Navigation

Mart 2017 tarihli yazılar

Hayallerim, Doktor Muzaffer ve Rıza Amca

Hayallerim ah hayallerim! / İşim gücüm… / Aklım fikrim… / Seni hayallerim. / Kim var / Bana senden daha yakın? / Gönlümün içindekini / Gözümün ucundakini bilen kim var? / Kim duydu / İlk düştüğümü aşka¬? / Benden on altı yaş büyük Zarife’ye, / Nasıl baktığımı kim gördü / Senden başka?

Geleceğimiz İçin Hayır!

Ne yaparlarsa yapsınlar, güzel günler göreceğimize olan inancımız, bizleri motive ediyor ve hayata bağlıyor. Değişmez denilen bu düzen, yıkılmaz denilen bu hükümdarlık tarihin karanlık sayfalarına gömülecektir bir gün. Tıpkı bundan önceki sömürü düzenleri gibi. Dünyada bir şeylerin yanlış gittiğinin, yaşamın bu şekilde sürdürülemeyeceğinin farkına vardığımızda, kendi sınıfımızla birlikte vereceğimiz mücadeledir bizleri kurtaracak olan.

Kıdem Tazminatlarının Gaspı ya da Kuşa Bak Kuşa!

Patronlar hem uluslararası krizi ve hem de uluslararası rekabeti neden göstererek, işçileri çok daha kolay sömürmenin önündeki bütün engellerin kaldırılmasını istiyorlar. Onun için KÖLELİK BÜROLARI yasalaştı. Birikmiş tazminatların işçileri işten atmak istediklerinde yarattığı caydırıcılığı ortadan kaldırmak, patronlara ucuz kredi vermek, iflasla yüz yüze gelmiş olanları kurtarmak için de KIDEM TAZMİNATI fona devredilmek isteniyor. Ciddi bir karşı koyuş örgütlenemezse kıdem tazminatları patronların kasasına akacak.

AKP’nin “Evet”e İkna Sıkıntısı

16 Nisanda yapılacak referanduma az bir zaman kaldı. “Evet” cephesi devletin olanaklarını da kullanarak kampanyasını yürütürken, “hayır”cı kesimler OHAL koşullarında ve çok sınırlı imkânlarla çalışıyor. Lakin Erdoğan ve ekibi, devletin tüm olanaklarını “evet” propagandası için seferber ettiği halde toplum üzerinde istediği etkiyi kurabilmiş değil.

Bir Kürt Genci Olarak Hayır Diyorum!

Ben bir Kürt genciyim. Bugüne kadar iktidara her kim geldiyse Kürtlere karşı yürütülen imha ve inkâr politikasını devam ettirdi. AKP de farklı vaatlerle iktidara gelmesine rağmen sonunda aynı çizgiye geldi oturdu.

Karanlık Gidişatı Aydınlığa Çevirebilmek İçin Hayır!

İçinde bulunduğumuz bu sancılı dönemde, AKP hükümeti “yepyeni bir öneriyle” karşımıza çıkmış bulunuyor; “Türk tipi başkanlık sistemi”. Bütün yetkilerin bir tek kişide toplandığı bu yeni sistemin, Türkiye’de akan kana, dökülen gözyaşlarına son vereceği yalanı halka yutturulmaya çalışılıyor. İstediğini elde edemediği zaman Türkiye’yi kan gölüne çeviren, Kürt halkının yaşadığı coğrafyayı enkaza döndürenler, Türkiye halkına bu sistemle huzur ve barış vaat ediyorlar. İnanalım mı?

Alanlar da, Ekranlar da “Hayır”a Kapalı

Erdoğan ve AKP temsilcilerinin devlet olanaklarını sınırsızca kullanarak gerçekleştirdikleri “evet” propagandasına, medyanın iktidarın sesi haline gelmesine, “hayır”cı kesimlere yönelik ağır baskılara, yasaklara, engellemelere rağmen, “hayır” oyları önde görünüyor ve bu durum iktidardakileri çıldırtıyor. Kararsızları evet saflarına çekmek ve kaymaları engellemek için, son örneği Hollanda krizinde görüldüğü üzere, hükümet her türlü oyunu oynuyor. Bununla birlikte arzuladığı sonuca ulaşamıyor.

Eğitim Emekçileri HAYIR Diyor!

Anlata anlata bitmez bizim hal-i pür melalimiz sayın büyüklerimiz. Şimdiye kadar yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır bize göre. Boşuna geldiniz kapımıza, boşuna tüketiyorsunuz nefesinizi. Bizden size EVET çıkmaz. Şimdi varın gidin saraylarınıza. Gün ola HAYIR ola!

Kemal Kurkut

Diyarbakır Newrozunda polis kurşunuyla öldürülen gencin çantasında şiir kitabı olduğu anlaşıldı.

Latin Amerika’da İki Referandum ve İki “HAYIR”!

Avrupa’daki örneklerin aksine faşizm, Latin Amerika’da ABD emperyalizmi destekli askeri darbelerle iktidara kuruldu. Fakat Latin Amerikalı işçi ve emekçiler de aynı Avrupa’daki sınıf kardeşleri gibi faşizme karşı çeşitli araçlarla mücadele etmekten geri durmadılar. Böylece geriye sadece faşizmin yarattığı yıkım ve acılarla sınırlı dersler değil, faşizme karşı mücadele örnekleri de bıraktılar. Gelecek kuşakların tarihsel iyimserliğinin oluşmasına onlar da katkı sundular.

Yaptıklarınız Yapacaklarınızın Garantisi!

“Büyük Türkiye” için, istikrarın sürmesi için, “terörle mücadele” için referandumda “evet” dememiz gerekiyormuş. Bunun için tüm yetkiyi tek adama vermemiz gerekiyormuş. Hükümet ve cumhurbaşkanı çıkıp 80 milyonun geleceğini bir kişinin yetkisi altına vermemizi istiyor. Bunun adına da utanmadan “milli irade” diyorlar. Metal işçilerinin almış olduğu grev kararını yasaklayan, iradelerini yok sayan zihniyet şimdi çıkıp milli iradeden bahsediyor. Hakkını almak için direnişe, greve çıkan işçilerin üzerine kolluk kuvvetlerini yollayan, şiddetle baskıyla yıldırmaya çalışan, tutuklayıp cezaevine atan hükümet değil mi?

Crises of Capitalism and Revolutionary Situation

Reformism Refreshes Capitalism

The main distinguishing feature between reformist and revolutionary tendencies in the workers’ movement lies in the question of whether or not there is will, tenacity and preparedness to heighten the organised class struggle against the bourgeoisie. The idea that capitalist crisis will somehow be followed by a new period of economic recovery, where measures to improve workers’ rights will be back on the agenda, is an utterly pacifist, conciliationist and reformist notion.

Sağlık İşçileri Tek Adam Rejimine “Hayır” Diyor!

Mevcut şartlar altında sağlık emekçilerinin, işçi sınıfına hak ettiği sağlık hizmetini sunması mümkün değildir. Ayrıca OHAL’le birlikte gerçekleşen hukuksuz ihraçlar, şikâyetler üzerine açılan soruşturmalar, “Hayır” diyenlerin terörist ilan edilmesi gibi saldırılar yüzünden, sağlık emekçileri bölünmüş, kutuplaşmış durumdadır. İşte işçilerin, emekçilerin payına düşen bunlardır. Bu yüzden örgütlü sağlık işçileri olarak güçlü bir şekilde “HAYIR” diyoruz!

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Ne İş Yapar?

Basına da yansıyan ve vicdanları yaralayan kadın cinayetleri ve Ensar Vakfı örneğinde olduğu gibi çocuk istismarları karşısında büyük bir sessizlik içinde olan, sosyal hizmet alanında hedeflerinde bir adım ileri gidemeyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının başındaki Betül Fatma Sayan Kaya, son günlerde Hollanda ile yaşanan siyasi krizin başrol oyuncusu olarak öne çıktı. Tek adam rejimine destek vermeyenleri milliyetçilik temelinde kışkırtmak ve oy toplamak için tezgâhlanan bu oyunda şahane bir oyunculuk sergiledi.

Yasaklara Rağmen Newroz’da Hayır Sesleri Yükseldi

Hükümetin ağır baskılarına ve engelleme çabalarına rağmen Newroz başta Diyarbakır olmak üzere pek çok kentte kutlandı. Hafta sonu yapılmak istenen Newroz etkinliklerini “ancak 21 Martta yapılabilir” diyerek yasaklayan hükümet, buna rağmen yüz binlerin Newroz meydanlarına akmasını engelleyemedi.

Tarihsel Kriz Siyaset Sahnesinde de Kaymalara Yol Açıyor

Uzun yıllardır dünyada hâkim olan siyasal eğilim ve dengeler bozulmuş durumdadır. Genel olarak denge durumunu yansıtan siyasi istikrar artık sürdürülemiyor. Eskiden ekonomik istikrara paralel olarak merkez sağ ve solda duran partiler arasında salınan bir burjuva siyaset sarkacının bulunduğunu söyleyebiliriz. Kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı, toplumun belli bir kesimine yönelik nefret dilini içeren bir siyaset yerine daha yumuşak söylemli, liberal bir siyaset yürütülüyordu. Aşırı sağcı, faşist partiler bugünkü gibi ön plana çıkmamışlardı. “Aşırı sol” denen akımlar ise küçük gruplar olarak varlığını sürdürmekteydiler. Farklı ülkelerdeki benzer gelişmeler ve sonuçlar krizden bunalan kitlelerin bir taraftan özlem duyduğu yaşam için arayış içinde olduğunu, diğer taraftan derin hayal kırıklıklarının yarattığı öfke ile aşırı sağa kaydığını gösteriyor.

Savaşa HAYIR!

Evet, savaş bitsin istiyoruz. Evet, artık gözümüzde yaş, yüreğimizde acı olmasın diyoruz. Tüm bunlara evet! Ve bu yüzdendir ki, başkanlığa HAYIR! Tek adam rejimine HAYIR! Biz kadınlar bu toplumun yarısıyız. Kadınız, anayız, barıştan yanayız! Savaşa HAYIR!

Bonapartizmden Komüne Giden Yol

Paris Komününün 146. yılında, burjuva düzene karşı soylu bir biçimde dövüşen Komünarları saygıyla anıyoruz. Bonaparte rejimi altında bile yüreklerini karartmayıp mücadeleyi sürdüren ve sonunda mücadelelerini Paris Komünü ile taçlandıran Komünarların kararlılığının, inancının, umudunun ve cesaretinin unutulmaması bugünlerde bir kat daha önem kazanıyor. Çünkü günümüzde de emperyalist kapitalist sistem tarihsel bunalımını atlatabilmek için çareyi otoriter ve totaliter yönetim biçimlerinde, savaşlarda arıyor.

Umut Ekiyoruz

Böylesi dönemlerde umutlu olmak, umudu yaymak, örgütlü mücadeleye daha sıkı ve şevkle sarılmak öncülerin tarihsel görevidir. Tarihin işçi sınıfının öncülerinden beklediği budur. İşte dünya tam da böylesi bir dönemden geçmektedir. Kriz kapitalizmin bünyesine ara vermeden darbeler indirmektedir. Ama krizin darbeleri, işçi sınıfının örgütlü yumruk darbeleriyle birleşmeden kapitalizmi tarihin karanlık sayfalarına göndermeye yetmiyor. İşçi sınıfı mutlaka bu kriz dönemlerinden birinde güçlü yumruklarını birleştirip kapitalizmin yaşlı bedenini yere serecektir. Buna inancımız ve umudumuz tamdır. Coşkuyla, umutla kavgaya ve geleceğe!

Crises of Capitalism and Revolutionary Situation

The Relationship Between Crisis and Revolution

The relationship between the economic crises of capitalism and the struggle of the working class should not be interpreted in a mechanical manner. Rather, it must be analysed on the basis of the dialectical relationship between various objective and subjective factors that determine the actual course of events. Economic crisis does not automatically lead to an upsurge of the revolutionary struggle of the working class. The mutual interaction between economy and politics has a much more complex nature. The way workers respond to crisis is determined by various factors such as the political and organisational level of the workers’ movement, its general mood, its determination to combat, or exhaustion. Under unfavourable circumstances, the working class may suffer setbacks in the face of economic crisis, allowing bourgeoisie to heave a sigh of relief.

Faşizm ve Kitle Psikolojisi

Nasıl oluyor da geniş emekçi kitleler, demokratik hakları ortadan kaldıran ve milyonları ağır baskı ve zorbalıkla yöneten faşist/faşizan rejimlere geçit verebiliyorlar? Hatta pasif bir izin verme durumuyla da kalmıyor, bizzat faşizmin tabanı haline gelebiliyorlar. Nasıl oluyor da emekçi kitleler, faşist ideolojiyi sanki kendi fikirleriymiş gibi sahipleniyor ve propagandasını yürütüyorlar?

Sizin Özel Mülkiyetiniz Yerin Dibine Batsın!

Yaşamakta olduğumuz olaylar, yaşayacağımız olaylara ayna tutuyor. Esenyurt’ta geçtiğimiz günlerde gerçekleşen cinayet bunun açık bir göstergesi olsa gerek. Gazetelerin yazdığına göre, bir AVM’den iki liseli gencin çıkışı esnasında alarm çalıyor, hırsızlık şüphesiyle polisin müdahale etmesi sonucu çocukların elleri kelepçeleniyor ve gözaltına alınıyorlar. Ancak karakola götürülecekleri sırada çocuklardan biri kaçmaya çalışıyor ve polis 16 yaşındaki bu çocuğu kafasından vurup öldürüyor.

Gece Yarısına 2,5 Dakika Kaldı!

Bir grup bilim insanı 70 yıl önce sembolik olarak dünyanın sonunu gösteren bir “Kıyamet Saati” oluşturdu. Oluşturulan saate göre gece yarısı dünyanın sonunu temsil ediyor. Dünyayı yok oluşa sürükleyen tüm gelişmeler ise saatin yelkovanını gece yarısına doğru yaklaştırıyor. Fizikçiler ve çevre alanında çalışmalar yapan bilim insanları tarafından kontrol edilen saatin hareketleri, dünyanın büyük bir felâkete karşı ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bu çalışmayı yapan bilim insanları, Trump’ın ABD’de başkan seçilmesiyle saatin yelkovanının gece yarısına yarım dakika daha yaklaştığını açıkladılar. “Kıyamet Saati”ne göre gece yarısına sadece 2,5 dakika kaldı. Dünyamız yok oluşa artık daha yakın!

Anti-Depresan!

Ben artık hastalık saçan bu sisteme, patronların saltanatına karşı işçi sınıfının devrimci saflarında mücadele etmeye niyetliyim. Bu yolda Marksist Tutum’un fikirleri bana yol gösteriyor. Krizin, savaşın kendini çok daha fazla hissettirdiği bu gibi süreçlerde asıl mutluluk, insanlığımızın ve dünyamızın bu bataklıktan kurtulabilmesi için örgütlü mücadele etmek.

Kadınların Mücadelesi, Mücadelenin Kadınları

Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.

8 Mart ve Clara Zetkin

Hem 8 Mart 1857’de mücadele eden kadın işçiler hem de 8 Mart’ı uluslararası bir mücadele günü olarak dünya işçi sınıfına kazandıran Clara Zetkin gibi işçi önderleri, mücadeleleri ve hayatlarıyla bizlere kapitalizmin karanlığından çıkışın yolunu gösteriyorlar. Tarihin çok önemli dönemeçlerinde emekçi kadınlar hem kitlesel olarak hem de tarihsel kişilikleriyle çok önemli roller üstlendiler. Bugün de, savaşa, ekonomik krize, tek adam rejimine ve tüm bunları doğuran kapitalizme karşı verilecek mücadele tarihsel önem taşıyor. Bunun bilinciyle emekçi kadınlar olarak gücümüzü sınıfımızdan ve tarihimizden almalı, güzel günleri yaratmak için erkek sınıf kardeşlerimizle omuz omuza mücadeleye katılmalıyız.

Bakırköy’de Binlerce Kadın “HAYIR!” Diye Haykırdı

8 Mart, emekçi kadınların sembolleşmiş bir uluslararası mücadele günüdür. Tüm dünyada ezilen, sömürülen emekçi kadınlar kendilerine miras bırakılan bu şanlı güne sahip çıkıyor. 8 Mart’ı grevlerle, direnişlerle karşılayan emekçi kadınlar, meydanlarda, sokaklarda taleplerini haykırıyorlar. 5 Mart Pazar günü Türkiye’de de pek çok kentte kadınlar, hükümetin baskılarına ve yasak girişimlerine rağmen, taleplerini haykırmak için meydanlardaydılar.

“Büyük Resim”

Egemenler tam da işçiler-emekçiler kendilerine ait büyük resimlere meylettiklerinde onlara büyük işlerle uğraşmamalarını, sıradan gündelik hayatlarının hayhuyu ile yetinmelerini telkin ederler. Sadece kendi “ekmekleri” ile ilgilenmelerini dayatırlar. Ekmek önemlidir, ama ne hayat ekmekten ibarettir, ne de birçok durumda büyük meselelerle ilgilenmeden ekmeği korumak ve büyütmek mümkündür. Lenin tam da bu yüzden işçilerin sadece ekmek sorunuyla ilgilenmeleri anlamına gelecek siyasi eğilimlere (ekonomizm) karşı amansız mücadele vermiş ve işçilerin doğru yaklaşıldığı takdirde büyük siyasi sorunlara ilgi göstereceklerini ve bunları anlayacaklarını söylemiştir.

Hükümetin Referandum Teşvikleri

AKP hükümeti işverenlerin ödemesi gereken gelir ve damga vergilerini İşsizlik Fonundan karşılarken, yıllardır işçilerin maaşından kesilen gelir vergisini, kaldırmayı bıraktık düşürmüyor bile. AKP kıdem tazminatı, taşeronluk, kamu çalışanlarına ilişkin köklü yasal değişiklikler gibi konuları referandum sonrasına bırakmıştır. Eğer referandumda “EVET” çıkarsa yani “tek adam” rejimine geçilirse, işçi sınıfının elinde kalan son haklar da birkaç satırlık kararnamenin kurbanı oluverecektir. İşçi sınıfı açısından tehlike büyüktür. Bugüne kadar tarihte yaşanan bütün “tek adam” rejimlerinde en çok işçi ve emekçiler zarar görmüştür. İşçi sınıfının devrimci mücadelesini yükselterek kapitalizme ve onun diktatörlüğünün bir çeşidi olan “tek adam” rejimine ve yalanlarına HAYIR diyelim, geçit vermeyelim!

Bolşevikler ve Lenin

Bu yazı Pierre Broue’nin “Bolşevik Parti” adlı kitabının bir bölümüdür ve Marksist Tutum tarafından “Bolşevikler ve Lenin” başlığıyla çevrilmiştir.