dindirebilmek için keyif veren bu maddeleri denemişlerdir. Çağlar boyu değişik şekillerde tıpta da kullanılan bu maddeler ağrıları dindirmede çeşitli tedavilerde kullanılagelmiştir. Ancak kapitalizmle birlikte daha geniş alanlarda kullanılmanın yanı sıra para kazanma amaçlı ticaretine başlanmış, kapitalizm altında bu tür maddeler de meta haline getirilmiştir.

Totaliter Rejimin Sıbyan Okulları

Toplumu kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirebilmek için kadınları, gençleri zaten çoktandır hedefine koymuş bulunan iktidar, kundaktan yeni çıkmış bebelere de aynı gözle bakmaktadır! İktidar sadece bugünü değil, geleceği de kendi tahayyüllerine göre biçimlendirmekte kararlıdır. İşte bu nedenle yaşam yolunun henüz ilk adımlarını atan körpecik çocukları “sıbyan okulları” projesiyle tarikatların ve cemaatlerin kucağına itmekten; körleştirici, felçleştirici, yıkıcı bir eğitimle zehirlemekten çekinmemektedir.

Lyon’dan Gençlere Sesleniyoruz!

Sene 1831. Bizler korkunç koşullarda yaşıyoruz, eğer buna yaşamak deniyorsa. 14-18 saate varan çalışma saatleri, bakımsız rutubetli barınaklar, bizi yatağa aç sokan ücretler. İşsiz kaldığımızda dilenirdik ya da açlıktan ölmeyi beklerdik. Zamanı geldi, artık yeter diyoruz.

Revolutionary Resistance is the Only Antidote to Fascism

In the book Bonapartizmden Faşizme [From Bonapartism to Fascism] and many articles in Marksist Tutum both Bonapartist regimes and fascist regimes and developments in that direction in Turkey have been examined at length. Here, building upon what we have said before, we will briefly touch upon some important issues to bring light upon the actual situation in Turkey.

Örgütlenmek Görmek Demektir

Jose Saramago’nun Körlük adlı kitabını okudum. Örgütlenmek görmek, bakmak demektir. Kitaptaki gözleri gören kadın karakter gibi biliyoruz ki tüm bu kapitalist sistemin oluşturduğu körlük diyarında gören ve bakan kişiler olarak üzerimizdeki sorumluluk fazla. Bizler örgütlü mücadele yürüten bilinçli işçiler olarak ne kadar çoğalırsak, bakmaya görmeye devam edersek, bize çizilen beyaz körlükten çıkıp gerçek aydınlığı o kadar görecek ve diğerlerinin de görmesini sağlayacağız.

AKP’nin Eğitim Politikaları Gençliği Çıkışsız Bırakıyor

AKP ürettiği politikalarla kendi iktidarını sürdürmek için itaatkâr nesiller yetiştirmeyi hedefliyor. Ancak bir de madalyonun öbür tarafı var. AKP’nin politikaları sınıfsal çelişkileri derinleştiriyor, alttan alta tepkiler birikiyor. Bu çelişkiler eninde sonunda kendini patlamalı olarak dışa vuracaktır. Özellikle ekonominin aşağıya doğru gitmesi, işsizliğin kitlesel olarak artması ve gençliğin içinde işsizlik oranlarının yüksekliği gibi faktörler süreci daha da hızlandırmaktadır. Köle gibi sömürülmek istemeyen ve onurlu bir gelecek kurmak isteyen gençler, yükselecek sınıf mücadelesinin en büyük dinamiklerinden biri olacaktır. Gençliğin çıkış yolu işçi sınıfının devrimci mücadelesinden geçiyor.

Tüm Mesele Hayatın Olağan Akışına Ters Aksiliklerde!

7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan şans eseri dışarıdaki kurşunlardan kurtulmuşlardı… Bir gece yarısı çocuklar yataklarında uyuyorken 18 tonluk bir araç, bir panzer evin içine girip ikisinin de canını aldı.

AKP Demokrasisi: Reis Getirir, Reis Götürür!

Bizzat cumhurbaşkanının seçilmiş belediye başkanlarını istifaya zorlaması, istifa etmek istemeyenleri üstü kapalı biçimde de olsa tehdit etmesi ve hatta “istifa etmezlerse bedeli ağır olur” demesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve rejimin karakterini ortaya koyması bakımından önemli ve açık bir göstergedir. Son belediye başkanlığı seçiminde ancak şaibeli bir sonuçla o koltuğa oturabilmeyi başaran Melih Gökçek gibileri demokrasi adına savunmanın demokratların işi olmadığı açıktır, ancak tüm bu olanların “tek adam” rejiminin geldiği noktayı göstermesi bakımından ibretlik bir durum arz ettiği de ortadadır.

Önce Güvensizliği Yarat, Sonra Huzur Getir!

İnsan sormadan edemiyor. Normal koşullarda okullarda güvenlik güçlerinin ne işi olur? İktidardaki egemenler bir taraftan toplumu çürümüşlüğe, yozlaşmaya iterken bir taraftan da güya güvenli bir ortam yaratmaya çalışıyorlar.

Beyazsan “Yalnız Kurt”sun, Farklıysan “Terörist”

ABD'de 2016’da IŞİD tarafından gerçekleştirilen saldırı dışındakilerin hepsinin “sıradan” insanlar tarafından yapıldığını görüyoruz. 2000’li yıllardan sonra saldırıların sıklığı artmış bulunuyor. Yani kapitalizm çürüdükçe ürettiği psikolojik bozukluklar, cinnet vakaları, cinayetler her geçen gün artıyor. Sıradan bir hayat süren insanlar bir gün bir bakmışsın onlarca insanı öldürüyor.

Örgütsel Sorunda Doğru Tutum

"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.

DİB: “Demokrasi İçin Bir Aradayız, Yılmayacağız”

15 Temmuz’dan sonra yeni bir döneme girildiğinin ifade edildiği konuşmalarda, yoksulluğun, iş kazalarının, grev yasaklarının, kadına yönelik şiddet ve baskının arttığı, en temel insan hakkı olan “barış” talebinin terörize edildiği, her türlü muhalefetin ezilmek istendiği, içerde ve dışarıda savaşların sürdüğü böylesi bir dönemde demokrasi talebinin ve dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiği vurgusu yapıldı. Foruma katılan direnişçi işçiler de, OHAL koşullarında direndiklerini ve direniş yerlerinin demokrasinin mutfağı olduğunu belirterek, dayanışma çağrısında bulundular.

Kapitalizm “Mankurt” Bireyler İstiyor!

Dünyanın birçok ülkesinde Türkiye’dekine paralel olarak milliyetçilik horlatılıyor. Kapitalist toplumda milliyetçilik, milli değerler, milli şuur ve vatan aşkı söylemleri sermaye sınıfının elinde, emekçi sınıfına karşı kullanılabilecek bir mengeneye dönüşür. Sermayenin çıkarları, işçilerin kendi çıkarlarıymış gibi işçilere aşılanır.

Totaliter Rejimin Payandası Tarikat ve Cemaatler İhya Ediliyor

İktidarın Gülen cemaatini her alanda tasfiye etmeye girişmesinin ardından boşalan yerlere hızla iktidara yakın diğer cemaatler doluşmaya başladı. Süleymancılar tarikatı, Menzil tarikatı, İsmailağa cemaati öne çıkan gruplar. Bu cemaat ve tarikatların kurduğu vakıf ve dernekler son yıllarda her anlamda ihya ediliyorlar. Özellikle Erdoğan-AKP iktidarının totaliter rejimin temellerini attığı zamandan bu yana belediyelerin yaptığı kaynak aktarımlarında, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının bu vakıflarla yaptığı protokollerin sayısında çok büyük bir artış yaşandı.

Bu Düzen ya Değişecek ya da Değişecek!

BM, Asya ve Afrika’da toplam 34 ülkede çatışma, ambargo, iç savaş gibi nedenlerle insanların açlık çektiklerini belirtiyor. Egemenlerin ambargo ve kuşatmalarla insanları aç bırakması yeni bir yöntem değil. Bu sistem devam ettiği sürece egemenlerin kapışmasında milyonlarca işçi, emekçi yoksul insan ambargolarla, açlıkla, bölgesel savaşlarla yok olacak.

Semih’e Tahliye, Nuriye’ye Tutukluluğun Devamı Kararı

226 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın üçüncü duruşması Sincan Cezaevi Kampüsündeki mahkeme salonunda görüldü. Nuriye, bir önceki duruşmada olduğu gibi bu duruşmaya da “tıbben uygun olmadığı” gerekçesiyle getirilmedi ve savunma hakkı bir kez daha gasp edildi.

Bizi Birleştirenler Ayıranlardan Daha Fazla

Antik çağın sonlarında yaşamış Hypatia’nın hikâyesi aynı zamanda bilinçli, düşünen ve sorgulayan bir insanın karanlık, akıldışı baskı ve saldırılara karşı tavizsiz karşı duruşunun da hikâyesidir. Roma toplumu kadına erkek egemen bir yaşamı dayatıyordu. En makbul kadın iyi bir eş ve anne olandı. Soylu sınıfın bir üyesi bile olsa kadın, insan ırkının zayıf cinsi kabul ediliyordu. Kıt yetenekli ve kusurlu olarak görülüyordu.

Sinema ve İdeoloji, Hollywood ve Burjuvazi

Günümüz dünyasındaki iki ana sınıf yani burjuvazi ve proletarya; kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açık bir şekilde kesintisiz olarak mücadele içindedir ve bu mücadele sadece ekonomik alanda yürümez. Kültür-sanat da dâhil yaşamın her alanında bu iki sınıf arasındaki mücadele somut bir gerçekliktir. Hiçbir kişi, hiçbir olgu sınıf savaşından azade değildir, olamaz.

“İETT İşçisi” ile “Otobüs Şoförü” Külliye’de Buluşmuş!

Geçtiğimiz günlerde Venezuela devlet başkanı Maduro, Rusya’ya yaptığı ziyaret dönüşünde, resmi görüşmeler yapmak için Türkiye’ye geldi. Erdoğan ve AKP hükümetinin resmi bülteni Yeni Şafak gazetesi bu ziyareti manşetlere taşıyıp güzellemeler yaparken hiç yüzü kızarmadı. Gazetenin bir manşeti, “Külliye’de büyük buluşma: ‘İETT işçisi’ ve ‘otobüs şoförü’nün zirvesi” şeklindeydi. Her ikisi de halk çocuğu imiş!

Vize Krizi Ne Anlatıyor?

ABD’nin, Türkiye’ye yönelik vize hizmetlerini askıya aldığını ilan etmesiyle patlak veren kriz, aslında Türkiye ile ABD ilişkilerinin ne durumda olduğunu gösteren gelişmelerin sonuncusuydu. Bu krizin ortaya çıkış biçimi dahi sorunun ciddi bir arka planının bulunduğunun ve meselenin burada kalmayacağının kanıtıdır. Çok açıktır ki bu adım, ABD tarafından yapılan bir uyarıdır ve bir anlamda “ayağını denk al” hamlesidir. Belki bir süre sonra karşılıklı diplomatik adımlarla vize krizi hallolacaktır, ama ABD ile Türkiye ilişkilerinde kötüye doğru gidişe neden olan dinamikler yerinde durmaktadır. Bu anlamda da vize krizini başka krizlerin izleyeceğini öngörmek gerekir.

Somali’de Korkunç Katliam

Herhangi bir Batı ülkesinde yaşanan çok daha az kayıplı saldırılar Türkiye de dahil tüm Batı dünyasında günlerce gündeme otururken, medyada canlı bağlantılarla saatlerce süren haber ve tartışma programlarına konu olurken, Somali’deki bu korkunç katliam Batı medyasında ancak birkaç dakikalık haberlerde yer bulabildi.

Avusturya’da Parlamento Seçimleri

Avrupa Birliği genelinde tırmanmaya devam eden yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin Avusturya gibi Nazi suçlarına kıyısından köşesinden bulaşmış sabıkalı bir ülkede de belli bir karşılık bulması zaten beklenen bir şeydi. Devrimci bir işçi sınıfı partisinin ve sınıf sendikacılığının olmadığı, reformist solun bile taban kaybettiği Avusturya’da işçi sınıfını ve onun özellikle göçmen emekçi kesimlerini kolay günler beklemiyor.

Gitsinler Patronlardan Kessinler!

Fabrikalarda, işyerlerinde MTV çalışanların da gündemine girdi. “İşçilerden neden vergi kesiliyor? Zaten üç kuruş maaş alıyoruz. Gitsinler patronlardan kessinler” diyenler olduğu gibi, “eğer bu zamlar geri çekilmezse 2019’u zor görür. Ben AKP’ye oy veriyordum. Böyle devam ederse oy falan vermem” diyenler de oldu. Açık ki, bugün MTV zammını sorgulayan işçi yarın başka şeyleri de sorgulamaya başlayacak.

HDP 5. Yılında: “Baskılara ve Zulme Rağmen Direnmeye Devam Edeceğiz”

Eş başkanları da dâhil çok sayıda vekilinin, belediye başkanlarının, binlerce üyesinin zindanlara atıldığı, parti merkezlerinin saldırılara uğradığı Halkların Demokratik Partisi, kuruluşunun 5. yılını, 15 Ekimde, İstanbul Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezinde bir etkinlikle kutladı.

Her Şey İnsanlık İçin mi?

Her şeye kâr gözüyle bakan kapitalizm, insanlık için hayati öneme sahip tıbbi konuların araştırılmasına değil insanların uzun süreli kullanacakları ilaçların araştırılmasına ve üretimine yönelmiş durumda. Bilimsel ve teknolojik imkânların bu denli gelişmiş olduğu günümüzde kolayca tedavi edilebilecek birçok hastalık çözümsüz bırakılmakta.

Las Vegas Katliamı ve Kapitalist Toplumun Cinneti

Keskinleştirdiği çelişkilerle, yarattığı maddi ve manevi yoksunluklarla, gerici değer yargılarıyla, ayrımcılıkla, rekabetçilikle, yalnızlıkla ve yabancılaşmayla insanları cendereye sokan kapitalist sistem insanlığı patlama noktasına getirmektedir. Bu patlama gerçek bir toplumsal patlamaya yani devrime dönüşemedikçe ne yazık ki toplumsal cinnet halini almakta ve bu da insanlığı yiyip bitirmektedir. Öfkenin de nefretin de yönlendirileceği tek bir düşman bulunuyor: Kapitalizm! İçinde bulunduğumuz toplumsal cinnet halinden çıkışın tek yolu budur.

“Çocuklar Ölmesin” ve “Devletin Bölünmez Bütünlüğü”

Ayşe Öğretmen, “çocuklar ölmesin” diyordu. Suçu büyüktü! İnsani duygularını dile getirmiş, hiçbir suçlama yapmadan ve hiçbir isim vermeden söylemişti söylemek istediklerini. Devletin kolluk güçlerine methiyeler düzmemişti. Kürt çocuklarının öldürülmesine sessiz kalmamıştı. Tez elden soruşturma başlatılmalı, cezası kesilmeliydi! Nitekim hakkında hemen soruşturma başlatılan Ayşe Öğretmene bir yıl üç ay hapis cezası verildi.

İdlib Macerası: Türkiye Halklarına Yeni Acılar

Yeni Osmanlı hayalleriyle “bu kez oyun kurucu biz olacağız” diyerek giriştikleri maceralar iflasla sonuçlanan egemenler, başkalarının kurdukları oyunları bozmak için beyhude bir şekilde çırpınıp duruyorlar. Ama tek hedefleri Kürt halkının demokratik hak ve özgürlüklerini kazanmasına engel olmak olduğu sürece, koşar adım kendi sonlarına gitmekten kurtulamazlar. Oysa bu karabasandan tek çıkış yolu, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını tanımak ve böylelikle sorunun demokratik, adil ve barışçıl bir çözümünün önünü açmaktır.

Ekmek ve Özgürlük Kavgasının Devrimci Şairi Vaptsarov

Tarihte bazı yaşam öyküleri vardır ki, tanıklık ettiği yılların yanı sıra, insanlığın umutlarını, acılarını, mücadeleyi ve gelecek güzel günlere olan inancını da anlatır. Nikola Vaptsarov’un soylu bir davaya adanmış yaşamı bunun güzel örneklerinden biridir.

Vergilendirmenin Ekonomi Politiği

AKP hükümetinin hazırladığı bir torba kanun tasarısı içinde getirilmesi öngörülen bazı yeni vergi artışlarıyla esas olarak belirli işçi sınıfı katmanlarına ve küçük-burjuvaziye bindirilen yeni külfet, halkın vergiler altında ezilmesine dair eski sözü hatırlatır nitelikte olmuştur. Hele hele önümüzdeki dönemde yeni bazı artışların daha gündeme geleceği de göründüğünden bu sözler daha da yerini bulmaktadır.

10 Ekim Katliamı: Unutmadık, Unutturmayacağız!

Gerçek sorumluların açığa çıkartılması için kılını kıpırdatmayan AKP hükümeti, katliamda hayatını kaybeden insanlarımızın ailelerinin ve dava arkadaşlarının gerçekleştirmek istediği anma etkinliklerini bile yasaklıyor. Suçluları açığa çıkarmayanlar, mağdurların üzerine yine polisi salıyor. Bu tutum, katliamda yaşamını yitiren ve yaralananların ailelerinin yanı sıra tüm sosyalistlerin, duyarlı işçilerin, emekçilerin acısını arttırırken, öfkesini ve hesap sorma kararlılığını da alabildiğine biliyor.

Katalonya Krizi Büyüyor

Katalonya’da referandum kararının alınması ve bunun Madrid hükümeti tarafından yasadışı ilan edilmesiyle tırmanan gerilim, 1 Ekimde tüm engelleme girişimlerine ve baskılara rağmen referandumun gerçekleştirilmesiyle bir siyasi krize dönüşmüş durumda. Bir yanda şımarık zengin milliyetçiliği temelinde kitleleri aldatıp peşine takan Katalan burjuvazisi, diğer yanda “bölünmez bütünlük” vurgusuyla şoven milliyetçiliği köpürten İspanyol burjuvazisi el birliğiyle krizi tırmandırıyorlar.

ILO Toplantısına Büyük Boykot

Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 10. Avrupa Bölge Toplantısı 2-5 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da yapıldı. Avrupalı işçi sendikalarının büyük bir bölümü tarafından boykot edilen toplantıya 51 ülkeden sadece 4 ülkenin (Rusya, Azerbaycan, Makedonya, Kosova) temsilcileri katıldı.

İspanya İşçi Komisyonları: Faşizm Koşullarında Sınıf Mücadelesi

Türkiye totaliter bir rejimin kurumsallaşması sürecini yaşıyor. Sosyalistler açısından, böylesi olağanüstü dönemler ve siyasi koşullar altında mücadeleyi sürdürmek hem çok zor hem de çok önemlidir. Bu istibdat döneminin ömrü billâh sürmeyeceği herkesin malûmudur, ama nasıl ve ne zaman sona ereceği iç ve dış gelişmelerin yanı sıra işçi sınıfının örgütlü kesimlerinin vereceği mücadeleye bağlıdır. Bu noktada da geçmişin mücadele deneyimleri özel bir anlam kazanmaktadır. Türkiye’de yaşanmış örneklerin yanı sıra farklı ülkelerde faşizm altında mücadele deneyimlerinden alınacak derslerin de irdelenmesi ve özümsenmesi gerekiyor. Bu açıdan, İspanya’da 1936-39 yılları arasında yaşanan iç savaşın ardından gelen ve 36 yıl süren faşist Franco diktatörlüğü döneminde, işçi sınıfının öncü kesimlerinin İşçi Komisyonları (CCOO, Comisiones Obreras) adı altında verdikleri mücadeleler de incelenmeyi fazlasıyla hak etmektedir.

İslamcı Burjuvazinin “Eşitlik” Anlayışı

İktidarın baş fetvacısı Karaman, geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı bir yazısında “tüm Müslümanların birbirlerine eşit olduğunu ve sınıf farklılığının olmadığını” gündeme taşıdı. Bayram değil seyran değil, Karaman şimdi “sınıf farklılığı olmadığını ve yöneticilere biat edilmesi gerektiğini” neden gündeme getirdi? Üstelik Karaman yazısını hadisler ve İbn-i Arabi gibi İslam âlimlerinin söylemlerine dayandırarak her Müslümanın buna uygun davranması gerektiğini salık veriyor. Tüm Müslümanların eşit olduğuna inan, sınıfsal farklılıkları sorgulama, yöneticilerine biat et!

TEOG’un Kaldırılmasının Altından İmam-Hatipler Çıkıyor

Sınavı kaldırmaya karar verdikten sonra da, o güne kadar küçük yaşta öğrencilerin sınav cenderesinin içine girmesini yanlış bulan tüm muhaliflere, öğrencilere, ailelere kulak tıkamış olan AKP hükümeti, sınavın zararını, ziyanını anlatma yarışına girdi. Hükümet yetkililerinin konuşmalarını dinledikçe sanırsınız ki, bu sınav sistemini başka bir iktidar getirmiş! Bu kaldırılan sınav sistemi TEOG’un ne olduğuna kısaca değindikten sonra, AKP’nin bu sınavla ne planladığına, istediklerini elde edip edemediğine ve bununla bağlantılı olarak da kaldırılmasının asıl nedenlerine işaret ederek devam edelim.

Eğitim de Tutsak: Cezaevinde 69 Bin Öğrenci!

Yaklaşık 35 bin sayısıyla, neredeyse her altı mahpustan birinin öğrenci olduğunu görüyoruz! Bu sayının azımsanmayacak bir bölümünü ise AKP’nin tedrisatından geçip “itaatkâr, kanaatkâr ve kindar” bir nesil olmayı reddeden tutsak öğrenciler oluşturuyor. Devletin geleneklerine en iyi şekilde sahip çıkan AKP, bir sindirme aracı olan cezaevleriyle tarihin en yüksek sayısına ulaşarak gençlik üzerindeki baskısını üst noktaya ulaştırmış bulunuyor.

Referandum, Musul-Kerkük, Türkmenler ve Bitmeyen Yalanlar

Baş döndürücü taklalarla beyni dumura uğratılan emekçi kitlelere dönük yeni algı operasyonu bir kez daha “Kerkük-Musul bizimdir” teranesi etrafında şekillendiriliyor. Ortadoğu’daki emperyalist paylaşım savaşı, bu savaşın doğurduğu çok boyutlu sonuçlar ve onunla iç içe geçen kangrenleşmiş sorunlarla iyice köşeye sıkışan Türkiyeli egemenler, döne dolaşa aynı teraneyi okumaktan bıkmıyorlar. Aslında bıkmak da değil, yapabilecekleri başka bir şey, kullanabilecekleri başka hiçbir argüman bulunmadığından bu pespaye iddialara bel bağlıyorlar.

Çözümsüzlüğün Adı: “MEB”

Eğitimdeki tablo son derece iç karartıcıdır. İktidarın bu alana dair planları, siyasi hesapları tabloyu daha feci hale getiriyor. Eğitimdeki sorun iddia edildiği gibi TEOG’la sınırlı değil. Kalabalık sınıflar, okullarda yeterli altyapının olmaması devlet okullarındaki temel sorunların başında gelmektedir. Genel itibariyle eğitimin bilimsellikten uzak olması; laik ve anadilinde eğitimin önündeki engeller; gerici, milliyetçi, hurafelere dayanan tarih anlayışı ile şekillendirilmiş müfredat, eğitim sisteminin hayati sorunları arasındadır.

Sokaktan Faşist Yansımalar

Milliyetçi, din bezirgânı, tekçi, erkek egemen bir gericiliğin iktidar eliyle azgınlaştırılıp tüm topluma boca edildiği bir dönemden geçiyoruz. Totaliter rejim, toplumu sindirmek için alabildiğine baskıcı, gerici, saldırgan bir siyasetle ve buna eşlik eden icraatlarla yol alıyor. Bu noktada, nicedir palazlandırılıp vurucu güç haline getirilen faşist çeteler de, durumdan vazife çıkaran kindarlaştırılmış şahıslar da giderek artan biçimde sahnede boy gösteriyor. İktidarı arkalarına almanın getirdiği pervasızlıkla son derece rahat hareket eden bu güçler, “bizden değil” diye gördüklerine büyük bir hınçla saldırırken, Kürt düşmanlığının, kadın düşmanlığının, ırkçılığın, yobazlığın en uç örneklerini sergiliyorlar.

Tutuklu HDP’li Vekiller İçin Edirne Cezaevi Önünde Açıklama

Meclis yeni yasama yılına tutuklu 10 milletvekiliyle girdi. HDP’li vekiller, Meclis açılışına tutuklu milletvekillerinin durumuna dikkat çekmek için katılmazken, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ve Hakkari milletvekili Abdullah Zeydan’ın tutulduğu Edirne Cezaevi yakınında bir basın açıklaması düzenlediler.