Navigation

Mayıs 2016 tarihli yazılar

“Aile Bütünlüğü” Adına Kadın ve Çocuk Haklarına Saldırı

İktidarın kadın sorununa yaklaşımı, AKP milletvekillerinin komisyon toplantılarındaki tutum ve üsluplarına da yansıyor. Komisyon raporunda olumlu görülebilecek öneriler arasına sıkıştırılan pek çok husus, AKP’nin mağdur kadınlar ve istismara uğrayan çocuklarla ilgili gerçek yaklaşımını ortaya koyuyor. Bu erkek egemen, cinsiyetçi, ayrımcı ve gerici anlayış, kadınların ve çocukların var olan haklarının da elden gitmesine yol açabilecek önerilerde somutlaşıyor.

AKP’nin Patolojik Emperyalist Siyaseti ve Sonuçları

Azgın bir şekilde kışkırtılan milliyetçilikle, sömürülen dini duygularla, şişirilen Osmanlı efsanesiyle, “büyük Türkiye” masallarıyla, “İslam âleminin birleştirici gücü Türkiye durdurulmak isteniyor” yalanıyla kitlelerin zihni felç edilmektedir. Kısacası AKP kurmayının izlediği patolojik siyaset, toplumu her geçen gün uçuruma sürüklemektedir. Bugün olanlarla, tam yüz yıl önce Osmanlı’yı yeniden büyük imparatorluk yapmak üzere yanıp tutuşan Enver Paşaların maceracı siyaseti ve ideolojisi çok ama çok benzemektedir. Ancak tarih bu tür maceraların neyle sonuçlandığını da gözler önüne sermektedir.

Gerçeğin Işığını Taşıyanlara

Ne güzeldir karanlık / dizlerinde sallarken doğayı uyutmak için / Dinlensin ve yeniden göğersin diye / uykuya çekerken yaşamı / Ne güzeldir karanlık / sarıp sarmalarken toprağı / soluklansın diye / Yeryüzünü kavuştururken yıldızlara / Hayalleri kısrak kısrak salarken çayırlara / Ne güzeldir karanlık…

Kut’ül Amare: AKP’nin Yeni Menkıbesi

Geçtiğimiz ay billboardlarda, televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde belki de çoğu insanın daha önce hiç duymadığı bir Osmanlı “zaferi” bir hayli yer kapladı: Kut’ül Amare. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşında Çanakkale ile birlikte kazandığı iki muharebeden biri olan Kut’ül Amare, 100. yıldönümü vesilesiyle şişirilerek iktidar tarafından gündeme sokulmuş durumda. 1916 yılında Osmanlı ordusunun İngilizlere karşı kazandığı bir muharebe olan Kut’ül Amare’nin bu kadar çok parlatılmasının tek sebebi 100. yıldönümü olması değil elbette. Muharebenin yapıldığı coğrafya AKP’nin dış politikasıyla birlikte düşünüldüğünde, biraz elden geçirilmiş bir Kut’ül Amare AKP’nin emperyalist maceracılığını meşrulaştırmak için bulunmaz Hint kumaşı. Önce Kut’ül Amare’de ne olduğuna, sonra AKP’nin bu hadiseyi nasıl abarttığına ve kullandığına bakalım.

Suudi İttifakı ve AKP’nin Hayalleri

Her ne kadar AKP liderliği vehme kapılıp kendini Osmanlı’nın mirasçısı ve İslam âleminin lideri olarak sunsa da, politik güç ilişkileri bambaşka bir tablo sunmaktadır. Meselâ Suudi Arabistan, hiç kuşkusuz petro-dolarların gücünü de kullanarak İslam ülkeleri üzerinde son derece etkili olmaktadır. Sünni İslam ittifakının ve ordusunun kurulmasına öncülük eden Suudilerdir. Keza İslam Ülkeleri İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Körfez Ülkeleri İşbirliği’ni kontrol eden, bu birlikleri kendi çıkarları temelinde kullanan da Suudi Arabistan’dır. Anlaşılacağı üzere, dış politika da dâhil, hayat teorik varsayımlar üzerinden değil katı gerçekler üzerinden akmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin Suudi Arabistan ile bir Sünni İslam ittifakı yaratarak, onu ve diğer İslam ülkelerini nüfuzu altına alması hayalden başka bir şey değildir.

2023’e Doğru Gelir Eşitsizliği Giderek Artıyor

İktidara geldiği 2002 yılından bu yana çıkardığı yasalarla patronları ihya eden AKP hükümeti, 2023 hedeflerini gerçekleştirmek için canhıraş çalışmaya devam ediyor. 2023 hedefleri, Türkiye’nin emperyalist basamaklarda üstlere tırmanması ve kapitalistlerin daha da palazlanması demek. Bu hedeflere ulaşılır mı şimdiden kesin bir şey söylemek zor. Tahminler, en iyi ihtimalle Türkiye’nin 18. sıradan 15. sıraya yükselebileceği yönünde. Fakat listenin daha aşağı sıralarına düşmesi de ihtimaller arasında. Her iki durumda da işçilerin yaşam koşullarının kötüleşeceği açık.

Göç, Mülteciler ve Kapitalizm

Kapitalizmin tarihi boyunca yaşanan göçlerde yer alan insanların hemen hemen tamamı zorunluluklar nedeniyle bu yollara sürüklenmişlerdi. İnsanların yaşamında ne büyük travmalar ve zilletler anlamına geldiği göz önüne getirildiğinde, göçün, çoğu durumda arzu edilir ya da tercih edilir bir şey olmadığı açıktır. Yeni bir hayat için uzak ülkelerin yoluna düşen yüz milyonlarca insanın hayatını travmatik biçimde değiştiren; sadece onların değil, geride bırakılan yurtların ve insanların ve gidilen diyarlardaki insanların hayatlarını derinden etkileyen göç sorununun nihai çözümü elbette salt kapıların açılması değildir. Bugün gelinen nokta itibariyle kapitalizm altında bu sorunun gerçek bir çözümü olamaz.

“Hoca” Yerli ve Milli Değil miydi?

Acaba Davutoğlu ve ona destek veren milletvekilleri, yazarlar, iş adamları vb. yerli ve milli değiller miydi? Buradan da anlıyoruz ki asıl amaç yerlilik veya millilik değil aslında. Erdoğan kendi iktidarını, yani kurmak istediği başkanlık sistemini hayata geçirmek için bir yandan kitlelerin milliyetçi duygularını kışkırtırken, diğer taraftan bu uğurda geçmişte yerli ve milli olarak gösterdiği dava arkadaşlarını bile harcayabiliyor.

3. Dünya Savaşı Yeni Biçimler Altında Yürüyor

İnsanlık yeni bir emperyalist paylaşım savaşının içinden geçiyor. Elif Çağlı, Marksist Tutum sayfalarında, parçalı ve pek de alışılagelmedik biçimler altında yürüyen bu savaşın aslında 3. Dünya Savaşı olduğu tespitini yapalı yaklaşık on yıl oluyor. Bu tespit ilk yapıldığında pek çokları idrak etmekte zorlanmıştı, bugünse burjuva ideologlarından ünlü politikacılara, sosyalistlerden papaya kadar pek çokları “3. Dünya Savaşı” tabirini kullanıyorlar.

Roket Atılır mı, Düşer mi?

Bilmem bilir misiniz, Türkçede bir tabir vardır “roket düşmesi” diye... Birileri tarafından atılmış olan roketlerin düşmesini anlatmak için kullanılır. Bildiğiniz üzere havaya atılan tüm cisimler gibi, roket de havaya atılırsa yere doğru düşecektir. Aksi henüz görülmemiştir, yani havaya atılıp da yere düşmeyen bir roket var mı, bilmiyorum.

Soma Katliamı: Unutmamak, Unutturmamak için Örgütlü Mücadeleye!

Ölümün ağzı derler maden ocaklarına. Yarım çember biçiminde olan maden ocağı girişi yerin yedi kat derinliklerine açılır. Karanlıktır, nemlidir, ürkütücüdür maden ocağı. Madenci, ailesinden helâllik alır da girer ocağa. Ölümle burun buruna çalışan, yeryüzü sıcağa doysun diye kazma sallayan madenciler için yürekli ve bilekli denmesi boşuna değildir. Fakat ölümün kara yüzü ne yürek bilir, ne bilek… Alınmayan güvenlik önlemleriyle, insana uygun olmayan çalışma ortamıyla isimsiz mezarlar olur madenler madenciye…

Brezilya’da Neler Oluyor?

Brezilya’da bir süredir devam eden kitle gösterilerinden sonra geçtiğimiz ay mecliste devlet başkanı Dilma Rousseff’in görevden alınması süreci başlatıldı. Senato komisyonu, 5 Mayısta, Rousseff’in yargılanmasının önünü açan gensoru önergesini kabul etti ve bir hafta sonra Senatoda yapılan oylamayla Rousseff’in  yargılama sürecinin önü açıldı. Rousseff, 22’ye karşı 55 oyla, 180 gün süreyle görevden uzaklaştırılırken, yerine başkan yardımcısı Michel Temer geçirildi.

Rant ve Siyasi Çıkarlar Uğruna Tarih Katliamı

Ekonomik verileri en önemli başarı kriteri olarak gören AKP iktidarı, haliyle her şeyi ekonomik gelişmeye endeksliyor. Tarihten sanata, doğadan bilime kadar hemen her alanda atılan adımlar ekonominin ışığında değerlendiriliyor. Tarihi dokuya uygunluk, estetiklik, doğaya ve yeşile uyumluluk gibi kriterler yerine kârlılık esas alınıyor. Bu durum kapitalist dünyanın geneli için geçerli olsa da, Türkiye’deki iktidar bu bakımdan bir aşırı ucu temsil ediyor. Özellikle son zamanlarda basında tartışmalara ve eleştirilere sebep olan tarihi eserlerin restorasyonundaki “başarısızlık” da iktidarın kârlılık esasına dayalı anlayışının bu alandaki tezahürüdür.

Termik Santrallere Havayı Özgürce Kirletme Hakkı

Yaktığı kömürle havayı ve çevreyi kirleten termik santrallerin dünya genelinde kullanımı kısıtlanıyor, ama Türkiye’de sayıları hızla arttırılmaya devam ediliyor. Termik santralleri işleten şirketlerin üretimini ve kârını arttırmak için çeşitli girişimlerde bulunan AKP, son olarak Elektrik Piyasası Kanunu’nda Değişiklik Teklifi’ne eklediği hükümlerle, termik santrallerin çevre mevzuatından muaf tutulmasını sağlamayı amaçlıyor. Teklifin yasalaşması halinde, termik santrallerde ne bacaların filtreli olmasına, ne de atıkların uygun şekilde ortadan kaldırılmasına bakılacak. Santralleri işleten şirketlerin cepleri parayla dolarken, yerin altından çıkarılan kara kömür mavi gökyüzünü ve doğayı karartacak.

10 Ekim Katliamının 7. Ayında Anma

Ankara katliamının yedinci ayında, katledilen emekçiler için 10 EKİM-DER öncülüğünde bir anma düzenlendi. Ankara’da 10 Mayısta gerçekleştirilen anmaya, katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri, yaralılar ile emek ve demokrasi güçleri katıldı.  Anma bombalı saldırının gerçekleştiği saatte yapılan saygı duruşuyla başladı.

İş Kazalarını “İşçinin Hassasiyeti” Değil İş Güvenliği Önlemleri Önler!

AKP işçi hakları, sendikal örgütlenme, çalışma koşulları ve iş kazaları konusunda tam bir işçi düşmanı olduğunu defalarca gösterdi. Çünkü her seçim döneminde tekrar etmeyi çok sevdikleri sözlerdeki gibi “yaptıkları yapacaklarının teminatıdır”. Sermaye hükümeti, patronlara verdiği bir sözü iki etmiyor, bunu da görüyoruz.

Fransa’da Yükselen Mücadelenin İşaret Ettikleri

Fransa’da büyük yanılsamalar yaratarak iktidara gelen fakat foyası kısa sürede ortaya çıkan sözde sosyalist Hollande yönetimi, IŞİD katliamlarının ardından körüklediği korku ve pasifikasyon ortamından da faydalanarak, işçi sınıfına yönelik büyük bir saldırı paketini gündeme getirdi. Çalışma Bakanı Myriam El Khomri’nin adıyla anılan ve işsizliği azaltacağı propagandasıyla kitlelere yedirilmeye çalışılan bu yasa tasarısına, işçi sınıfı ve öğrenci gençliğin tepkisi de büyük oldu.

Metal Fırtına’nın Yıldönümü ve Dersler!

Metal işçilerinin Türk Metal çetesine ve MESS’e karşı başlattığı mücadele birinci yılını doldurdu. İlk önce birçok işyerinde çeşitli eylemler düzenleyen ve 26 Nisanda Bursa Kent Meydanında bir basın açıklaması yapan metal işçileri, 5 Mayısta Türk Metal’den istifa etmek üzere bir araya geldiler. Türk Metal’in paralı adamları işçilere ve işçi basınına saldırdı, bir Renault işçisi dövülerek hastanelik edildi. İşte bu andan sonra da olaylar çok hızlı gelişerek başka bir boyuta yükseldi. İşçiler Türk Metal’den dalga dalga istifa etmeye başladılar. Taleplerinin karşılanmaması üzerine Renault işçileri, 15 Mayıs’ı 16 Mayısa bağlayan gece yarısı tüm fabrikada üretimi durdurdular. Renault işçilerinin çaktığı bu kıvılcım hızla Bursa’daki fabrikaları etkisi altına aldı ve iş durdurma Tofaş dâhil pek çok kente ve fabrikaya yayıldı.

Madalyonun İki Yüzü: Çürüyen Kapitalizm

İnsanlık bir yol ayrımında. Bir ucunun kapitalizm eliyle son felâkete sürüklendiğimiz bir hazin sona, ötekinin ise insanlığın vereceği son kavgayla çığlık seslerinin yerini çocuk gülüşlerinin alacağı, sınıfsız, sömürüsüz bir dünyaya açıldığı bir yol ayrımı...

“Devletin Çelik Bileği”, Korunanlar, Ezilenler

Türkiye’deki faşist tırmanış süreci çeşitli boyutlarıyla devam ediyor. Bu sürecin temel ayaklarından birini de hiç kuşkusuz devletin fiziki zor aygıtlarını daha da tahkim etmek oluşturuyor. Tarihteki örneklerden de iyi bilindiği gibi hiçbir faşist tırmanış süreci sadece genelde özgürlüklerin kısıtlanması yönünde yasal düzenlemelerin artması ve ideolojik karabasan atmosferinin hakim kılınmasından ibaret olmamıştır. Devletin doğrudan ya da dolaylı yoldan uyguladığı şiddet daima bu süreçlerin asli ve belirleyici bileşeni olmuştur. Faşist tırmanışı yürüten güçler bu nedenle devletin fiziki zor aygıtını alabildiğine tahkim etmeye çalışırlar. Ordusundan polisine, istihbaratından sivil faşist çetelerine, paramiliter örgütlenmelerine kadar tüm şiddet aygıtının donanımı, hareket alanı, işlerliği ve etkinliği azami düzeye yükseltilir. Bugün olan da budur.

İstanbul’da “Vekilime Dokunma” Eylemine Polis Saldırdı

HDP İstanbul İl Örgütü ve HDK İstanbul İl Meclisi’nin, “Vekilime ve İrademe Dokunma!” sloganıyla 4 Mayısta Taksim Tünel’de yaptığı basın açıklamasına polis saldırdı.

“Halkın İradesine ve Meclis’teki Sesime Dokunma!”

İktidarın saldırılarına karşı mücadele çağrısı yapan DTK ve HDK bileşenleri 5 Mayıs Perşembe günü Ankara’da HDP milletvekilleri ile birlikte bir basın toplantısı gerçekleştirdiler. Basın toplantısında kamuoyuna 260’tan fazla kurumun imzacısı olduğu, “Halkın İradesine ve Meclis’teki Sesime Dokunma” başlıklı bir deklarasyon sunuldu.

Yoğun Bakım

Su akar yolunu bulur, söz de öyle. Yeter ki olgulardan hareket edilsin. Araştırılsın, düşünülsün ve söz söylensin.  Elif Çağlı şahsında Marksist Tutum yazarlarının buz üzerine yazı yazmadıklarının kanıtı işte buralar bence kardeşler… Şu hasta yatağımda, yoğun bakım ünitesinde karınca gibi her vakaya koşan bıkmadan, usanmadan işini aşkla yaptığını gördüğüm bu genç işçiler, bana yeniden yaşam ve geleceğe olan umudumu veriyor, çoğaltıyor.

Irkçılık Bu Kez Kliplerle Yükseltiliyor

Irkçı, milliyetçi söylemlerin öylesine yaygınlaştırıldığı bir dönemden geçiyoruz ki, klipler dahi devreye sokulup “Türkçülük” ideolojisi toplumun beyinlerine kazınmak isteniyor. Aylardır abluka altında olan Sur’da çekilen “Yalnızım Atam” klibi, egemenlerin devreye soktuğu son çalışma. Onlarca Kürt gencinin katledildiği, evlerin harabeye çevrildiği Sur sokaklarında, yüzü maskeli, eli silahlı bir şahıs, elini kolunu sallayarak ırkçılık ve nefret kusan bir “şarkı”yı seslendiriyor ve klip çekimi yapılıyor. Üstelik görüntüler kimi zaman drone kamera çekimleriyle hazırlanmış. Ama her ne hikmetse devlet yetkilileri, çekimlerden haberlerinin olmadığını, kendilerinden herhangi bir izin alınmadığını ileri sürüyorlar!

Ya Onlar Kazanacak ya da Biz!

Ya onlar kazanacak / Ya da biz / Şakaya gelir yanı yok bu işin / Ortada bir yerde durup / Paçayı kurtarmaya çalışmanın onursuzluğu bir yana / İmkânı da yok / Ya onlar kazanacak / Ya da biz

2016 1 Mayıs’ına Dair

Türkiye işçi sınıfı 2016 1 Mayıs’ını olağanüstü baskı koşulları altında karşıladı. Ülkenin dört bir yanında patlatılan bombalarla yaratılmak istenen korku atmosferine rağmen on binlerce işçi-emekçi, sosyalistler, devrimciler korkunun egemenliğine boyun eğmediler ve Çorlu’dan Trabzon’a, Gebze’den İzmir’e, İstanbul’dan Diyarbakır’a onlarca kentte alanlara aktılar. Egemenler işçi-emekçilerin sesini boğmak için ellerinden gelen tüm çabayı gösterseler de 1 Mayıs’ın sesi boğulamadı. 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin haberler gündemin üst sıralarından kovulamadı. Türkiye’de işçi sınıfının kanıyla canıyla kazanılmış olan 1 Mayıs geleneği canlılığını bir kez daha kanıtladı. Türkiye’de 2016 1 Mayıs’ını değerlendirirken öncelikle vurgulanması gereken nokta burasıdır.

Gebze’de 1 Mayıs: UİD-DER Yürüyor, Mücadele Büyüyor!

İşçi sınıfı, 2016 1 Mayıs’ını AKP hükümetinin korku ve sindirme politikasıyla, coşkuyu söndürmek istediği bir ortamda karşıladı. Sendikaların birleşik, güçlü, kitlesel, işçilerin acil ve yakıcı taleplerinin öne çıktığı bir 1 Mayıs kutlamak üzere yeterli çabayı göstermemesi; Türk-İş ve Hak-İş’in tümüyle hükümetin savaş politikalarına endekslenen bir şekilde Çanakkale ve Sakarya’da merkezi 1 Mayıs kutlama kararı alması da etkisini gösterdi. Tüm bu olumsuzluklara, işçi ve emekçilere yönelik türlü saldırılara, gasp edilen demokratik haklara, tırmandırılan faşizme rağmen UİD-DER’li işçiler, kıpkızıl ve disiplinli bir işçi kortejiyle 1 Mayıs’a sahip çıkmış olmanın onurunu yaşadılar. 1 Mayıs’ın mücadeleci ruhunu kuşanarak alanlarda yerlerini aldılar ve kapitalizme karşı mücadele sloganlarını haykırdılar.

Mersin’de UİD-DER’le 1 Mayıs Coşkusu

Mersin Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla gerçekleştirilen 1 Mayıs mitingine pek çok sektörden işçiler, çeşitli sendikalar ve siyasi partiler katıldılar. Mitinge katılan işçiler, kiralık işçiliğe, taşeronlaştırmaya, kıdem tazminatının gasp edilmesine, artan baskılara, emperyalist savaşa karşı sloganlarını haykırdılar. Barış istediklerini dile getirdiler. İşçi sınıfının birliği ve dayanışması için canla başla çalışmalarını yürüten örgütümüz UİD-DER de, tüm coşkusu ve işçi sınıfına yakışır disipliniyle Mersin’de 1 Mayıs alanındaydı.