Navigation

Ağustos 2016 tarihli yazılar

Faşizme, Darbelere, Savaşa Karşı Demokrasi ve Barış İstiyoruz!

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin başını çektiği emek örgütlerinin, emekten yana siyasi parti ve grupların ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği’nin 1 Eylül Dünya Barış Günü için yaptığı çağrıyı yayınlıyoruz.

İhbar Ediyorum!

Darbe sonrasında hükümet ve Cumhurbaşkanınca yapılan açıklamalarda, vatandaşların şüpheli gördüğü kişileri ihbar etmeleri istendi. Ben de gönüllü olarak bu ihbar furyasına katılıyorum. Şüpheli hal ve hareketleriyle nicedir dikkatimi çeken bazı şahısları devletin en başındaki zat-ı muhteremlere bildirmek istiyorum.

Vedat Türkali’yi Kaybettik!

Büyük kavgasına olan tutkusuyla ve her daim berrak olan bilincinin ışığıyla yıllar boyunca pek çok devrimcinin üzerinde muazzam etkiler bırakan Türkiye’nin önde gelen komünist aydınlarından Vedat Türkali (Abdülkadir Pirhasan) 97 yaşında aramızdan ayrıldı. Uzun sayılabilecek bir ömrü, yaşamının her döneminde bir komüniste yakışacak eserler ve tutumlar ortaya koyarak sürdüren ve noktalayan Türkali, Türkiye komünist hareketinin en önemli değerlerinden biriydi.

Bugünün Karanlığına Işık Tutanlar

Böyle dönemlerde umutsuzluğa kapılmamak ve ne yapacağımızı bilmek çok önemli. Çünkü örgütsüz ve bilinçsiz olduğumuzda egemenler bizleri kolayca yönlendirirler. 15 Temmuz sonrasında olduğu gibi ya burjuva medyanın ve egemenlerin yalanlarına kanıp “demokrasi” adına faşizmin tırmandırılması politikalarının peşine takılırız ya da hiçbir şey yapamayacağımızı, hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünerek umutsuzluğa kapılırız. Ama biz Marksizme inanan, onun öğretisiyle beslenen mücadeleci emekçi kadınlar olarak ümitliyiz.

Antep Katliamı Bakırköy’de Lanetlendi

HDP, HDK ve KJA, 25 Ağustosta, İstanbul Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda gerçekleştirilen bir basın açıklamasıyla Antep katliamını protesto etti. “Katilleri Tanıyoruz, Katliamlara Teslim Olmayacağız” pankartı arkasında gerçekleştirilen basın açıklamasında, ezilen halkların iradesinin baskı ve saldırılarla teslim alınamayacağı vurgulandı.

İşçiler ve Kürt Sorunu

Kürt sorunu, işçilerin, emekçilerin ekonomik, sosyal ve siyasal haklarının gasp edilmesi için de bir bahane olarak kullanıldı egemenler tarafından. Örgütsüz ve bilinçsiz işçi kitleleri ise Kürt sorununa ilişkin düzenin çizdiği sınırları aşamadı. Kürt sorunu çözüme ulaşmadığı için asker ve polis devleti uygulamaları olağanlaşıyor. Sendikal hak ve özgürlükler, gösteri ve yürüyüşler, düşünce özgürlüğü, “bölünme”, “terör örgütünün elini güçlendirme” türü gerekçelerle hayat şansı bulmadan eziliyor. İşçi sınıfının ulusal temelde değil sınıfsal temelde birleşmesi gerçekleşmediği için işçi sınıfı milliyetçi, şovenist politikaların esiri oluyor. Daha da önemlisi savaş, Türk ve Kürt işçilerin ve yoksulların da canını alıyor.

Gaziantep Vahşeti ve Kürtlere Yönelik Çok Yönlü Saldırı

İster IŞİD tarafından organize edilmiş olsun, isterse onu yönlendiren güçler tarafından, Gaziantep katliamı, Türkiye ve Suriye Kürtlerine verilmiş bir gözdağı ve savaşçı çizginin devam edeceği mesajıdır. Türkiye, son iki gündür bir yandan IŞİD bahanesiyle Cerablus’u, diğer yandansa Minbiç’teki YPG mevzilerini topa tutmaktadır. AKP hükümeti, Cerablus’ta Kürtleri ekarte ederek kendi denetimi ve yönlendiriciliğindeki cihatçı çeteleri sahaya sürmeyi, IŞİD’den boşalan yerlere bu güçleri yerleştirmeyi ve bunları aynı zamanda Kürtlerin de üzerine salmayı planlamaktadır. Suriye Kürtlerinin özyönetim adımlarını boşa çıkarma temeline oturan bu planın akıbeti belli değildir.

Gençlik Sverdlov Olup Mücadeleyi Büyütmeli!

Tarihte, adları mücadeleleriyle ölümsüzleşen pek çok devrimci önder vardır. 20. yüzyılın başlarında bu önderlerden bir fidan filizleniyordu. O, Lenin’in “muazzam bir örgütçü” dediği genç Yakov Mihayloviç Sverdlov’dur. Onu, eşsiz mücadele tutkusunu yaşamının sonuna dek yaşatmış olan bu devrimciyi, hayat arkadaşı Klavdiya Sverdlova’nın “Sverdlov: Urallı Delikanlı” adlı biyografik romanıyla daha yakından tanıyoruz. Bugün biz gençler için Sverdlov ve onun gibi birçok yoldaşının mücadelesinden, yaşamından feyiz almak son derece önemlidir. Üçüncü Dünya Savaşının sürdüğü bu yıllarda devrimci önderlerin mücadeleleri, yaşamları karanlığı yırtarcasına aydınlık bir yol sunuyor bize.

Bir “Kandırılma” Hikâyesi: Fethullahçılar ve AKP

İnsanları Gülencilere yönelik “tasfiye” operasyonunu savunma ya da ona karşı olma ikilemine sürükleyecek yaklaşımlar sorunludur. Esasen iktidarın “ya bizdensin ya onlardan” tutumu bu ikilemi doğurmaktadır. Oysa işçi-emekçi sınıflar açısından bakıldığında, iktidar kavgası içindeki burjuva kesimlerden birini diğerine karşı desteklemek bir seçenek değildir. Aksine işçi-emekçi sınıflar bu kavgada taraf olmamalı, kendi taraflarını yaratmalıdırlar. Öte yandan, OHAL’le birlikte iyice artan ve devleti yeniden yapılandırma çalışmasına vesile olan bu tasfiyelerden, Cemaat’le ilişkisi olmayan solcu, Kürt veya sıradan insanlar da nasibini almışlardır. Hatta önümüzdeki süreçte bu kategoriye girenlerin çok daha fazla hedef alınacağı açıktır. İktidar, “darbecileri temizleme” adı altında, kendine muhalif unsurları devlet içinden temizleme harekâtına girişmiş durumdadır. İş cadı avına dönüşmüştür. Bu, kendine en azından demokrat diyen herkesin kuşkusuz karşı çıkması gereken bir durumdur.

Tarihin Çağrısı ve Mülteciler

Emperyalist hevesleri ve Kürt kazanımlarına darbe indirme isteğiyle bizi Suriye savaşının içine atan ve bu süreçlerde Suriyeli mülteciler üzerinden çıkar devşirmeye çalışan AKP hükümeti, mültecilerin ne durumda olduğunu, ne hissettiklerini çok umursuyormuş gibi vatandaşlık demagojisiyle siyasi çıkarlar peşinde.

HDP’ye Yönelik Baskılar Artıyor

Demokrasiden, birlikten bahseden AKP hükümeti ve Erdoğan, Kürtleri bu “birlik”ten tümüyle dışlarken, gasp edilen demokratik hakları konusunda da tek kelam etmiyor. Fethullahçıları temizleme adı altında tüm muhalif kamu çalışanları açığa alınıyor, görevden atılıyor. Üstelik tüm bunlar CHP ve MHP ile “milli mutabakat” halinde yapılıyor. “Birlik, demokrasi, uzlaşma” perdesi altına gizlenmeye çalışılan bu siyasi linç operasyonuna geçit vermemek, başta sendikalar olmak üzere emekten yana tüm güçlerin görevidir.

OHAL Aracılığıyla Devleti Yeniden Yapılandırma Harekâtı

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Anayasanın 120. maddesini gerekçe göstererek 20 Temmuzda olağanüstü hal ilan eden AKP hükümeti, böylelikle temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahaleleri de kapsayan kanun hükmünde kararnameler (KHK) çıkarma yetkisiyle donanmış oldu. Darbe girişimine maruz kalmaya dayandırılan “haklılık ve meşruluk” algısını ve kamuoyunun şaşkınlığını fırsat bilen Erdoğan ve hükümet, bir taraftan yüz yüze geldiği büyük tehdidi bertaraf etmeye, öte taraftan ise arzu ettiği tüm yasal düzenlemeleri kanun hükmünde kararnamelerle gerçekleştirmeye koyulmuş durumda.

Dış Politikada Tornistanlar, 15 Temmuz ve Sonrası

Erdoğan’ın ve AKP iktidarının izlediği politikalar ve büyüttüğü gerilimler Türkiye’de çalkantılı gelişmeleri tetiklemiştir. Birkaç ay önce Atatürk Havalimanında gerçekleşen IŞİD katliamı da, kanlı 15 Temmuz darbe girişimi de bunun örnekleridir. Gelinen nokta Türkiye’nin emperyalist sistem içindeki köklü konumunun sorgulanır hale geldiği bir noktadır. Önümüzdeki dönemin Türkiye için bir istikrar dönemi olmayacağı açıktır. Çelişkiler sona ermiş değildir. Bir yandan Erdoğan’ın başını çektiği otoriterleşme sürecinin daha da ilerletilmesinin doğuracağı gerilimler ülkeyi beklerken, bir yandan da artan dış çelişkilerin daha zorlayıcı etkileri ufuktadır.

Yalanlara Kanmayalım!

Erdoğan’ın bizleri demokrasi yalanlarıyla kandırmasına izin vermemeliyiz. “Demokrasiyi” sadece kendileri için isteyen egemenler arasında taraf olmamalıyız. Gerçek anlamda demokrasi ancak ve ancak kendi sınıfımızın çıkarları için bir araya geldiğimizde ve mücadele ettiğimizde mümkündür. Ancak o zaman darbeci egemenlerin oyunları bozulabilir. Yaşasın bağımsız işçi sınıfı mücadelemiz, kahrolsun faşizm!

Devrimci Direnç Noktası Olarak Devrimci Sanat

Etkili ve işlevli bir rolü olan sanat, günümüz dünyasında, devrimci işçi sınıfının kapitalizme karşı verdiği büyük mücadele süreçlerinin de tanığıdır. Tarihin her döneminde karanlık, uzayıp giden, yıllara yayılan gericilik dönemleri olmuştur. Kapitalizm altında, işçi sınıfının devrimci mücadele tarihine baktığımızda da bunun örneğini birçok kez görebiliriz, görmekteyiz. 200 yıla yakın bir süreden beri işçi sınıfı, başta Avrupa olmak üzere, dünyanın değişik noktalarında birçok kez kapitalizme karşı ayağa kalkmış; isyanlar, devrimler veya devrimci durumlar yaşanmıştır. Ancak biliyoruz ki, yeterli örgütlü güce ve hazırlığa sahip olamadığı için işçi sınıfı, kapitalizme karşı savaşta pek çok yenilgi de almıştır. Gerek böylesi dönemler gerekse kapitalist kriz, savaş ve faşizm dönemleri; toplumsal baskı ve şiddetin arttığı, mücadelenin geriye çekildiği, kitlelerin üzerine ölü toprağının serpildiği dönemlerdir. Böylesi dönemlerde direnenlerin, mücadele edenlerin ve geleceğin büyük savaşı için kendilerini dönüştürmeye hazır olanların sayısı çok azdır. İşçi sınıfının ağır bir darbe aldığı böyle dönemlerde yalnızca örgütlü ve bilinçli kalmayı başaranlar direnebilir ve ayakta kalabilir. Bu devrimci bilinçtir, bu Marksist bir bilinçtir. Elbette Marksizm ve bilinçten söz ettiğimiz zaman kuru kitabi bilgiden değil, tarihsel mücadele çizgisinin, toplumların dönüşüm çizgisinin kavranmasını, bunun özümsenmesini ve yaşamımıza aktarılmasını kastetmekteyiz.

Burjuva Kadınlar Dünyaya Barış Getiremez

Theresa May’in başbakan olması burjuva medyada “feministlerin zaferi” olarak verildi. İngiltere’de başbakanlık koltuğundaki isim değişirken, ABD’de de başkanlık yarışı devam ediyor. Kasım ayında yapılacak seçimlerde Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’ın kazanma olasılığı yüksek görünüyor. Almanya’da ise 2005 yılından bu yana Angela Merkel başbakanlık koltuğunda oturuyor. Clinton’ın da seçimleri kazanması durumunda dünyanın en büyük emperyalist güçlerinden üçünü kadınlar yönetiyor olacak. İşte bu tablo özellikle Avrupa’nın burjuva medyasında “kadınlar dünyayı yönetecek” haberleri yapılarak anlatılıyor ve kadınların dünyayı yönetmesiyle birlikte daha barışçıl, daha insani bir sürece doğru gideceğimiz beklentileri oluşturulmaya çalışılıyor. Öyle ya, kadınlar daha duyarlıdırlar, duygusaldırlar, şefkatlidirler vs… Peki, gerçeklik bu mu?

“Baldırı Çıplak Hayırseverler”

Robert Tressell, “Baldırı Çıplak Hayırseverler” romanını yazmaktaki amacını açıklarken kapitalizm altında işçi sınıfının nasıl yaşadığını ve sosyalizmin mümkün ve yaşanabilir tek sistem olduğunu göstermek istediğini söyler. Kapitalizmin ustalıklı teşhiri, Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu kitabı ile büyük paralellikler gösteren yoksulluk manzaralarının betimlenmesi, işçi sınıfının gündelik yaşamı üzerine son derece ayrıntılı anlatımlar, patronlar sınıfının, ruhban sınıfın, küçük-burjuvazinin ve işçi sınıfının çeşitli unsurlarının karakterlerinin ayrıntılı teşhisi, sosyalistlerin içinde yaşadığı toplumu değiştirme çabasını sürdürürken yaşadıkları gelgitler, kapitalizmde yozlaşan insan soyu…

Engels’i ÖlümYıldönümünde Saygıyla Anıyoruz

Uluslararası işçi sınıfının önderi, öğretmeni, Marx’ın yoldaşı ve Marksizmin kurucularından Friedrich Engels 5 Ağustos 1895’te hayata gözlerini yumdu. Lenin’in de haklı olarak vurguladığı gibi Engels, yoldaşı Marx ile birlikte işçi sınıfına kendini bilmeyi, kendi sınıf bilincine ulaşmayı ve toplumsal kurtuluşu için nasıl ve hangi araçlarla kavga etmesi gerektiğini öğretti. Bundan dolayıdır ki, her işçi Engels’in kim olduğunu ve nasıl bir dava uğruna mücadele ettiğini bilmelidir, onun yaşamını öğrenmeli ve eserlerini okumalıdır. Bu eylemi yerine getiren her işçi Engels’in dehasını, su katılmamış kolektivist ve eğilip bükülmeyen militan kişiliğini, yüce gönüllülüğünü, davasına ve yoldaşlarına sonsuz bağlılığını, işçi sınıfına inancını ve ona kendisini kayıtsız şartsız adamasını görecektir.

Askeri Darbe Girişiminden OHAL Düzenine

İşçi-emekçi kitleler ise bu olağanüstü kriz ve kaos koşullarında, ne yazık ki örgütsüz ve bilinçsiz konumdalar. Bundan dolayıdır ki büyük yanılsamalara ya da korkulara sürüklenerek burjuva iktidar kavgasına payanda ediliyorlar. Geniş emekçi kitlelerde tam anlamıyla bir kafa karışıklığı söz konusudur. AKP’ye oy veren kitleler başta olmak üzere toplumun büyük bir kesimi, hükümetin yönlendirmesi altında, darbe girişimini tümüyle Fethullah Gülen cemaatine bağlamakta ve tepkisini şeytanlaştırılan Gülen’e yöneltmektedir. Buna karşın AKP’ye muhalif kesimlerde ise, bu darbe girişiminin Erdoğan’ın başkanlığının önünü açmaya dönük bir “tiyatro” veya “tezgâh” olduğu fikri ve duygusu hâkimdir. Bu komplocu görüş ne yazık ki şu ya da bu şekilde sol kesimler içinde de yansımasını bulmaktadır. Hiç kuşkusuz hem darbe girişimini sadece cemaate bağlamak ve onu burjuva devlete dışsal bir örgütlenme olarak görmek hem de darbenin başarısız olmasından ve cevapsız kalmış sorulardan hareketle darbe girişimini Erdoğan’ın bir komplosu olarak nitelemek yanlıştır.

Seni Seçtik Mücadele!

Dünyanın pek çok ülkesinde ve Türkiye’de onca olay yaşanırken, nasıl oluyor da insanlar gerçek hayatla ilgisi olmayan şeylerin peşinden sürükleniyorlar? Aslında kapitalistler tarafından piyasaya sürülen bu oyunlar, medyada önümüze sunulan diziler, filmler, videolar vb. hepsi bu çürümüş sistemin üzerine serilen desenli bir örtü. Bu sistemin ürettiği tüm pislikler örtünün altında büyümeye devam ederken, bizden örtünün üzerinde oyalanmamızı istiyorlar. Yaşadığımız sorunları, işsizliği, yoksulluğu, gelecek kaygımızı örtünün altına süpürüp, dünyada her şey normalmiş gibi yaşamamızı istiyorlar.