Navigation

Şubat 2015 tarihli yazılar

Yemen’de Derinleşen Siyasal Çıkışsızlık

Egemen güçlerin iktidar kavgası ve giderek keskinleşen çelişkiler, Yemen’i içinden çıkılmaz geniş bir iç savaşa doğru çekmektedir. Kaçınılmaz olarak mezhepsel bir renge de bürünecek böyle bir iç savaş, açlık ve yoksulluğun pençesinde kıvranan emekçilerin canını alıp, Yemen’in korkunç bir yıkıma sürüklenmesine neden olacak. Şurası açık ki Yemen’de derinleşen siyasal buhran, emperyalist-kapitalist boy ölçüşmenin merkezi haline gelmiş Ortadoğu’da yürüyen emperyalist savaştan bağımsız değil. Her geçen gün genişleyen siyasal kriz, çatışma ve savaş, şu gerçeği döne döne gözler önüne seriyor: Kapitalist düzen çerçevesinde bir çıkış yolu yoktur.

Kadın Emekçiler Kimin Kurbanı?

Kapitalist sistem o kadar çok yıkılmayı hak ediyor ki, bunun için bir an olsun mücadeleyi elden bırakmamak gereklidir. Egemenler, işçiler arasında kadın erkek eşitsizliğini körükleyerek kendi gemilerini yürütmeye çalışıyorlar. Kadınları kaderlerine razı olmaya ikna etmeye çalışıyorlar. Bu nedenle kadınıyla erkeğiyle işçiler ve emekçiler olarak kapitalist düzene karşı topyekûn mücadele etmeliyiz. Emekçi kadınlar ancak kapitalizme karşı mücadeleyle özgürleşir.

Amerika’da Siyah Öfkenin Tarihinden Yansıyanlar

Bugün başta siyahlar olmak üzere tüm ezilenlerin gerçek kurtuluşu ancak kapitalizmin yıkılması ve sınıfsız, sömürüsüz, gerçek barışın sağlandığı bir toplumun yani sosyalist toplumun yolunun açılmasıyla mümkün olabilir. İşte o zaman bir avuç kapitalistin saltanatına son verilecek ve tüm insanlık kurtulacaktır. Bu da ancak burjuvazinin ırkçı, milliyetçi, şovenist kışkırtmalarını boşa çıkartıp siyah-beyaz ayrımı yapmaksızın işçi sınıfı temelinde yürütülecek devrimci bir mücadeleyle mümkün olacaktır.

Bu Faturayı Kim Ödeyecek?

Sarayın faturası ödenecek. Ama bu faturayı kimler ve nasıl ödeyecek? Eğer işçi sınıfı örgütlenmeyi, sermayenin saldırılarına dur demeyi başaramazsa bu faturayı ödeyecek. Ağır vergilerle, düşük ücretlerle, aşırı çalışmayla sermayenin arpalıklarını büyütmeye devam edecek. Sırtından geçinenlerin, servet içinde yüzenlerin yükünü çekmeye devam edecek.

AKP’den Grev Yasağı Savunması: Toplumsal Hareketlilik Artacak, TOMA Üretimi Duracaktı!

Sermaye hükümeti AKP, grevle birlikte TOMA üretiminin duracağı ve bunun “milli güvenliği” etkileyeceğini de savunmasına eklemiş. Bu savunma, AKP’nin nasıl bir düzen istediğini ortaya koymaktadır. AKP’nin istediği düzen, TOMA’lı bir düzendir. Bu düzen, işçilerin itaatkâr ve kanaatkârlaştırıldığı, işçi sınıfı dâhil genel toplumsal mücadelenin bastırıldığı, son derece baskıcı, otoriter bir rejimin işlerlik kazandığı bir düzendir.

AKP Emrediyor, Polis “Sıkıyor”, Yargı Koruyor

Deliller karartılıyor, gerçek dışı iddialar üretiliyor, hatta suç işleyen polisler terfi ettiriliyor. Yapılacak hiçbir şey yoksa göstermelik soruşturmalar ve cezalarla konu kapatılmaya çalışılıyor. Cizre’de ölen çocuklar, Ali İsmailler ve diğerleri bu yüzden öldüler. Katillerin bazıları mahkemeye bile çıkartılamazken, yargılananlar birkaç sene yatıp çıkacaklar. Polislerin yargılandığı davaların kararları, yeni canların da polis devleti uygulamalarının kurbanı olacağının işaretidir. Adeta dokunulmazlığa sahip olan polis, sahibinden aldığı emirle azgınca saldırmakta, zıvanadan çıkıp “sık ulan sık” diye bağırmaktadır.

Emekçi Kadınlar, Kadına Şiddete Karşı Mücadeleye!

Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, kadın bir kat daha baskı altında yaşıyor, eziliyor. Kadına evinde oturması, çocuk doğurması, erkeğine hizmet etmesi, itaat etmesi dayatılıyor. Kadının giyiminden dışarı çıkma saatine kadar her şeye karışılıyor. “Kadın dediğin dizini kırıp evinde oturmalı” zihniyetiyle yaklaşılıyor. Kadına, her türlü baskıya, ayrımcılığa boyun eğmesi dayatılıyor. Tacize, tecavüze uğrasan da, dayak yesen de sesini çıkarmayacaksın, susacaksın. Çünkü kadınsın, sen suçlu duruma, haksız duruma düşersin diye düşünülüp ses çıkarılamıyor. Tabii bu sorunları yaşayanlar biz işçi-emekçi kadınlarız. Çünkü bir patron kadın ile işçi kadın aynı sorunları yaşamıyor.

Ukrayna’da İkinci “Ateşkes”

Minsk’de biraraya gelen Ukrayna, Rusya, Almanya ve Fransa liderleri, 11 Şubatta, Doğu Ukrayna’da ateşkes ilan edilmesi konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladılar. Emperyalist kapışmanın yerel güçler üzerinden yürütülen sıcak bir savaşa dönüştüğü Ukrayna’da, geçtiğimiz Eylül ayında da bir ateşkes anlaşmasına varılmış, fakat bu anlaşmanın ömrü 48 saati geçmemişti. ABD’nin Minsk’e giden süreçte ve sonrasındaki savaşçıl söylemleri, Rusya dahil tüm tarafların hızlandırdıkları savaş hazırlıkları, anlaşmadan bu yana neredeyse her gün birbirlerini ateşkesi ihlal etmekle ve sınır bölgelerinden ağır silahları çekmemekle suçlamaları, aslında bu ikinci ateşkesin de birinciyle aynı kaderi paylaşacağını gösteriyor.

İtaatkâr Bir İşçi Sınıfı Olmayalım

AKP’ye oy veren emekçilerin, hükümetin işçi ve emekçilere dönük politikalarına tepkileri giderek artmaktadır. İşçilerin itaatkâr davranmayarak tepkisinin büyüme potansiyeli AKP’yi korkutuyor. Bu kesimin çocukları hızla yeni yaşama, işçiliğe uyum sağlıyor. Geleneksel yaşama başkaldırıyor. Bu başkaldırı düzene isyan şeklinde olmasa da sosyal yaşamına yansıyor, giyim kuşamıyla dışa yansıyor. Giyim tarzıyla aslında kendisine dayatılana isyan ediyor. Hem türbanı hem kot pantolonuyla “ben hem inanırım, hem de eski kuşağın bana dayattığı yaşam tarzını reddederim” diyor. İşte kendine oy veren tabanın çocukları hızla değişirken AKP yeni işçi kuşaklarının çalışma ve yaşam koşullarını, yaşadığı düzeni sorgulamasından korkuyor.

Daha Kaç Özgecan Ölecek?

Devlet, kadın cinayetlerinin hangi boyutta olduğunu biliyor. Ama nedense adım atmıyor. AKP’nin cumhurbaşkanı Erdoğan, göstermelik olarak Özgecan Aslan’ın ailesini arayıp ikiyüzlüce teselli etmeye çalışıyor. Özgecan Aslan’ın cenaze töreninde namaz kıldıran hoca kadınlar arkaya geçsin, erkekler öne geçsin diyor. Burada bile görüyoruz ki, kadına ikinci sınıf insan muamelesi yapılıyor.

Özgecanların Hesabını Örgütlü İşçi Sınıfı Soracak!

Özgecan’ın katledilmesinin sorumluları arasında kendi çıkarları ve sefahatleri için işçi sınıfını ve toplumu bölük pörçük parçalayan patronlar, sermayedarlar vardır. İşçi sınıfını her türlü yol ve yöntemle bölen sermaye sınıfı, insani değerleri yıkıyor, bunun yerine çürümeyi dayatıyor. Dayanışma yerine rekabeti, vefa yerine nankörlüğü, paylaşım yerine bencilliği koyan kapitalist sömürü sistemi canavarlar yaratıyor. Erkeği insan soyunun bir cinsi olmaktan çıkaran, bir canavar haline getiren kapitalist sömürü düzeni, kokuşmuş ve çürümüştür, yıkılmayı çoktan hak etmiştir.

Milletvekili Olmak İçin Yarış Başladı

İstifa edenlerin çoğunun müdür, müdür yardımcısı, öğretim görevlisi, profesör, müsteşar, akademisyen, bilimadamı, mühendis gibi sıfatları bulunuyor. Burjuva literatürde bütün bu kavramların en kaba haliyle bile egemen sınıfa hizmette bir liyakat karşılığı vardır. Ancak AKP’nin iktidarda olduğu yıllar boyunca bu kavramların içi tamamen boşaltılmıştır. AKP’nin merkezine ne kadar yakınsan o kadar “en müdür, en bilimadamı vs.” olmuşsundur. Giderek otoriterleşen ve tek adam olma yolunda hırsla ilerleyen Tayyip Erdoğan da bu meşrepsiz ikbal avcılarının ilâhı olmuştur.

Birinci Dünya Savaşından: Bu Bizim Savaşımız Değil!

Birinci emperyalist paylaşım savaşı, gerek burjuvazinin barbarlığını olanca vahşetiyle ortaya sermesi, gerekse komünistlerin emperyalist savaş karşısında doğru bir tutum takınmaları halinde işçi sınıfının neleri başarabildiğinin görülmesi bakımından çok önemli bir örnek oluşturuyor. Yeni bir emperyalist paylaşım savaşının tüm yakıcılığıyla ve yıkıcılığıyla hüküm sürdüğü günümüzde, o dönemde emekçi askerlerin bizzat ordular içinde yürütülen komünist propagandanın da etkisiyle, “bu savaş bizim savaşımız değil” hakikatinin ayırdına vararak, basit emre itaatsizlik vakalarından asker isyanlarına çeşitli türden eylemlerle emperyalist savaşa karşı gösterdikleri tepkileri sergilemenin yararlı olacağını düşünüyoruz.

Teknoloji Kimin İçin Gelişiyor?

Gazetelerde, televizyon kanallarında ilan ediliyor: “2015 yılı teknolojinin insanlar için en güzel icatlara imza attığı bir yıl olacak!” Evet, gerçekten de teknoloji gelişiyor. Meselâ geçenlerde, görme engelli bir kadının bir çeşit gözlükle yeni doğan bebeğini görebildiğini okudum gazetede. Habere göre bu gözlükleri üreten şirket görme engelli kadına gözlüğü ödünç vererek bebeğini görmesini sağlamış.

Türkiye’nin Dört Bir Yanında Okullar Boykot Edildi

AKP hükümeti otoriter uygulamalarını arttırıyor ve eğitimde baskıcı uygulamalarını tırmandırarak toplumu kutuplaştırıyor, bölüyor. Eğitimin demokratik, bilimsel ve laik bir içerikte örgütlenmesi, herkesin anadilinde eğitim alabilmesi için Eğitim-Sen, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin çağrısıyla ve “Laik, Bilimsel, Anadilinde Eğitim ve Demokratik Yaşam” şiarıyla 13 Şubatta bir günlük uyarı boykotu yapıldı. Öğrenciler boykot, öğretmenler grev yaparken, pek çok ilde basın açıklamaları ve yürüyüşler gerçekleştirildi.

AKP’nin Polis Devleti Uygulamaları ve “İç Güvenlik” Paketi

İçinden geçilen ekonomik kriz ve emperyalist savaş konjonktürü tüm dünyada otoriter, muhafazakâr, milliyetçi ve militarist eğilimleri güçlendirirken, AKP hükümeti de her geçen gün otoriter çizgisini biraz daha pekiştiren uygulamaları devreye sokuyor. Toplum üzerinde tam bir tahakküm kurmaya, artan sömürüye ve baskıya sesini çıkartmayacak, emperyalist politikalara destek verecek itaatkâr bir toplum yaratmaya çalışıyor.

On Binler Alevilerin Demokratik Taleplerini Haykırdı

“Eğitimde Gericileşmeye Karşı Laik, Bilimsel ve Anadilinde Eğitim ve Demokratik Yaşam İçin Dayanışma ve Birlik Mitingi” için on binler Kadıköy’de bir araya geldi. ABF, ADF, Eğitim-Sen, AVF ve PSAKD’nin çağrısıyla alanı dolduran kitleler, hükümetin Alevilerin taleplerini karşılamamasına ve baskıyı artırmasına karşı taleplerini haykırdılar.

Burjuvazinin Profesyonel Oyuncuları

Son iki senedir yeni bir trendin geliştiği bu sektör “profesyonel oyuncu”luk adı altında meslekleştirdikleri bir kavram daha çıkardı. “Profesyonel oyuncu”yu oyun oynayarak para kazanan kişi olarak tanımlayabiliriz. Sürekli oyun oynayıp turnuvalarda boy gösteren bu kişiler milyonlar kazanıyor, sponsorlarla anlaşıyor ve ün kazanıyorlar. E-spor denilen bu organizasyon kapsamında dünya çapında eğitimler gerçekleştiriliyor ve bazı ülkelerde oyun oynama okulları açılıyor.

Rakamlarla Yoksulluk ve AKP’nin “Sosyal” Politikaları

Ne AKP’nin ne de herhangi bir düzen partisinin dağıttığı yardımlar kapitalizmin yarattığı yoksulluğa derman olabilir. Geniş kitleleri yoksulluğun pençesine iten ve o pençelerde acı içinde kıvrandıran kapitalizmdir. Sosyal yardımlar kitlelerin öfkesini bir süre için dizginleyebilir. Örgütlenmenin ve ayağa kalkmanın önünde bir müddet engel gibi durabilir. Fakat hiçbir mekanizma kitlelerin sınıf kinini bastıramaz. Yoksul kitlelerin öfkesinin patlamalı olarak ortaya çıkmasına mani olamaz. AKP de tıpkı diğer düzen güçleri gibi bu öfkeden nasibini alacaktır.

Aşılanan Önyargıları Kırmanın Bir Adımı: Grev

İşçiler arasında örgütlenme faaliyeti yürüten sınıf bilinçli işçiler, dün olduğu gibi bugün de baskılardan ve önyargılardan çekinmiyorlar. Önyargıları kırmanın tek yolunun sınıf içinde devrimci temelde çalışmak olduğunu ısrarla dile getiriyorlar. Metal işçileriyle fabrikalarda, grevlerde, işçi mahallelerinde, işçi örgütlerinde ısrarla bir araya gelerek örgütlenme faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bugün on binlerce işçinin yükselttiği grev bayrağı bu mücadelenin daha da güçleneceğinin göstergesidir.

Eylül Günlüğü

Yüreklerin Gezintisi

Usulca açılır kafesin kapısı
Yürekler buluttan giysilerini giyer
Sessizce rüzgâra süzülürler

Sabah topraklarına düşen
İlk kar gibi ak bulutlar
Titrerler akşam rüzgârlarında
Kıpırtılarla göklere erişirler

İslamofobi, Batı Düşmanlığı ve Emperyalist Savaş

Dindar işçi ve emekçilere asıl çelişkinin İslam karşıtlığı-Batı düşmanlığı ekseninde olmadığını, bu yapay kamplaştırmanın emperyalist kapışmadaki tarafların bir oyunu olduğunu ve dini kendi çıkarlarına alet eden burjuva iktidarların asıl niyetlerini gösterebilmeliyiz. Dindar işçi ve emekçiler, gönüllerinin, vicdanlarının sesini dinlemeli ve din bezirgânlarının, istismarcılarının peşinden gitmemeli, onların yalanlarına kanmamalı, işçi sınıfının bağımsız siyasetini yürütenlerin takipçisi olmalıdır. Kurtuluş işçi sınıfının devrimci mücadelesindedir!

Metal İşçileri: “Biz Bitti Demeden Bu Mücadele Bitmez!”

Türkiye’de yüz binlerce işçinin çalıştığı metal sektörü, iş koşullarının son derece ağır, ücretlerin düşük ve iş kazalarının yoğun olduğu bir sektör. Bu durum işçilerin örgütsüzlüğüyle birleşince tablo daha da ağırlaşıyor. Bu nedenle her toplu sözleşme sürecinde sendikalarda örgütlü olan metal işçilerinin öfkesi yeniden açığa çıkıyor ama bu öfke doğru mücadele yöntemleriyle örgütlenmediği için işçiler ümitsizliğe ve yılgınlığa kapılıyor. İşçiler etkin bir biçimde katılamadıkları toplu sözleşme süreçlerinin ardından onları arsızca sömüren patronlarına ve yeterince mücadele vermeyen sendikalarına tepki duyuyorlar.

Mısır’da Ayaklanmanın Yıldönümünde Devlet Terörü

Tüm önlemlere rağmen hem Tahrir ve çevresinde hem de Mısır’ın diğer büyük kentlerinde gösteriler düzenlenmeye çalışıldı. Küçük çaplı da olsa yapılabilen gösterilerde Sisi yönetimine karşı sloganlar atıldı. “Haydi, yeniden devrime” çağrıları yapıldı. Darbecilerse on binlerce polis ve askeri görevlendirerek sindirmeye çalıştıkları Mısır halkına bir kez daha gözdağı vermeye çalıştılar. Yoğun bir devlet terörünün uygulanması sonucu en az 14 kişi öldü.

Emperyalist Haydutlar Davos’ta

Dünya Ekonomik Forumunun her yıl düzenlediği Davos zirvesinin 45.’si 21-24 Ocak tarihleri arasında yüzlerce politikacı, akademisyen ve burjuvanın katılımıyla gerçekleştirildi. Türkiye, Erdoğan’ın 2009’da “daha da gelmem” diyerek terk ettiği Davos’a 6 yıl aradan sonra ilk kez ve başbakanlık düzeyinde katıldı.

Syriza’ya Bağlanan Boş Umutlar

Kapitalizmin tarihsel krizinin hüküm sürdüğü mevcut konjonktürde, krizin en çok ezdiği ülkelerden birinde, düzen içi sol bir partinin hükümet kurmasından zafer sarhoşluğuna kapılanları büyük bir hüsran beklemektedir. Bu gelişme, proleter devrimcilerin işini kolaylaştırmak şöyle dursun, onların görevlerini çok daha acil, yakıcı ve hayati hale getiriyor.

Sermayenin Talebi: Annelik “Kariyeri”

Burjuva egemenliği her dönemde, kadınların yaşam biçimini ve sosyal hayattaki misyonunu kendi çıkarları doğrultusunda belirliyor. Sermaye düzeninde emekçi kadınlar için özgürlük yok! İşçi sınıfının kadınları örgütlü mücadeleye katıldıkları ölçüde düzenin zincirleri kırılacak, kadınlar özgürleşme yolunda yürümenin onurunu taşıyacak!