Navigation

Ekim 2016 tarihli yazılar

“Musul Bizimdi” Teranesi ve Gerçekler

Irak ordusunun ve IŞİD karşıtı koalisyon güçlerinin Musul’u IŞİD’in elinden geri almak üzere saldırıya geçmesinden bu yana, AKP de “Musul bizimdi ve orada hâlâ hakkımız var” iddiasını daha yüksek sesle dile getirmeye başladı. Hükümetin ve Erdoğan’ın tüm efelenmelerine ve tehditkâr çıkışlarına rağmen Türkiye Musul savaşına dâhil edilmedi. Buna rağmen iktidar sözcülerinin içeriye yönelik kuyruğu dik tutan tarzda açıklamaları devam ediyor. İktidarın başı Erdoğan, her fırsatta Musul meselesini gündeme getirmeye devam ediyor.

Tutuklamalar, Yeni KHK’lar ve Cumhuriyet’e Operasyon

İçeride-dışarıda savaş politikasını şiddetlendiren AKP hükümeti, demokratik özgürlükleri ve hukuku tümüyle ayaklar altına alarak, medyayı kendi sesinin dışında hiçbir sesin çıkmayacağı bir borazana dönüştürerek, her türlü muhalefeti bastırarak, gerçekleştirdiği sivil darbeyi adım adım derinleştiriyor. Bu faşist tırmanış karşısında tüm emek ve demokrasi güçlerinin ortak bir mücadele yürütmesi hayati önemdedir.

Uyarı: Kapitalist Felâketler Devam Ediyor!

Bu felâketler önlenemez mi? Doğa olaylarını durdurmak veya tümüyle kontrol altına almak henüz mümkün değil fakat bu olayların felâketlere dönüşmesini engellemek elbette mümkün! Bilimsel araştırmalara muazzam sermaye akıtan burjuvazi, bu yolla kendi mülkiyetinde olan üretim araçlarını geliştirmeyi, dolayısıyla daha fazla kâr elde etmeyi hedefler. Bilimin gelişimi aynı zamanda bu doğa olaylarının yaşanacağı zamanın ve yerin büyük ölçüde saptanmasına da olanak sağlıyor. Fakat üretim araçlarını olduğu gibi bilimi de elinde tutan kapitalistler, onu insanlık için değil kendi sınıf çıkarları için kullanıyorlar. Çoğu zaman beklenen doğa olayları yoksul halktan gizlenir. Bu tahminler emekçilerle paylaşılsa dahi, yoksul emekçiler kendi güvenliklerini alacak ekonomik güce sahip değildir, çünkü bu güç burjuvazinin elinde toplanmıştır. Burjuvazi ise Martinik ya da Haiti’deki Matthew kasırgasında ve yüzlerce benzeri örnekte olduğu gibi öncesinden tahmin edilen doğa olaylarına karşı önlem alarak binlerce yoksulu yaşatmayı düşünmez. Kâr yoksa burjuvazi de o işte yoktur. Onların tek “kutsalı” kârdır ve “insan hayatının kutsal oluşu” onların dilindeki bir lakırdıdan öteye geçmez.

Kışanak ve Anlı Gözaltına Alındı: Kürt Siyasiler Derhal Serbest Bırakılsın!

Kürt sorununda masanın devrilmesiyle egemenlerin yeniden başlattığı haksız savaş giderek alevlenirken, Kürt hareketine dönük saldırılar gerek askeri planda gerekse de siyasi planda boyutlanarak artıyor. Seçilmişlik ve sandıktan çıkmak üzerine ahkâm kesenler, sıra sandıktan ezici bir çoğunlukla çıkan Kürt siyasilere (milletvekillerine, belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine vb.) gelince bu söylemlerinin ne denli ikiyüzlü olduğunu ortaya koyuyorlar. Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve adil bir çözümünden şeytandan kaçar gibi uzak duranlar, devamı geleceği belli olan bu gözaltı operasyonlarıyla körükledikleri yangının üzerine adeta benzin döküyorlar. Bu tür uygulamalarla Kürt sorunu asla çözülemeyeceği gibi, ülkenin çok daha büyük boyutlu yıkımlara sürüklenmesi kaçınılmazlaşacaktır. Egemenler iktidarlarını korumak üzere gözlerini karartmışlardır, ülkeyi gerek etnik gerek mezhepsel gerekse de siyaseten gerici bir temelde kutuplaştırmakta ve düşmanlıkları körüklemektedirler. Ortadoğu savaşında, Musul ve Tel-Afer’de, Suriye’de izlenen emperyalist maceracı politikalar da bu iç politikanın bir devamıdır. Yaklaşan felâketin tüm sorumluluğu ülkeyi bu hale getiren, emekçileri birbirine düşürmeye ve dış topraklarda da canlarından etmeye hazırlanan egemenlere aittir.

Demokrasi İçin Birlik Buluşması Sonuç Bildirgesi

Demokrasi İçin Birlik girişimi, aydınların, insan hakları savunucularının, sosyalist hareketten pek çok çevrenin, DİSK, KESK, TTB gibi emek örgütlerinin katılımıyla, 23 Ekimde, Şişli Kent Kültür Merkezinde bir kurultay gerçekleştirdi. İçinden geçtiğimiz dönemde “demokrasiden yana olan bütün güçleri biraraya getirerek ortak ve yeni bir güç odağı yaratmanın yakıcı bir ihtiyaç hale geldiği”nin vurgulandığı kurultayda, ortaya koyulan demokratik mücadele hedefleri doğrultusunda en geniş birlikle mücadele çağrısı yapıldı. Kurultayın sonuç bildirgesini yayınlıyoruz:

Düzenin Otoriterleşmesi

Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.

Crises of Capitalism and Revolutionary Situation

The Long-Term Curve of Capitalist Development

In addition to its ordinary working mechanism named industrial cycles, capitalist economy is also characterised by non-cyclical, more prolonged upward and downward fluctuations that involve far more complex factors. This type of fluctuations is nothing more than a combination of different economic and political events capitalism has been through. Such periods of capitalist development, each having its distinctive characteristics, still contain industrial cycles that consist of boom and crisis phases. Therefore, the existence of such long-term fluctuations does not invalidate the Marxist analysis of industrial cycles.

Ortadoğu Savaşında Türkiye’nin Manevraları

Irak ve Suriye’yi kasıp kavuran Ortadoğu savaşı dünyanın tüm büyük güçlerini ve tüm bölgesel güçleri kendi girdabına giderek daha büyük oranda çekiyor ve tüm bu güçler giderek daha dolaysız bir şekilde sahaya iniyorlar. Ortadoğu savaşının, bir vekâlet savaşından, büyük güçlerin doğrudan karşı karşıya geldiği bir savaşa evrilmesine yalnızca birkaç adım kalmıştır. Rusya’nın sahaya inmesi bu açıdan en belirleyici dönüm noktası olmuşken, şimdi de TC kendisini doğrudan savaş alanına atmıştır.

Yapıcıların Yüreği!

Günümüzde yapılar inşa etmek gerçekten de zor mudur? Bir köprüyü, metroyu veya gökdelenleri inşa etmek zor mudur? Uzayın derinliklerine yol alan insan, doğanın bağrından söküp aldığı enerjiyle haftalar içinde neler inşa etmiyor ki? Demek ki bahsi geçen “yapı ve yapıcılar” bunların ötesinde bir anlama sahip. Aslında yapı bazen bir grevi, bazen bir eylemi örgütlemektir. Yapı inşa etmek bazen bir örgütü inşa etmek, hatta hepsinin üstünde yer alan sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyayı inşa etmektir.

“Booy, Alamanın Kuçikleri Kürtçe Gonuşordu”

O nineler bu dünyadan göçüp gideli çok zaman oldu. Küçük Emrah büyüdü, saçlarına aklar düştü. Ama bu Kürt düşmanlığı hiç değişmedi. Kürtlere Kürt olduklarını unutturmak için dillerini yasaklamaya devam ettiler. İsmi Welat olan 7 yaşındaki çocuk, anasının babasının doğup büyüdüğü ülke sınırından tek başına geldiği ülkeye gönderildi. Nüfus dairesinde çalışan memur, isminin içinde “W, X, Q, harfi bulunan çocuk isimleri için ya “bu isim olmaz” diyor ya da kendisi bir isim yazıyor. İşi çocuklara okumayı-yazmayı, yani hayatı öğretmek olan güya öğretmen kişi, ismi Kürtçe olan çocuğa “senin adın Ramazan olsun” diyebiliyor.

Emperyalist Zirveler ve Burjuva İkiyüzlülük

Bu tür toplantıların ortak bir ritüeli de var, fotoğraf çektirmek! Temsilciler, toplantıların sonunda büyük bir aile fotoğrafı çektirirler! Dünya ikiyüzlüler fotoğrafı! Bu fotoğraflara bir bakalım. Burjuva liderler omuz omuza vermiş, sırıtarak poz veriyorlar. Ağızlarından az önce döküldü o riyakâr sözler. Yüzlerinden temsil ettikleri sistemin pisliği akıyor. Kafalarında insanlığa nice yeni acılar yaşatacak planlar var. Şairin “tanı bunları, tanı da büyü” dediği sürüngenler işte bunlardır. İşçi sınıfı, bu sınıf düşmanlarının gerçek yüzünü tanıdıkça ve kendi bayrağı altında mücadeleyi büyüttükçe, Lenin’in emperyalizmin denklemini kurarken kullandığı DEVRİM, gür sesiyle “Ben geldim” diyerek kapıları çalacak! İşte o zaman bu ikiyüzlüler sistemi kapitalizm, atomlarına varıncaya dek paramparça edilecek!

Özgürlük Çocukların Kanatlarında

Dünyayı güzel, özel ve yaşanılır kılan çocukları yaşatmamak, aslında kapitalistlerin nasıl da uygar görünümlü barbarlar olduklarının kanıtıdır. Ölümün vatanı olmuş Ortadoğu’da binlerce çocuk öldü. Çoğunun cansız bedenleri saatlerce, günlerce ortada kaldı. Türkiye’de de durum çok farklı değil. Yüzlerce Kürt çocuk öldürüldü, bombalarla, mayınlarla sakat bırakıldı, “ıslahevinde” işkenceye maruz kaldı. Pozantı cezaevinde tecavüze uğrayan çocuklar için “bu çocuk cin gibi, her şeyi yapar” denildi. Taş atan çocuklar müebbet hapis cezalarıyla yargılandı. Çoğu ilkokul eğitimini bile alamadı. Savaşın ortasında, işkencenin göbeğinde, yüreklerinde acı bulunan çocuklar… Onların hayallerinin hâlâ masum ve saf olması bu barbarların ne kadar acınası bir durumda olduğunu gösteriyor. Acı kelimesini duyunca aklına sadece “acı biber” gelen çocuklar yetiştirememektir insanlığın en büyük utancı. Onları öldürmek ya da ölüme yollamak da insanlık eksiğimiz.

Körelmesin Yürekler

Çocukların sesi kesilmemeli / Sokakların ortasında oynarken / Anneler ninni diye / Ağıt yakmamalı beşiktekine / Asılmamalı durduk yere / Gül yüzler / Varlıklar asalakların varlığına / Armağan olmasın artık / Kim ölmeyi hak ediyor?

10 Ekim Katliamı: Unutmadık, Affetmeyeceğiz!

Bugün ellerindeki güçle 10 Ekim katliamının protesto edilmesini ve gerçek sorumluların açığa çıkartılıp hesap vermesini engelleyebilirler, ama gün gelir devran döner. Elbet bir gün egemenlerin, kapitalist sömürücülerin, savaş çığırtkanları ve savaş tacirlerinin, emperyalist güç olma heveslilerinin, cihatçı çetelere ve gerici çevrelere her istediklerini verenlerin iktidarı, yoksul emekçiler tarafından yıkılacak, tüm gerçekler ortaya çıkacak ve bu katliamın, yaşanan bu haksız savaşın sorumluları hesap vereceklerdir. İşte o zaman kalıcı barışın da, kapsamlı demokratik hak ve özgürlüklerin de önü açılacaktır.

OHAL’in Medyaya Tahammülsüzlüğü

Tarih bize gösteriyor ki içinden geçtiğimiz bu karanlık dönem ve baskılar sonsuza dek sürmeyecek. İşçiler ağır ellerini toprağa basarak doğruldukları ve örgütlendikleri zaman zulmedenlerin, zalimlerin düzenini yerle bir edecekler. Biz sınıf bilinçli işçiler tarihsel iyimserliği elden bırakmadan, umutsuz ve karamsar olmadan sabırla, azimle mücadele ederek bu karanlık günlerde de yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.

1928 Tramvay Grevi

Yıkılan Osmanlı devleti ile güçlü bağları olan İttihat Terakki geleneğinden gelen paşalar tarafından kurulan devlet, işçilere demokratik haklarını altın tepside sunmadı. İşgününün ortalama 16-17 saate ulaştığı Cumhuriyetin ilk yıllarında, son derece düşük olan ücretler dahi işçilere ödenmiyor, yabancı uyruklu işçilerle yerli işçilerin ücretleri arasında birkaç kat fark olmasına göz yumuluyor, kadın ve çocuk emeği de alabildiğine sömürülüyordu. Zonguldak madenlerinde “mükellefiyet” adı altında zorla ve kölece çalıştırmayı da hatırlamak gerekiyor. Yeni Cumhuriyette Koçlar, Sabancılar devletin yardımıyla zenginliklerinin temelini o yıllarda atarken, işçi sınıfı ağır çalışma ve yaşam koşullarına mahkûm ediliyordu. İşçiler, ücretlerinin yükseltilmesi, ayrımcılığın kaldırılması, çalışma koşullarının düzeltilmesi için çetin mücadeleler verdiler.

Suriyeli Mülteci ve Kürt Yoksul Çocuklara

Sökseniz ciğerlerimi yerinden, / çıkarsanız gözlerimi, / atsanız dünyanın öbür ucuna, / atsanız da, görmese halini yeryüzünün. / Çocukların karaya vurmuş cesetlerini görmese. / Görmese parçalanmış bedenlerini, / minicik ellerini, / sarı kavruk saçlarını, / kanla dolmuş avuçlarını görmese. / Ah yüreğim! / Nasıl dayanılır bu zulme? / Islana ıslana pınarları kuruyan gözlerim, / görüp de nasıl katlanılır? Söyle! / Ahh ellerim! / Nasırlı ellerim! / Nasıl duruyor hâlâ saçlarım yerinde yolunmadan?

“Kapsayıcı Kapitalizm”in Çekim Gücü Nereye Kadar?

İnsanlık kapitalizmin şu ana dek yarattığı en büyük krizle karşı karşıya. Bu sadece ekonomik değil, siyasal ve sosyal boyutlarıyla da alabildiğine derinleşmiş bir tarihsel kriz. Egemenlerin bu krizden kurtulmak için attıkları her adım emekçi kitleler için hayatı daha çekilmez hale getiriyor. Milyonlarca insanın canını alan, milyonlarcasını mülteci konumuna düşüren emperyalist paylaşım savaşı, faşizan uygulamaların neredeyse genel bir norm haline gelmesi, artan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, gelir dağılımındaki eşitsizliğin azalmak bir yana katlanarak artması, kronik işsizliğin daha da derinleşmesi, bu sorunu çok daha yüksek oranlarda yaşayan gençlerin umutsuzluk içinde kıvranması, yaşam ve çalışma alanları ellerinden alınan köylüler, kâr uğruna geri dönüşümsüz bir şekilde yağmalanan doğa…

OHAL Sürecinde İlginç Bayram Ziyareti

Yaşananlar, burjuva düzen içinde işçilerin, emekçilerin tüm haklarının ancak örgütlü mücadele ile korunabildiği gerçeğini de acı bir şekilde gösterdi, gösteriyor. Kamu emekçilerinin “iş güvencesi” bunun en iyi örneklerinden biri. “Devlete daya sırtını, hiçbir şeyi düşünme, dert etme” anlayışının ne kadar yanlış olduğunu binlerce kamu emekçisinin bir gecede işinden edilmesiyle görmüş olduk. Uzun zamandır 657’yi kaldırmaya çalışan AKP hükümeti, darbe girişimini bahane ederek bunu da fiili olarak gerçekleştirmiş oldu.

Eğitimde de Eşitlik İçin Kapitalizme Karşı Mücadeleye

Eğitimdeki eşitsizlik sorunu temelde kapitalizmden, egemen sınıfın toplumun tepesine çöreklenip üretilen değerlerin devasa bir kısmına el koymasından, her şeyi üreten emekçi sınıflara ise sadece kırıntıların düşmesinden kaynaklanıyor. Kapitalist düzende egemen sınıf için önemli olan, ihtiyaç duyduğu kadar vasfa sahip işgücü yetiştirmektir; herkesin yetenekleri, ilgi alanları ve isteği doğrultusunda nitelikli bir eğitim alması değil. Burjuva hükümetler sermayeye peşkeş çekecekleri kaynaklara ve savaşa milyarlarca dolar ayırırken, emekçi çocuklarının eğitimi için ayırdıkları bir liranın bile hesabını yaparlar.

Başbakan’ın Mırıldanışı

Otobüste, metroda, metrobüste, dolmuşta, işyerinde, sokaklarda, evde, kısacası emekçi kadınların olduğu her yerde şiddet, taciz, tecavüz ve baskıyı görmek mümkün. Emekçi kadınlar hayatlarını zindana çeviren, susturan, öldüren, “aciz” hale getiren erkek egemen gerici zihniyetten ancak örgütlü mücadeleyi yükselterek kurtulabilir. Kapitalizm yıkılmadan, tüm pislikleri ortaya çıkaran bu bataklık kurutulmadan, emekçi kadınlar özgür olmaz.

Notes on the coup attempt of July 15 and its aftermath

The military coup attempt of July 15 is a crucial turning point setting a new framework for politics in Turkey. In a sense, it can be likened to Reichstag Fire in German history. Like Reichstag fire it plays a key role in suppressing the last remnants of bourgeois democracy and establishing an authoritarian regime based on state of emergency and legislative decrees. As these conditions bring forth a harder framework for the working class struggle, it is of crucial importance to have a correct understanding of the coup and its aftermath.

Almanya’da Eyalet Seçimleri ve Faşist Tehdit

Bugün başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın pek çok ülkesinde de işçi ve emekçi kitlelerin içinde bulundukları derinleşen yoksulluk ve sefalet koşullarına karşı duydukları tepki yanlış kanallara akıtılmaktadır. Üstelik Avrupa’da göçmenlik sorununu kullanan burjuvazi, gerici, faşist partileri güçlendirmektedir. Bu durum otoriterleşme ve faşizm gibi ciddi tehlikeleri barındırmaktadır. Giderek derinleşen sorunların kaynağı, her yanından irin akan çürüyen kapitalizmdir. Ve bugün bu kokuşmuş düzen ortadan kaldırılmayı bekliyor.

Bataklıkta Açan Kızıl Çiçekler

Tarihte iz bırakmış nice devrimci kadın ve erkek var şüphesiz. Biz, özellikle Bolşevik kadınların yaşamlarının bugünün devrimci, emekçi kadınlarına ilham vereceğini düşünerek, hayatlarını okuyup tartıştıklarımızı Marksist Tutum okurlarıyla da paylaşmak istedik. Burada ancak birkaçına değinebileceğimiz bu Bolşevik kadınların sosyalizme olan inançları ve mücadeleye bağlılıkları bizi çok etkiledi. Inessa Armand, Nadejda Krupskaya, Natalia Sedova Troçki, Alexandra Kollontay, Sofya Nikolayevna Smidoviç, Maria İlyiniçna Ulyanova, Anna İlyiniçna Ulyanova, Praskovya Franzevna Kudelli ve daha niceleri…