Navigation

Temmuz 2016 tarihli yazılar

Suriyelilere Vatandaşlık: “Biz Almayalım da İngilizler mi Alsın?”

AKP’nin Suriyelilere vatandaşlık sözünün arkasında binbir kirli plan bulunmaktadır. Türkiyeli işçiler, işsizliğe, pahalılığa, evsizliğe duydukları öfkeyi Suriyelilere değil bu kirli planları yapanlara yöneltmelidirler. Sömürünün, taşeronlaştırmanın, iş cinayetlerinin, yoksullaşmanın sorumlusu olan sermayeye karşı göçmen işçi kardeşleriyle birlikte mücadeleyi yükseltmelidirler. Bu sayede savaşlar da son bulur, kapitalist sömürü sisteminin köküne de kibrit suyu dökülür.

Küçük Kara Balık Olalım, Deryalara Akalım!

“Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi? Yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?” diye soruyordu Küçük Kara Balık annesine, Samed Behrengi’nin o ünlü kitabında. Ve böylece başlıyordu Küçük Kara Balığın hikâyesi, kılıç balığına, korkunç balıklara ve yaşamında bir kere bile denizi sormamış komşularına inat.

Emek ve Demokrasi Güçleri: “Ne Askeri Ne Sivil Darbe, Ne Olağanüstü Hal! ACİL DEMOKRASİ!”

DİSK, KESK, TMMOB, TTB, çeşitli demokratik kitle örgütleri, siyasi parti ve çevreler, 23 Temmuzda Mülkiyeliler Birliği’nde bir araya gelerek, 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasındaki sürece dair bir basın açıklaması yaptılar. DİSK genel başkanı Kani Beko tarafından okunan ortak basın metninde, hem askeri darbeye hem sivil darbeye hem de olağanüstü hale karşı tepki dile getirildi ve “acil demokrasi” talebi yükseltildi:

Darbeleri de Bu Düzeni de Ortadan Kaldıracak Olan İşçi Sınıfıdır

Faşist tırmanışa rağmen durmaksızın işçi sınıfının örgütlülüğünü yükseltmeye çalışmalı, mücadeleye devam etmeliyiz. Zira tarihte hiçbir faşist diktatörlük sonsuza kadar kalamamış ve elbet sonunda ortadan kalkmış, kaldırılmıştır. Elbet bu günler de geçecek ve elbet işçi sınıfı kendini sömürenlere karşı olan haklı davasında nihai ve en güzel sonuca ulaşacaktır. Tüm yaşananlara rağmen unutulmamalıdır ki, gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın anıdır…

Silahlanma Yarışıyla Harlanan Emperyalist Savaş Ateşi

ABD emperyalizmi, 2003 yılında Irak’a “demokrasi ve özgürlük” götürürken, dönemin ABD başkanı Bush, sonsuza kadar sürecek bir savaş başlattıklarını açıklamıştı. Kuşkusuz bu ifade laf olsun diye kullanılmamıştı. Geçtiğimiz günlerde ise benzer bir itiraf döküldü, bir başka burjuva liderden. Almanya Başbakanı Angela Merkel “kimse Avrupa’ya yarım yüzyıl daha barışın hâkim olacağına inanmamalı” dedi. Sonsuzlukla kıyaslandığında, yarım yüzyıl daha “usturuplu” bir zaman tahmini gibi görünse de emperyalist savaş cehenneminin içinde bulunan dünyanın ve üzerindeki tüm canlılığın 50 yıllık bir geleceği olup olmayacağı tartışma konusu. Diğer bir ifadeyle tarihi milyar yıllarla ölçülen yerküre, tarihi yüz bin yıllarla ölçülen insanlık ve tüm canlılık 50 yıl içerisinde, burjuvazinin atacağı “son!” kazığı yiyebilir.

“Fevzi Babam Evren’i Ayağıma Getirdi”

12 Eylül askeri faşist darbesinin üzerinden 36 sene geçti. O günün gençleri yaşlandı. Çocuk olanlar orta yaş kuşağı oldu. O günlerde faşist Evren hakkında en küçük bir şey söyleyenler sorgulara çekiliyor, korkutuluyor, korkmayanlar kodese tıkılıyorlardı. Atatürk hakkında ise malûm on yıllar boyunca eleştiren herkese dava üstüne davalar açılır, başlarına gelmedik kalmazdı. Belki çoğu işçiye, 12 Eylül askeri faşist darbesiyle ilgili duyduğu sanki gerçek değilmiş gibi geliyor. Oysa şimdilerde de sivil bir faşizm her gün biraz daha ilerliyor.

Suruç Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız!

Suruç katliamı, Kürt halkına ve destekçilerine bir gözdağı olarak gerçekleştirildi. Kısa sürede savaş yeniden alevlendi. Suruç katliamından bu yana binlerce insan hayatını kaybetti. Türkiye devletinin doğumundan itibaren üzerine sinmiş olan Kürt düşmanlığı bu katliamlarla yeniden gün yüzüne çıktı. Kürt düşmanlığı diğer burjuva partiler için de adeta hizada tutma aracı olarak kullanıldı. Kürt sorunu konusunda sık sık rapor yazmakla övünen CHP, dokunulmazlıkların kaldırılması gündeme geldiğinde, sırf Kürtlerle aynı çizgide görünmemek adına, yanlış olduğunu bile bile, üstelik bunu da beyan ederek AKP’nin anayasa değişikliğini Meclis’ten geçirmesine yetecek kadar oy almasını sağladı.

Gazze Abluka Altındayken İsrail’le “Normalleşme”

Şurası çok açık ki yıllardır İsrail zulmü altında inleyen Filistin halkının çıkarları gerçekte Türkiyeli egemenlerin umurunda değildir. İsrail’le bölgesel ve ekonomik çıkarlar temelinde anlaşan AKP tam bir riyakârlık örneği sergilemiştir. Gazzeli Filistinliler cehennem ateşi içinde yanarken AKP, İsrail’i neredeyse stratejik müttefiki ilan etmiştir. Mavi Marmara olayından bu yana Filistinliler lehine hiçbir olumlu gelişme olmamasına rağmen bu süreç boyunca Türkiye İsrail arasındaki ekonomik ilişkilerde bir bozulma olmamış, aksine ticaret hacmi artmıştır. Son yapılan anlaşmayla istihbarat, askeri, ticari, turizm ve enerji ilişkilerinin daha üst seviyelere çıkarılacağı sözü verilmiştir.

AKP’nin Güvenceli Kölelik Stratejisi

Gerek Avrupa İstihdam Stratejisi, gerek onun bir parçası olarak Türkiye’de uygulamaya sokulan Ulusal İstihdam Stratejisi, işçileri köleleştirme stratejileridir. Hangi süslü cümlelerle kamufle edilmeye çalışılırsa çalışılsın bu stratejiler, AB’ye üye ve aday üye ülkelerdeki tekellerin uluslararası rekabetinin önünü açmak, bu rekabetin önünde engel olarak görülen kurallı çalışmayı son kertesine kadar esnekleştirip kuralsızlaştırmak, bu rekabetin yaratacağı kriz, çatışma ve savaş ortamına karşı işçi sınıfı ve emekçilerin tepkisini örgütleyebilecek başta sendikalar olmak üzere işçi örgütlerini dağıtmak, yok etmek için varlar. Mücadeleci işçiler olarak işyerlerinde tabandan başlayarak uluslararası mücadele birliğini yaratmaksızın, bu kan emici sömürü düzeninden kurtulamayız. Yaşasın bütün dünya işçilerinin uluslararası mücadele birliği!

Fransa’da Grevler ve Euro 2016

Sermayenin elindeki futbol, her zaman kapitalistlerin işçileri uyutmak, oyalamak için kullandıkları bir araç olmuştur. Özellikle Avrupa ve Dünya Kupalarında oynanan milli maçlarla, farklı ülkelerdeki işçilerin milliyetçi duyguları harekete geçirilmeye ve dünyada yaşanmakta olan diğer gelişmeler ve saldırılar unutturulmaya çalışılmaktadır. Ama görüyoruz ki, egemenler bu isteklerinde o kadar başarılı olamıyorlar. Fransa işçi sınıfı Euro 2016’yı mücadeleyle, grevlerle karşıladı. Fransa’da hükümete yakın sendikalar grevleri durdurmaya, işçilerin mücadele azmini geriletmeye çalışıyorlar. İşçiler zorlu mücadelelerle, güçlükle kazandıkları hakları ellerinden almaya çalışan patronlar sınıfı karşısında örgütlü mücadele etmek zorundadır. Dünya işçi sınıfı saldırganlaşan burjuvazi karşısında kararlı ve örgütlü mücadeleyi büyütmelidir.

Askeri Darbeye de, Sivil Faşist Diktatörlüğe de Hayır!

15 Temmuz askeri darbe girişimi ordu içinde ve dışında yeterli destek ve güce ulaşamadığı için bastırıldı. Söylentilere göre, olması gerekenden erken ve eksik hazırlıklarla başlatılan bu darbe girişimi, çılgınca hamlelerle ilerleyerek sonunda kanlı bir macera halini almış ve çökmüştür. Onlarca generalin de içinde yer aldığı bu darbe girişimi, hükümetin yansıtmak istediğinin aksine sadece Fethullahçı güçlerden oluşmamaktadır. Belli ki ordunun AKP muhalifi geniş bir kesimi biraraya gelmiştir ve bu darbe girişiminde ABD’nin parmağı olduğu da söylenmektedir. Ayrıca ordunun geri kalanı da saatler boyunca bekle gör tutumunu izlemiştir. Darbeci birliklere karşı diğer birlikler harekete geçirilmediği gibi ordu komutanları uzun bir süre hiçbir açıklama yapmamışlardır. Bu tür açıklamalar süreç tersine dönünce gelmiştir.

Kan Safsatası, Irkçılık ve Faşizm

Başta Erdoğan olmak üzere, bir kısım AKP’lilerin açıkça ırkçılık kokan açıklamalarını hatırlayalım. Bilimsel olarak bu ifadelerin bir anlamı olmadığı halde neden bu burjuva politikacılar bu ifadeleri zikretmektedirler? Açıktır ki, onların derdi bilim değil siyasi çıkarlardır. Mesele kişi olarak Erdoğan’ın ya da diğer AKP’lilerin bu türden ırkçı milliyetçi fikirlere inanıp inanmamaları da değildir. Onlar bu ırkçı milliyetçi (kısaca Türkçü diyelim) fikirler aracılığıyla toplumu kendi siyasi hedefleri arkasında toplamaya çalışıyorlar.

Kapitalizmde Kirletilen Spor

Kapitalistlerin elinde şekillenen spor anlayışı her türlü pisliğin ve insanlık dışı uygulamaların kol gezdiği bir rant kapısına da dönüştürülmüş durumda. Pompalanan hormonlu ilaçlar bir süre sonra sporcuda kondisyon eksikliği, yıpranma, dikkat eksikliği ve ruhen çökme meydana getiriyor.

Devrimci Mücadeleye Adanan Yaşamlar

Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.

Brexit’in İşaret Ettikleri

İstisnasız tüm kapitalist ülkelerde büyük bir toplumsal değişim arzusu yükselmektedir ve birçok ülkede bu arzu siyaset sahnesindeki aktörleri değiştirmiş ya da değiştirmekle tehdit etmektedir. İspanya’da Podemos’un yükselişi, Yunanistan’da Syriza’nın yükselişi, ABD seçimlerinde Sanders’in büyük taraftar toplaması, İngiltere’de Corbyn’in sürpriz bir şekilde İşçi Partisi’nin başına geçmesi, İtalya’da son seçim sonuçlarında ortaya çıkan tablo vb. Tüm bunlar toplumsal değişim arzusunun ifadeleridir. Bir de bu tabloya tersinden bakalım. ABD’de Trump’ın yükselişi, Avrupa ve ABD’de islamofobinin, göçmen karşıtlığının, yabancı düşmanlığının, ırkçılığın, faşist eğilimlerin yükselişi, Türkiye’de faşizmin tırmanış süreci vb. Bunlar da aynı tabloya burjuva düzenin cevabını oluşturuyor. Tek kelimeyle, kapitalist krizin derinden vurduğu tüm ülkelerde bir kutuplaşma sözkonusudur. Hal böyleyken, işçi sınıfının durumunun AB’de kalarak mı yoksa çıkarak mı daha iyiye gideceği tartışmasına hapsolup kalmak büyük bir yanlıştır.

Barış Karanfilleri Ankara Katliamının 9. Ayında Anıldı

10 Ekimde Ankara’da düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi mitinginde yaşanan katliamın üzerinden 9 ay geçti. 10 Ekim Dayanışma Derneği, katliamın 9. ayı olan 10 Temmuzda, Ankara Garı önünde basın açıklaması ve anma gerçekleştirdi. Yakınlarını kaybedenlerin ve çeşitli kurumların katıldığı anmaya HDP milletvekili Filiz Kerestecioğlu da katıldı.

Devrimci Mücadeleye Adanan Yaşamlar /2

Lenin ve onun dönemindeki Bolşeviklerin mücadelesi ve sınıfın devrimci örgütünü yaratırken uyguladıkları tarz, bugün de Leninist parti anlayışına bağlanan sınıf devrimcileri için son derece önemlidir, eğiticidir ve örnektir. Leninist parti anlayışı kalıplaştırılarak uygulanacak bir model değil, günün somut koşullarında sınıf içindeki devrimci mücadelede yeniden yaratılarak yaşatılması gereken bir ruhtur, özdür. Devrimci örgütün yaratılması bağlamında Lenin’in çabasına ve Bolşevik deneyime dair unutulmaması ve takipçisi olunması gereken öylesine çok ve önemli husus var ki.

İspanya’da Siyasi Kriz Devam Ediyor

Kendisine çokça umut bağlanan Podemos tipik bir örnek teşkil ediyor. Tutarlı bir sosyalist programa dayanmak yerine nabza göre şerbet vermek üzere kimi zaman “anavatan”dan, “kanun ve düzen”den, kimi zamansa işçi sınıfının geleneklerinden dem vuran, eklektik, inandırıcılıktan uzak bir seçim kampanyası yürüten Podemos, nihayetinde daha “ılımlı sol” seçmen kitlesinden ek oy alamadığı gibi, aksine daha radikal olan bir kesimi de kaybetmiştir. Açık ki, İspanya işçi sınıfının ve emekçilerinin kurtuluşunun yolu, kapitalizmin reforme edilmesi boş uğraşından değil onun yıkılmasından geçiyor.

ABD’de Polis Terörü ve Artan Siyah Öfke

ABD’de siyahlara yönelik polis terörü iki can daha aldı. Salı günü Louisiana’da Alton Sterling’in polis tarafından katledilmesine yönelik tepkiler büyüyerek yayılırken, bir gün sonra bu kez Minnesota’dan Philando Castile’in ölüm haberi geldi. Castile, aracını durduran polise ehliyet ve ruhsatını göstermek için torpido gözüne eğildiğinde polis tarafından kurşun yağmuruna tutularak katledildi. Bu cinayetin görüntülerinin o sırada araçta bulunan sevgilisi tarafından sosyal medyada yayılması, polisin ırkçılığına yönelik tepkileri ve öfkeyi katlayarak arttırdı. ABD’nin pek çok eyaletinde on binlerce siyah sokaklara döküldü.

Bizans Zaptedilirken…

15. yüzyılda dünya tarihinde ne olduğunu doğru biçimde anlamak, tüm tarihe doğru biçimde bakmanın anahtarı olarak görülebilecek önemdedir. Bu, kapitalizmin kendisinden önceki tüm diğer sınıflı toplum biçimlerinden çok farklı, özgün niteliğini, tarihin gerçek akışının ne yöne işaret ettiğini ve giderek insanlığın gerçek kurtuluşunun maddi zeminini neyin döşediğini anlama fırsatı sunar.

Prangalı Öğretmenler

Doğu ve Güneydoğu’ya yönelik bu projenin bir başka ayağı da eğitimle ilgili yapılan planlar. Tabii amaç doğu illerini “güzelleştirmek, kalkındırmak, geliştirmek” olduğunda sıra eğitim “sektörüne” de geliyor. Yıllardır Kürt çocukların kaderini, açlık, yoksulluk, kan, savaş, umutsuzluk, korku ile yoğurarak yazan TC devleti, şimdilerde de Kürt çocuklara kirli ellerini eğitim yoluyla uzatmayı planlıyor. Doğu ve Güneydoğu illerindeki eğitimin kötü olmasının faturasını da öğretmenlere yüklüyor. Bunu bahane göstererek de sözleşmeli öğretmenliği tekrar hayata geçirecek olan yeni bir yasa çıkaracağını söylüyor.

Küresel İşçi Hakları Endeksinin Gösterdiği Gerçekler

Kapitalist sömürü düzeni içine düştüğü küresel ekonomik krizini atlatmak için işçi sınıfına azgınca saldırıyor. Tüm dünyada izlenen neo-liberal politikalarla işçi sınıfının ekonomik, sosyal ve siyasal hakları birer birer gasp ediliyor. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun (ITUC) her yıl düzenli olarak yayınladığı Küresel İşçi Hakları Endeksi raporunda, yapılan saldırılar çarpıcı örneklerle ortaya konuyor. İşçi haklarını koruma düzeyine göre ülkeler arasında en iyiden en kötüye doğru bir sıralama yapılıyor. Raporda gelişmiş ülkelerdeki işçi haklarına yönelik çok ciddi saldırılara da dikkat çekiliyor. Nitekim bu saldırıların ne boyutta olduğunu Fransa’da yaşanan tablodan görebiliyoruz. İşçi sınıfının mücadele tarihinde önemli bir yer tutan Fransa’da işçi sınıfı çok ciddi bir saldırı ile karşı karşıya. İktidarda bulunan sözümona sosyalist Hollande yönetimi, çıkarmaya çalıştığı yasa ile Fransız işçi sınıfını adeta kölelik koşullarına mahkûm etmek istiyor.

Ankara’da 2 Temmuz Anması

23 yıl önce 2 Temmuzda Sivas’ta yaşanan Madımak katliamında yaşamını yitirenler, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin çağrısıyla  anıldı. Anmaya emek ve demokrasi güçlerinin yanı sıra pek çok demokratik kitle örgütü ve Alevi örgütleri de katıldı.

Suriye Savaşında Yeni Sayfa

Üçüncü Dünya Savaşının Suriye cephesinde son aylarda önemli gelişmeler yaşanıyor. Savaşın içindeki taraflarca mevcut güç dengelerini değiştirmeye yönelik hamleler ve bunlara karşı hamleler yapılıyor. Azez-Mare, Halep-İdlib, Rakka ve Menbic gibi stratejik bölgelerde, gelişmelerin seyrini belirleyecek önemde mücadeleler yürüyor. ABD, AB, Rusya, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin desteği ve yönlendirmesi altında hareket eden çeşitli güçler, son zamanlarda bu bölgelerde kritik muharebeler yaptılar. Bu çatışmalar sonucu oluşacak kırılmalar da Suriye’de yürüyen emperyalist savaşın gidişatına önemli etkilerde bulunacak gibi görünüyor.

Yeni EMASYA: “Tek Adam” Rejiminde Bir Adım Daha

AKP iktidarı askeri vesayete karşı iktidarını koruma mücadelesi verdiği yıllarda zorunlu olarak birtakım demokratik adımlar atmış, bazı yasal değişiklikler yapmıştı. Özellikle 2007 yılında kendisine yönelik darbe planlarının açığa çıkmasıyla beraber bu adımları hızlandırmıştı. “Demokratikleşme ve sivilleşme” adı altında yapılan yasal değişikliklerin temel güdüsünün gerçekte rejimin demokratikleştirilmesi olmadığı malûmdu. Nitekim köprüyü geçtikten sonra rahat nefes alan AKP’nin, Erdoğan’ın “tek adam rejimi” hayallerinin de bir parçası olarak, yapılan görece demokratik değişiklikleri tek tek geri alması, hatta eskisinden daha da geri bir zemine düşürmesi bu gerçeği göstermektedir.

Emek ve Demokrasi Güçleri 10 Ekim İddianamesini Protesto Etti

10 Ekimde Ankara Garı önünde DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin “Emek, Demokrasi ve Barış”  çağrısıyla düzenlediği miting katliamla sonuçlanmıştı. Geçtiğimiz günlerde de 10 Ekim katliamıyla ilgili iddianame Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlandı ve mahkemeye gönderildi. 571 sayfalık iddianamede 36 sanık hakkında 100’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Ancak bu katliamın siyasi sorumlularına dair hiçbir ifadeye yer verilmedi.

“Güçlü Devlet” ve Faşizm

“Güçlü devlet” işçi-emekçi yığınların çıkarına mıdır? Burjuva ideolojisinin etkisi altında kalan emekçi yığınlar bu soruya tereddütsüz evet cevabı verseler de gerçeklik bunun tam tersidir.