Navigation

Ocak 2017 tarihli yazılar

Trump’la İcraatın İçinden

Mesele dönüp dolaşıp, kitlelerin haklı tepkilerini doğru bir bakış açısıyla gerçek soruna, kapitalizme yöneltecek bir devrimci önderlik sorununda düğümlenmektedir. Son protesto örneklerinde de görüldüğü üzere, düzen güçleri, medyadan akademiye, siyasi partilere, ellerindeki tüm olanakları seferber ederek, kitlelerin tepkisini yanlış yerlere kanalize ederek sönümlendirmeye çalışıyorlar. Bunlar, Trump’ın yerine Clinton’un ya da bir başka düzen aktörünün geçmesiyle sorunun halledileceği yanılsamasını yayıyorlar. Oysa mesele kişiler ya da onların izlediği politikalar değil başlı başına bir sistem sorunudur. Kapitalist sistem, bir burjuva liderin yerine daha “demokrat” bir başkasının getirilmesiyle, kısmi dokunuşlarla, reformlarla, vergi düzenlemeleriyle vb. iyileştirilemez. O köklü bir devrimle temellerinden yıkılmak zorundadır. İşçi ve emekçi kitleler bunu bizzat yaşayarak göreceklerdir; ayağa kalkarak, düşerek, yenilerek, ama sonrasında tazelenmiş bir güçle ve gözü açılmış bir şekilde yeniden kavgaya atılarak... Ve yarım bıraktıkları işi devrimci önderliklerinin yol göstericiliğinde nihayetinde tamamlayacaklardır.

Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği

Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.

Gecenin Karanlığından Başka Karanlık Kalmayacak!

Gecenin en karanlık anı şafak sökmeden az önceki andır. Böylesine zorlu koşullarda mücadeleyi sürdürme azmine sahip olmak, bugünün karanlığına aldanmamak, umudu ve direnci diri tutmak, gelecek güzel günlerin inancından ve örgütlenmekten vazgeçmemek çok daha büyük bir önem taşıyor. Anın karamsarlığına kapılmaksızın mücadeleyi ilerletebilmek için, dövüşmeyi göze almak gerek.

Ocak’ın Kardelenlerine

Yaşamlarını, kavgayla, güzel günlerin inancıyla yoğurmuş işçi sınıfının önderlerinden Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’i 15 Ocak 1919’da, Lenin’i 21 Ocak 1924’te, Mustafa Suphi ve yoldaşlarını ise 28 Ocak 1921’de yitirdik. Onların mücadelesi bugün bize yol göstermeye devam ediyor. Burjuvazi bedenlerini katletse de onların fikirleri yaşıyor ve yaşayacak.

Gerçekler Direngendir!

Tek adam rejiminin anayasal güvence altına alınması için Mecliste yapılan görüşmeler hararetli tartışmalara ve kavgalara sahne oldu. İlk turda tasarıya dair, HDP’li GaroPaylan’ın kürsüden yaptığı konuşmaya verilen tepkiler geçmişin kanıtı, geleceğin ise habercisiydi.

Patronların Gözünden Emekçi Kadınların Önemi

Bir patron örgütü olan TÜSİAD, geçtiğimiz Aralık ayında yabancı bir şirketle birlikte “Women Matter” adıyla bir rapor hazırladı. TÜSİAD patronları bu raporla hedeflerini şu şekilde ifade ediyorlar: “Daha fazla kadın çalışan, daha fazla kârlılık!” Yayınlanan raporda kadınların işgücüne katılım oranının artmasıyla GSMH’nin %20 kadar artabileceği vurgulanıyor. Şirketlerin zenginleşmesinin kadınların işgücüne daha fazla katılımıyla mümkün olduğu sık sık belirtiliyor. Yani işçi sınıfının kadınlarının onlar için kâr getiren birer üretim aracından başka bir şey olmadığını açıkça dile getiriyorlar. İşte emekçi kadınların önemi!

10 Yıldır Hrant Yok, Adalet Yok!

19 Ocak Perşembe günü binlerce Hrant dostu, onun öldürüldüğü yerde ve öldürüldüğü saatte adalet talebini bir kez daha dile getirdi. Ermenice, Türkçe ve Kürtçe “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” yazılı dövizler taşıyan kitle, saat 14:30’da Agos gazetesi önünde toplandı. Pek çok sanatçı, akademisyen, sendikacı ve HDP milletvekili de bu anmada yer aldı. “Hrant’ın Arkadaşları” imzalı “10 yıldır Özlüyoruz Ahparig (kardeşim)” yazılı pankartın asıldığı gazete binasının önünde, Hrant’ın katledildiği yerde, bu toprakların farklı dillerinden sloganlar haykırıldı.

Ahir Zaman, Deccal ve Kıyamet

Düşündüm ki, gerçekten de “ahir zaman”ları yaşıyoruz.  Baş “şeytan” sermayenin hükmettiği kapitalizm dünyayı hızla yok oluşa götürüyor “deccal”ler eliyle. O “deccal”ler ki, kendilerini dinin en büyük savunucusu ilan ediyorlar aslında günah içinde debelenmelerine rağmen. “Ben olmazsam mahvolursunuz, benim peşimden gelin” diyorlar. İnsanı insan yapan değerleri hiçe sayıyorlar. Yoksullara maneviyattan bahsedip kendileri hamuduyla götürmeye çalışıyorlar dünyanın malını.

Dağılan Osmanlı’da Parçalanan İşçi Sınıfı

Yunan, Bulgar, Türk ve Ermeni işçi sınıfı ortak köklere ve anılara sahiptir. Bizler Türkiye işçi sınıfının tarihi köklerini ararken, nasıl ki Osmanlı’daki işçi sınıfına ve hareketine uzanıyorsak; Bulgar, Yunan, Makedon ve Ermeni sosyalistleri ve işçileri de kaçınılmaz olarak aynı kökene dönüp bakıyorlar. Bu ortak kök, işçi enternasyonalizmi açısından son derece önemlidir. Türkiye işçi sınıfının tarihi, belirli ölçülerde aynı zamanda Balkan işçi sınıfının da tarihidir. Türkiye’de işçi sınıfı ve işçi hareketi incelenirken, bu ortak tarihin üzerinden asla atlanılamaz.

Çocukların Hayallerini Çalıyorlar

Aslında düşündüğümde bu acımasız düzen bizlerden bir sürü şey çalmış. Çocukluğumuzu bizlerden çaldılar efendiler. Daha geçenlerde Aladağ’daki katliam bunun bir kanıtıdır. O körpecik bedenler yanarak can verdi. Çaresiz, elinde avucunda olmayan emekçilerin çocukları katledildi. Yıllardır devlet bizleri bir koyun olarak gördü ama şimdi bıçak kemikte. Daha doğmamış bebeklerin kaderini, dilini, kültürünü belirleyen bir devletten hiçbir zaman hayır gelmeyeceğini öğrendik. İnsanca, şerefli bir şekilde yaşamak bizlerin ellerinde, yeter ki örgütlenelim, ellerimizi birleştirelim, güçlü olalım.

“Post-Gerçeklik” mi, Çürüyen Kapitalizm mi?

2016 Haziranında Britanya’da Avrupa Birliği’nden ayrılma referandumu yapıldı. O dönemin Muhafazakâr Parti lideri David Cameron referandumu seçim vaadi olarak gündeme getirmişti. Ama esas niyet AB’den ayrılmak değildi. Britanya burjuvazisi, referandumu, AB yönetimiyle pazarlıkta bir şantaj unsuru olarak kullanmak ve Britanya lehine AB’den tavizler koparmak için istiyordu. Ancak beklenenin tersine oyların %52’si Brexit’ten yani ayrılmaktan yana kullanıldı. Bu sonuç tüm dünyada, hatta Britanya’da bile “şaşkınlığa” neden oldu. Britanya burjuvazisi attığı bu adımın ardından kara kara düşünmeye başladı. Bunun üzerine Brexit’in aslında Britanya halkının yararına olmadığı, sosyal medya üzerinden yayılan AB karşıtı propagandaların yalanlarla, mesnetsiz iddialarla dolu olduğu, toplumun AB’den ayrılma yönündeki propagandalardan etkilenerek tepkiyle hareket ettiği konuşulur oldu. İşte bu olay 25 sene evvel ortaya atılmış bir kavramın yeniden gündeme gelmesine, yepyeni bir içerik kazanmasına, medya konusundaki tartışmaların odağına oturmasına neden oldu: Post-truth yani post-gerçeklik ya da gerçeklik-ötesi.

Keynesçilik Yeniden Parlatılırken

Kapitalizm, yeni milenyumun başında esas olarak Arjantin, Rusya, Türkiye gibi ülkeleri sarsan, 2008’de bu kez ABD merkez üslü küresel bir spazmla kendini gösteren ve şimdilerde çok daha şiddetli bir spazma doğru ilerleyen tarihsel bir kriz sarmalı içinde debeleniyor. Olgular, Elif Çağlı’nın, tıkanmışlık ve çıkışsızlıkla bütünleşmiş olan bu krizin kapitalizmin olağan periyodik krizlerinden farklı olarak tarihsel bir sistem krizi olduğu yönündeki tespitini kanıtlamaya devam ediyor.

Ekim’in 100. Yılına Merhaba!

İşçi sınıfının umudu 100 yıl öncesinde saklı. 1917 Ekim Devrimi zifiri karanlıkta yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. O yüzden bu yeni yılda 1917 Ekim Devriminin bilinciyle, Ekim Devrimini yaratanların izinden yeni bir mücadele yılına girelim. Sınırsız, sınıfsız, savaşsız bir dünya için umudumuzu ve inancımızı bileyerek omuz omuza mücadeleyi büyütelim. Çünkü umut tarih bilinciyle donanmış örgütlü işçilerin ellerinde, yüreklerinde... Gelin Nazım’ın dizelerinde söylediği güzel günleri birlikte yaratalım.