Navigation

Eylül 2017 tarihli yazılar

Tarihsel İyimserlik, Gençlik ve Alâmetler

2000’lerden bu yana, dünya genelinde belli bir tarihsel süreklilik içinde kendini gösteren kapitalizm karşıtı hareketlenme, farklı kollardan dalga dalga ilerleyişi içinde bugünkü uğrağa gelmiştir. Sosyalizmi olumlu gördüklerini söyleyen gençlerin ondan tam olarak ne anladıkları konusunda da hayal görmüyoruz. Ama onların kapitalizm denen şeyden hoşnut olmadıklarını, ona alternatif bir şey olması gerektiği bilincine doğru ilerlediklerini ve tarihsel hareketin şimdilik bu uğraklardan geçmekte olduğunu görüyoruz. Bu uğrak işçi sınıfının da gençliğin de ölmediğini gösterdiği gibi, tarihsel iyimserlik dediğimiz şeyin kıymetini ve derinliğini de gösteriyor.

Ekim Devrimi 100. Yılında Işık Tutmaya Devam Ediyor

Elbet bugün yaşadığımız karanlık ve zor günler de bitecektir. Her daim yüzümüzü işçi sınıfının mücadele tarihine çevireceğiz, ders çıkaracağız ve geleceğe hazırlanacağız. Üzerinden yüz yıl geçen Ekim Devriminin haklılığı bugün daha berrak biçimde açığa çıkıyor. Kapitalist çürümenin geldiği boyut ortadayken kurtuluşun yolunun işçi devriminde olduğu gün gibi ortadadır. Ekim Devriminin sönmeyen ateşi işçi sınıfının mücadelesine ışık tutuyor.

Nuriye ve Semih’e Yine Tahliye Yok

Açlık grevleri 204. gününe giren Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın yargılamasının ikinci duruşması bugün Sincan Cezaevi Kampüsündeki duruşma salonunda yapıldı. Bir önceki duruşmada avukatları gözaltına alınan ve duruşmaya katılma talepleri reddedilen iki eğitimcinin savunma hakları açıkça gasp edilmişti.

Amerika’da Mücadele Filizleniyor

ABD’de 120 yılı aşkın bir süredir Eylül ayının ilk Pazartesi günü Emek Günü olarak kutlanıyor. Ancak Emek Günü, ortaya çıktığı koşullara ve ismine rağmen, milyonlarca Amerikalı işçinin bilincinde bir mücadele günü olarak yer almıyor. Çok uzun yıllardır yazın en son tatili, küçük seyahatler için fırsat, Amerikan futbol sezonunun başladığı gün, indirim ve tüketim günü, barbekü partilerinin, festivallerin günü olarak algılanıyor. Elbette Emek Gününde çeşitli işçi eylemleri de olageldi. Bu yıl ise, 4 Eylüle denk gelen Emek Günü gösterilerinde bambaşka bir manzara yaşandı. Emek Günü geçmişe kıyasla farklı bir içerik ve yoğunlukta kutlandı.

Almanya’da Genel Seçimler: Faşist Hareket Güçleniyor

Almanya’da genel seçimler yapıldı. Açıklanan sonuçlar, son dönemde tüm ileri kapitalist ülkelerde ortaya çıkan eğilimlerin bir kez daha teyit edilmesi anlamına geliyor. Nedir bu eğilimler? Siyaset sahnesinin merkezinde yer alan düzen partilerinin önemli ölçüde güç kaybetmesi; sahnenin uçlarında gözüken partilere verilen desteğin artması; faşist ya da faşizan partilerin emekçi kitleleri kendi demagojileriyle aldatmayı daha çok başararak güç kazanması; milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığının bir girdap gibi düzenin merkezindeki partileri de artan ölçüde içine çekmesi ve siyasal gündemin ön sıralarına taşınması.

“Bir Kuşak Bir Yol Projesi” Krize Çare mi?

Çin emperyalizminin öncülüğünde gündeme gelen, İpek Yolu projesi olarak da bilinen “Bir Kuşak Bir Yol” projesi de yaşanan krizden kurtuluş için büyük bir ekonomik atılım olarak yansıtılıyor. Bu proje Türkiye’nin de gündemine girmiş durumdadır. Özellikle Avrupa ve Ortadoğu pazarında azımsanmayacak oranda gerilemenin içine giren Türkiye, Asya pazarında kendine alanlar açmanın gayreti içinde ve bu projeyi de bu açıdan değerlendirmek istiyor.

Irak Kürdistanı’nda Referandum

Ulusal sorun temelinde şekillenen hareketlerin burjuva tabiatı, onlar arasındaki burjuva çekişmeleri de, çeşitli ulusal hareketlerin bölge güçleriyle ya da büyük güçlerle kendi çıkarları temelinde geliştirdikleri ilişkileri de beraberinde getirir. Biz tüm bunlara rağmen, farklı uluslardan işçilerin birliği önünde fiili bir engel haline gelen ulusal sorunların mümkün olduğunca hızlı, adil, demokratik ve barışçıl çözümünden yanayızdır. Referandum ve arkasından gelişecek sürecin her halükârda Ortadoğu’daki gerginliği daha da tırmandıracağı açık bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Kürt sorunu, bölgedeki savaşın gelip dayandığı temel eksenlerden biri olarak sivriliyor. Dört ülkenin sınırlarına dağılmış bulunan ezilen Kürt halkının geleceğinde bu savaşın sonuçları önemli bir rol oynayacak. Sorunun nasıl çözüleceğini, tüm parçalarda çözülüp çözülmeyeceğini emperyalist savaşın gidişatı belirleyecek.

Nuriye Gülmen’e Yoğun Bakım İşkencesi

Nuriye Gülmen, açlık grevinin 202. gününde, tutulduğu Sincan Cezaevi Hastanesinden zorla Ankara Numune Hastanesi yoğun bakım servisine kaldırıldı. Nuriye avukatlarıyla, doktorlarıyla ve refakatçisiyle görüştürülmeksizin yoğun bakım servisinde tam bir tecrit durumunda tutuluyor. Sağlık durumunda herhangi bir kötüleşme olmaksızın yapılan bu nakil açık bir saldırı niteliği taşıyor.

Katalonya’da Referandum

Katalan işçilerin çoğunluğunun kendisini, bir Katalan burjuvasından ziyade İspanyol işçisiyle kader birliği içinde gördüğünü, İspanya sınıf mücadeleleri tarihinden de biliyoruz. Gerici Bourbon hanedanına, Franco faşizmine ve kapitalist sömürüye karşı yıllarca omuz omuza aynı sendikalar ve aynı devrimci örgütler içerisinde mücadele vermiş İspanyol ve Katalan işçilerin birliklerini korumaları, geliştirip pekiştirmeleri, İber yarımadasının işçileri için en uygun yoldur. Bağımsız ama kapitalist bir Katalonya, Katalan emekçilerinin hiçbir sorununun çözümüne hizmet etmeyecek, tersine onlara da İspanyol sınıf kardeşlerine de çok büyük şeyler kaybettirecektir.

Faşizmin Panzehiri Devrimci Dirençtir

Unutulmasın ki, faşizm ve benzeri tüm olağanüstü burjuva rejimler işçi sınıfının mücadelesine, örgütlerine darbeler indirebilir fakat her ne yaparsa yapsın işçi sınıfını ortadan kaldıramaz. Onun tarihsel misyonunu yok edemez ve en karanlık günlerin içinden bile sınıfın duyarlı unsurlarının tomurcuklanmasını engelleyemez. 16 Nisan 2017 referandumu döneminde kendi sınıf çıkarları gereği “Hayır” diye haykıran çeşitli sektörlerden işçilerin ağzından dökülen şu sözler bu gerçekliği ne güzel anlatıyor: “Direnç çiçeğinin gülleri geç açar, çatlattığı kayadan su gürül gürül akar”!

AKP’nin Tarih Efsaneleri ve İdeolojik Manipülasyon

Erdoğan iktidarının içeride ve dışarıdaki sıkışıklığı arttıkça ve kitle desteğine olan ihtiyaç katlandıkça efsaneler daha da dramatize ediliyor; içleri dinsel söylem ve azgın bir milliyetçilikle doldurularak toplumun bilincine zerk ediliyor. Devlet eliyle örgütlenen devasa törenlerde sahne alan Erdoğan, bu efsaneleri en hakiki tarihsel gerçekler olarak sunuyor.

Ateşle Oynayan Sonunda Kendini Yakar!

Şimdi de kalkmış “Müslümanlığa yakışmaz” beyanatları veriyorsunuz. Bir kere önce insanlığa yakışmaz efendiler! Ama sizin için ne önemi var? Bütün bu açıklamalarınız ikiyüzlülükten başka bir şey değil. Çünkü bunu zaten siz istediniz. Ateşi siz büyüttünüz. İktidar hırsıyla o kadar dönmüş ki gözünüz çok önemli bir şeyi unuttunuz. Ateşle oynayan sonunda kendini de yakar!

Kürt Anasını Görmesinden, Kürt Anasını Defnetmesine...

Annesini kaybeden Tuğluk’un acısı, defnedildiği yerden çıkarılmak zorunda kalınan annesinin cansız bedeninin memleketi Dersim’e götürülmesi artık sürecin bambaşka bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Kuşkusuz bu yaşananlar kolay unutulamayacak bir trajedi. Umudun ve kardeşliğin düşmanları olan ırkçı, faşist güruh fütursuzca saldırıyor. Fakat sözümüz olsun; Hatun Ana, Taybet Ana, Berfo Ana ve daha niceleri… Elbet soracağız tüm yaşatılanların bir bir hesabını. Bitecek bir gün bu acılar, çökecek saraylar ve saltanatlar…

Kartal’da Laik, Demokratik, Bilimsel, Parasız ve Anadilde Eğitim Mitingi

Hükümetin attığı tüm bu adımlara, baskılara, dayatmalara karşı binlerce kişi, 17 Eylül Pazar günü “Laik, Demokratik, Bilimsel, Parasız ve Anadilde Eğitim” talepleriyle Kartal Meydanını doldurdu. Miting Eğitim-Sen ve Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde gerçekleştirildi. Mitinge birçok demokratik kitle örgütü, siyasi parti ve emek örgütü destek verdi.

Burjuvazinin “Kutsal Aile”si

Kapitalist sistem, ayakta kalabilmek için insani değerlere saldırmaktan, bu değerlerin içini boşaltıp onlar yerine kendi çirkin değerlerini, bencilliği, çıkarcılığı koymaktan hiçbir zaman çekinmemiştir. Burjuvazi bir taraftan insani değerleri yerle yeksan ederken, diğer taraftan içi boşaltılan değerleri biz işçi ve emekçilere kutsallık kılıfına bürüyerek pazarlamaktan geri durmamıştır. Bu “kutsal” değerlerden biri de ailedir. Burjuvazi, her fırsatta ailenin kutsallığından, öneminden bahsederek, ailenin gerçek işlevini gözlerden gizlemeye çalışıyor. Oysa bu sistemde ailede menfaat ilişkileri ön plana çıkarılmış durumda.

İnsan Olmalı İnsan

İnsan olmalı insan / Yeşertebilmeli yüreğinde sevgiyi ve umudu / Meselâ yaşamalı hasretleri en kıvamında / Bazen, / Bazen öteki olabilmeli meselâ, / Meselâ, / Pelen Hüseyin’in acı, dehşet ve yaşama isteğini hissedilebilmeli insan / Ya da, insan kendini, Al-rahmun’un yerine koyabilmeli / Ya da, ya da acıların ve gözyaşlarının rengine bakılmamalı

Arakan Sorunu ve Egemenlerin İkiyüzlülüğü

Arakan sorununu Türkiye dâhil her birinin sicili diğerinden bozuk burjuva devletlerin kınamaları, insani yardım çağrıları çözemez, zaten böyle bir niyetleri de yoktur. Kerem Dağlı’nın da dediği gibi “bu yüzden, açıkça söylemek gerekir ki, emperyalist-kapitalist sistem son bulmadıkça ve emekçi sınıfları, halkları ezen, sömüren egemenler ortadan kaldırılmadıkça, ne ezilen halkların acısı ne de emekçi sınıfların çilesi son bulacaktır.”

Adalet Bakanlığı Hizmette Sınır Tanımıyor!

Başkanlığın 2016 faaliyet raporuna göre 258 farklı işkolunda, 50 binin üzerinde mahkûm çalıştırılıyor. İşlerin “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” kapsamına girmeden yapılabilmesi dolayısıyla, mahkûmları diledikleri gibi çalıştırabilme serbestliğine sahipler.

Nuriye ve Semih’e Savunma Gaspı, Tahliye Reddi

Bugünkü duruşmada yaşananlar hükümetin aylardır sürdürdüğü tutumun devamı niteliğindedir. Sanıkların getirilmediği, avukatların gözaltında olduğu, mahkemenin polis ablukasına alındığı bu duruşmadan, beklendiği üzere tahliye kararı çıkmadı. Savcı dalga geçer gibi, “duruşmada hazır bulunup savunma yapmadıkları için” tutukluluğun devam etmesini talep etmişti. Mahkeme başkanı savcının bu talebini yerinde bularak duruşmanın 28 Eylül’e ertelendiğini ve Sincan Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görüleceğini duyurdu. Bunun tüm kamuoyuna malolmuş bir davanın halktan kaçırılması anlamına geldiği açıktır.

Emperyalist Savaş “Terör” Adı Altında Yayılıyor

Burjuvazinin tüm saldırılarına rağmen henüz yeterince güçlü olmasa da işçi-emekçilerden karşıt tepkiler yükseliyor. Estirilmeye çalışılan İslamofobi dalgasına kapılmayan emekçiler anlamlı karşı duruşlar sergiliyorlar. Katalonya’da olduğu gibi çeşitli sol kesimler ve emekçiler, faşist salyalarını akıtmak isteyen bir grubun karşısına dikilerek eylem yapmalarına izin vermedi.

Bir Kurumun Anatomisi: “ÖSYM”

Başkanın açıklamalarında en az pardon meselesi kadar dikkat çeken bir başka husus ise, “kusur üretme meselesine ilişkin” ÖSYM’nin herhangi bir sabıkasının söz konusu olmadığını iddia etmesiydi. Fakat kurumun siciline baktığımızda iddia edilenin tersine sabıkasının hayli kabarık olduğunu görüyoruz. ÖSYM özellikle AKP iktidarı döneminde yaptığı sınavlarda ve yerleştirmelerde birçok skandala imza attı.

12 Eylül Faşizmi ve Hedefindeki İşçi Sınıfı

Türkiye işçi sınıfı ve devrimcileri 12 Eylül 1980 gününe, onlara o zamana dek tarihlerinde gördükleri en karanlık dönemi yaşatacak kanlı bir darbeyle uyanmışlardı. Kenan Evren başkanlığındaki faşist cunta o gün yönetime el koyarak sıkıyönetim ilan etmiş, parlamento feshedilip anayasa rafa kaldırılmış, tüm siyasi partiler kapatılıp yöneticileri gözaltına alınmıştı. Bunlar kuşkusuz ilk etapta yapılanlardı. Asıl hedef, sosyalist hareketi ve işçi hareketini silindir gibi ezip geçmekti ve cunta derhal bu hedefe odaklanacaktı. Hedef büyüktü, balyoz da öyle!

Bölünme, “İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek”!

Ne zaman / şalteri indirip bir fabrika / kavgaya tutuşsa patronla… / İşte o zaman / Suphilerin evin duvarında yazan slogan / hepimizin diline dolanır, / Genç, yaşlı, / Çoluk çocuk / Kadın erkek herkes / Aynı sloganı haykırır, aynı davaya inanırdı; / “İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek”

12 Eylül Darbesi 37. Yılında Protesto Edildi

İşçi sınıfına, sosyalistlere, Kürt halkına, öğrenci gençliğe, yoksul kent ve kır emekçilerine büyük bir balyoz indiren, etkileri toplumsal hayatın her alanında halen devam eden 12 Eylül faşist darbesi, 37. yılında, çeşitli kurum ve örgütler tarafından yapılan basın açıklamalarıyla ve eylemlerle protesto edildi.

Devrimci Marksizm: Teori ve Pratiğin Örgütlü Birliği

Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.

Eğitimde Hayaller ve Gerçekler

Kapitalizm her şeyi olduğu gibi eğitim sistemini de kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirir. Burjuvazi maksimum kâr elde edeceği alanlarda gelişimlerin önünü açabilecek vasıflı insanlara ihtiyaç duyar. Kendi çarkında öğüteceği bu insanları toplumda iyi bir yer edineceği, iyi bir hayatının olacağı konusunda hayaller pompalayarak televizyonlarıyla, medyasıyla, okullarıyla ve bu konuda “uzman” kişileriyle inandırır. Burjuva eğitim sisteminin tornasından geçen pek çok genç de bu hayallere kapılır.

Bakırköy Özgürlük Meydanından “Barış!” Sesi Yükseldi

Emperyalist savaşın tüm şiddetiyle devam ettiği, baskıların ve yasakların alabildiğine arttığı, demokratik hak ve özgürlüklerin yok edildiği bir dönemde 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle bir miting gerçekleştirildi. İstanbul Emek ve Demokrasi Koordinasyonunun 10 Eylülde, Bakırköy Özgürlük Meydanında, “Barış, Özgürlük, Adalet, OHAL’e Hayır, KHK’lar İptal Edilsin” şiarıyla gerçekleştirdiği mitingde binlerce insan bu talepleri haykırdı. Mitinge siyasi partilerin, çeşitli demokratik kitle örgütlerinin yanı sıra bazı HDP milletvekillerinin bir kısmı da katıldı.

Kapitalizm Ku Klux Klanlara Ne Zaman İhtiyaç Duyar?

Uzun yıllardır ABD’de siyahlar genellikle ırkçı polisler tarafından şiddete uğruyor veya katlediliyorlar. Son zamanlarda ise, siyahların öldürülmesinin sorumluları olarak sivillerin gündeme gelmesi ABD’de ırkçı hareketin güçlenmeye ve desteklenmeye başladığının işaretidir. Charlottesville’de yaşanan olaylar ABD’de çeşitli aşırı sağcı örgütlerin varlığını da bir kez daha ortaya koydu. Özellikle bu örgütlerden en eskisi olan Ku Klux Klan’ın (KKK) tekrar gün yüzüne çıktığını göstermiş oldu. Bugün sağın her çeşidine giderek daha fazla ihtiyaç hisseden ABD egemenlerinin, yeri geldiğinde KKK gibi zalim örgütlere alan açmaktan geri durmayacağını, bu örgütün ilk ortaya çıktığı döneme baktığımızda görüyoruz.

İktidarın Kadın Düşmanlığı

İktidara geldiği günden bu yana AKP, cinsiyetçi politikalar gütmekten, erkek egemen zihniyeti körüklemekten çekinmedi. İktidar ve iktidar yalakaları kadın düşmanı görüşlerini topluma benimsetmeye çalışmaktan vazgeçmediler. Onlar, kadınlara 25 yaşına gelmeden evlenmeyi, “annelik kariyerine” gönül verip çok sayıda çocuk doğurmayı, hamileyken dışarı çıkmamayı, kahkaha atmamayı, şiddet karşısında sessiz kalmayı, biat etmeyi salık verdiler. Hak arayan, eylemlere katılan kadınları aşağıladılar. “Benim başörtülü bacılarım” söylemi eşliğinde emekçi kadınlar arasında, toplumda yapay ayrımları körüklediler. Kadının giyimi ve bedeni üzerinden kendi politikalarına meşruiyet sağlamaya çalıştılar.

Kapitalizmin Hava Koşulları

Sıcaklıklar bu sene de rekor derecelere ulaştı. Her sene hava sıcaklığında yeni rekorlar kırarak doğanın dengesini nasıl bozduğumuzu tüm doğaya kanıtlar olduk. İyi de doğanın dengesinin bozulması, havanın gitgide daha sıcak ve kirli hale gelmesi, küresel ısınma ya da doğal afetler biz insanların zararına değil mi?

Türkiye’de Suriyeli İşçilerin Durumu

Patronlar Suriyeli işçileri, yerli işçilere kötü işyeri koşullarını, düşük ücretleri dayatmak için bir araç olarak da kullanmaktadır. Eğer işçi ücretini beğenmiyorsa, çalışma koşullarından şikâyetçi ise patronlar hemen o işçiyi çıkarıp yerine Suriyeli bir işçi almakla tehdit etmektedirler. Dolayısıyla uzun saatler, düşük ücretler ve kötü işyeri koşulları yerli işçilere de dayatılmaktadır. Bu dayatmanın sonucu ise daha vahim bir yöne kaymaktadır. İşinden atılan veya işini kaybetme korkusu yaşayan işçiler suçlu olarak Suriyeli emekçileri görmektedir.

HDP’li Vekillerin Vicdan ve Adalet Nöbeti AYM Önünde

Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri, üç gündür Ankara’da Anayasa Mahkemesi önünde “Vicdan ve Adalet Nöbeti” tutuyor. Bilindiği gibi, aralarında HDP’nin eş genel başkanları da olmak üzere 11 milletvekili 4 Kasım 2016’dan bu yana tutuklu olarak hapiste tutuluyor. Dokunulmazlıkları AKP-MHP-CHP ortaklığıyla kaldırılan milletvekillerinin tutuklulukları her açıdan bir hukuksuzluk örneği. HDP eş başkanı Demirtaş bunca süredir henüz mahkeme önüne çıkartılmış, duruşmaları başlamış bile değil.

Yeni Dünya ve Göçmen Olan İnsanlık

Mültecilere duyulan düşmanlığın en büyük sebepleri kışkırtılan milliyetçilik ve patronların kâr hırsıdır. Egemenler sermayelerini büyütmek uğruna düşmanlıkları körüklüyor, savaş çıkarıyor, insan kanıyla besleniyorlar. Onlar için bu yaptıkları normal, çünkü onlar sistemlerini ve iktidarlarını ayakta tutmak için insanlığa bu acıları yaşatıyorlar. Onların var olma yöntemi bu!

“Süper Güç” ABD ve Harvey Kasırgası

Harvey kasırgası bir kez daha gösteriyor ki, doğayı kâr hırsıyla tahrip eden kapitalizm gezegenin doğal dengesini bozmakta, iklim olaylarında ani değişimlere ve yoğunlaşmaya sebep olmakta, fırtınaların, yağışların felâkete dönüşmesine yol açmaktadır. Kontrolsüz sanayileşme ve kentleşme, afetleri daha büyük bir yıkıma dönüştürmektedir. “Süper güç” ABD bile olsa, sonuç değişmemektedir.

Marx’ın Küçük Kızı Eleanor

Marx’ın kızları işçi hareketine karşı büyük ilgi ve çaba gösterdiler. Marx ile çocukları arasındaki ilişki şefkatlice ve serbestçeydi. Babalarına ağabey, arkadaş gibi davranıyorlardı. Marx baba otoritesinden tiksiniyordu. Marx kızlarının ciddi işlerinde danışmanı oluyordu. Marx’ın kızları komünizmi doğrudan Marx ve Engels’in eğitimiyle öğrenmişlerdi ve onların birer komünist öğrencileriydiler.

İktidarın Kültür ve Sanat Anlayışı

Bugün Türkiye’de toplumdaki muhalefeti istedikleri ölçüde bastırıp yok edemeyen iktidar sahipleri endişe içindeler. Tüm ipleri eline geçirmiş olan iktidar sahipleri, bütün olanaklara ve ayrılan onca kaynağa rağmen kültür ve sanat alanında istedikleri niteliğe ve güce ulaşabilmiş durumda değiller. Son zamanlarda, en tepeden başlayarak, iktidar sahipleri ve sözcülerinin sosyal alanlarda, kültür ve sanattaki başarısızlıklarından “şikâyet etmelerinin” altında tam da bu sebep yatmaktadır.

Sessiz Bir Devrim Çığlığı: “Ben, Daniel Blake”

Bazı filmler vardır, karakterlerin çaresizliği sizi çaresizlik içinde kıvrandırır, taş gibi oturur bir şeyler içinizin en derinlerine. “Ben, Daniel Blake” de öyle filmlerden biri. Hem de en vurucu, en çarpıcı cinsinden. Gerçeği yumuşatmadan, törpülemeden, hazmedilir kıvama getirmek için sulandırmadan öylesine sert işliyor ki Ken Loach, insanı dayak yemiş gibi sarsıyor adeta.

Sermayenin Çocuk Emeği Tutkusu

Kapitalizm, bir taraftan üretim sürecine cansız emeği yani en gelişmiş makineleri koşup canlı emeğe cennet gibi bir toplum kurması için muazzam bir olanak yaratırken; öte taraftan tüm zenginliği bir avuç insanın elinde toplayarak, milyarları sefalete iterek, üretici güçlerin gelişmesine ters orantılı biçimde iş saatlerini alabildiğine uzatarak, 168 milyon çocuğu sömürerek, işsizliği artırarak ve savaşlar yaratarak yol almaktadır. Büyük toplumsal patlamalara gebe olan böylesi bir toplumu uzun süre yaşatmak mümkün değildir.

Bir Sendikal Örgütlenmenin Düşündürdükleri

Baskıların alabildiğine arttığı, en ufak hak arama mücadelesinin bile bastırıldığı, grevlerin ya erteleme adı altında yasaklandığı ya da Tekno Maccaferri örneğindeki gibi etkisizleştirilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz. Türkiye’de zaten sendikalı işçi sayısı çok az. Gerçekten işçilerin hak arama mücadelesine sahip çıkan sendika sayısı ise giderek daha da azalıyor. Bunun yerine sınıf işbirlikçi, hükümet destekli sendikaların önü açılıyor. Örneğin Hak-İş konfederasyonunun toplam sendikalı işçiler arasındaki örgütlenme oranı 2013 yılında %17,1 iken, Ocak 2017 itibariyle %31,6’ya çıkmış durumda. Buna karşın DİSK için bu oran %10’dan %9’a gerilemiş bulunuyor.