Navigation

Aralık 2014 tarihli yazılar

Revolutionary Marxism: Organised Unity of Theory and Practice

The tendency to fabricate theories, which has nothing to do with revolutionary Marxism, can be characterised as a passion for theoricism that is alien to revolutionary struggle of the working class. The theories produced by some writers, who owe their fame to “Marxist” studies in academic circles, can generally be counted within this framework. As the theory remains unchecked, disconnected from the light and discipline of revolutionary class struggle, it becomes nothing more than confusing variations.

Eğitim Şûrası Kararları: AKP’nin Kendi Suretinde Bir Toplum Hayali

Hızla otoriterleşen AKP açısından din, toplumu kendi ideolojik tasavvuru temelinde dönüştürmesi ve dinsel bir içerikle doldurduğu emperyalist ideolojiyle arkasına takması noktasında çok işlevsel bir araçtır. Uzun bir süredir Erdoğan’ın dillendirdiği “dindar nesil” bizzat devlet zorbalığıyla tepeden topluma dayatılarak hayata geçirilmektir. Şu hususun altını önemle çizmek gerekiyor: AKP’nin “dindar nesil”den muradı, pratikte geniş işçi-emekçi çocuklarının itaatkâr ve rızacı nesiller haline getirilmesi demektir.

Üniversitelerde Roboski Protestosu: Roboski’yi Unutmadık!

İşçi, emekçi ailelerin çocukları olan biz gençler; üniversitelerde polisiyle, özel güvenlikleriyle saldırılarını arttırıp bizi geleceksizleştirmeye uğraşanların Roboski’yi, Soma’yı yaşatanlar olduğunu biliyoruz. Bize sunulan geleceğin acıyla, yoksullukla, ölümle dolu olduğunu görüyoruz. Ve yapılan tüm haksızlıkların, katliamların hesabını sormanın tek yolunun ise ait olduğumuz işçi sınıfının içerisinde mücadele etmek olduğunun farkındayız.

Roboski Yarası Kanamaya Devam Ediyor

Roboski’de devlet zulmünün açtığı yara halen kanamaktadır. Devrimci işçi sınıfı haklı temellerde mücadele eden tüm ezilenlerin olduğu gibi ezilen Kürt halkının da yanındadır. Ezilen Kürt halkının mücadelesinin bir parçası olarak Roboskili ailelerin adalet arayışına destek olunmalı, TC bu katliamı yaptığını kabullenmeye ve bunun bedelini ödemeye zorlanmalıdır. Bu katliamda fiilen sorumluluk alanların ve onlara emirleri verenlerin en ağır cezaları almaları sağlanmalı, devlet mağdur ailelerden özür dilemeli ve bunun gereklerini yerine getirmelidir.

Büyüyünce Ne Olacaksın?

Bu soru küçükken neredeyse hepimize sorulmuştur herhalde. Herkesin bir mesleği vardır bu düzende ve ancak bu meslek sayesinde hayatta kalabilir insan. O küçük yaşlardan itibaren bu gerçeği kavratabilmek için akrabalarımız, komşularımız, öğretmenlerimiz, herkes sorar: “Büyüyünce ne olacaksın?”

Eylül Günlüğü

Ateşe ...

Bir ateş yanıyordu içimde
Buz gibi sular döktüm üstüne
Eridi buzlar 
Tutuştu sular
Ben de şaştım bu işe 
Ateşe...

Eylül Günlüğü

Yine de ...

Biliyorum sen karar vermedin
Düşman ayırdı bizi
Yine de...
Hani o türküdeki gibi
Ya beni de götür
Ya sen de gitme!

Eylül Günlüğü

Yeter

Güneş batmak üzereyse
Radyoda sevdiğin şeyler çalıyorsa
Şair olmaya gerek yok
İçinden geldiğince haykır
Tüm gücünle
Yeter! 
Yeter ayrılığımız!
Dostlar 
Eski günlerdeki gibi
Birlikte olmalıyız.  

Meksika Aynasında Çürüyen Kapitalizm

Ayotzinapa katliamının gizlenemez bir biçimde yeniden ortaya çıkardığı bir gerçek, iki ayrı sınıf için iki ayrı Meksika olduğu gerçeğidir. Sermayenin “büyüyen Meksika”sı ve yoksulların kanını emen çürümüş kapitalist Meksika! Kitleler, sermayenin Meksika’sından bıkıp usandıklarını, başka bir Meksika istediklerini isyanlarıyla ortaya koydular. Onlar başka bir Meksika istiyorlar, onlar başka bir dünya istiyorlar. Bu dünyayı yaratmak üzere verilecek savaş için olgunlaşıyor, ustalaşıyorlar.

Bu Düzen İlelebet Payidar mı Kalacak?

Bütün canlı varlıklar gibi sınıflı toplumlar da sonludur. Kapitalist sistem de kendinden önceki tüm sömürülü sistemler gibi mezar kazıcısı sınıf tarafından yıkılacaktır. Onu ölümlü yapan bağrındaki çelişkilerdir. Nasıl ki barındırdıkları çelişkilerden dolayı krallıklar, padişahlıklar, feodal beyler, despotik bürokrasiler yıkılmışsa, kapitalist sömürü cumhuriyeti de yıkılacak, yerini proletaryanın sovyet cumhuriyetine bırakacaktır. Paris Komünü ve şanlı Ekim Devrimi yalnızca bir başlangıçtır.

Türkiye Kölelikte de Birinciliği Kaptırmamış!

Büyüyen Türkiye! Ekonominin büyüdüğünden, zenginliğin her geçen gün arttığından bahsediliyor. Doğru! Evet, gerçekten de Türkiye ekonomisi büyüyor. Fakat büyüyen, artan başka şeyler de var. Bunlardan pek söz edilmiyor. Geçenlerde okuduğum bir haber pek dikkat çekiciydi. Geri kalan şeylere de biz değinmiş olalım diyerek paylaşmak istedim.

Marxist Attitude On the Question of European Union

True Character of European Union must be Exposed

When it comes to the unity of Europe, the solution is clear. At the current level of productive forces, the interests of all humanity entail integration on the basis of a classless and non-exploitative order. Only a union under workers’ power can prevent the fragmentation of Europe due to confrontations between imperialist powers and national conflicts they provoke. Therefore, against “the European Union” of capitalists, internationalist communists support the programme of unity of the working class and raise the slogan “United Workers’ Soviets of Europe”.

“En Zenginler” Büyüyor, Övünecek miyiz?

Araştırmalar Türkiye ekonomisinin son 10 yılda iki kattan daha fazla büyüdüğünü söylüyor. Gelgelelim, tek başlarına koca bir ülkeden daha fazla büyüyen patronlar var. Ekonomist dergisi bu yıl da “En Zengin 100 Türk” listesini açıkladı.

Bakana Birkaç Sorumuz Var!

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, banka ve kredi kartlarıyla ilgili yapılan düzenlenmeleri aktarırken bankalara şöyle sesleniyor: “Asgari ücreti olan bir arkadaşın 4 bankadan 30 bin TL’lik limiti var. Bu iyi niyetli değil. Herkes elini vicdanına koysun ve ayağını denk alsın.” Gülsek mi ağlasak mı, hangi cümlesinden başlasak? O yüzden bakana birkaç soru soralım.

Artan “Şüpheli” Asker Ölümleri

Son birkaç hafta içerisinde gerçekleşen “şüpheli” asker ölümleri, basının gündemine gelmiş bulunuyor. Burjuva basın asker ölümlerini TSK’nın servis ettiği biçimin dışına çıkmadan yansıtıyor. Savaş haricinde yaşamını yitiren askerlerin ölüm nedeni “eğitim zayiatı”, “intihar” vb. olarak gösterilerek gerçekler gizlenmek isteniyor.

Atan(a)mayanlar!

Atanmayı bekleyen öğretmenlerin durumu aslında işsizlik girdabında kaybolan işçilerin durumundan farklı değil. Üniversiteden mezun olan öğretmenler, uzun süreli bir bekleme pozisyonuna itiliyorlar. Bir gün elbette atanırım umuduyla bekliyorlar. Böyle olmasına rağmen öğretmenlerin kendilerini işçi olarak görmemeleri, örgütlenmelerinin önünde de büyük bir engel teşkil ediyor. Tabii ki burjuvazi bu tuzakları bilinçli bir şekilde, sinsice kuruyor.

157 Bin Mahpus: Burjuvaziye Zindan Yetişmiyor

AKP hükümeti izlediği politikalarla yoksulluğu derinleştirip bir toplumsal cinnet hali yaratarak, hırsızlık, gasp, cinayet, uyuşturucu gibi suçlarda büyük bir patlamaya yol açmış durumda. Hükümlü ve tutuklu sayısı son on yılda %175 oranında artmış bulunuyor. 2002 yılında 59 bin 500 olan mahpus sayısının 2006’dan bu yana kesintisiz artarak 157 bine çıkması, aslında 12 yıllık AKP iktidarı döneminde emekçiler cephesinde yaşanan ekonomik ve sosyal yıkıma dair önemli veriler sunuyor.

Gebze ve Çevre Kirliliği

Dilovası’nda yapılan araştırmalarda anne sütünde ağır metaller bulunmuştur. Yani Dilovası’nda doğan bebekler doğdukları andan itibaren zehirleniyorlar. İnsanı, doğayı iliğine kadar sömüren burjuvazi tüm dünyayı yıkıma sürüklüyor. Peki, ne için? Elbette para ve daha çok para için. Fabrikalarda insan yerine konmayan işçiler yaşam alanlarında da aynı muameleye maruz kalıyorlar.

Gülencilere Operasyon: Kayıkçı Dövüşünün Yeni Perdesi

bugün yaşananları basın özgürlüğüne saldırı olarak lanse etmek ne denli ikiyüzlülükse, bir otoriterleşme sürecinin yaşandığı ve demokratik hakların gasp edilmekte olduğu da o denli gerçektir. AKP, Gülencilere karşı operasyonu bahane ederek, Gezi eylemcilerinden Kürt hareketine kadar, kendisine karşı tehlike olarak gördüğü her tür muhalefeti darbecilik çuvalına tıkıştırmaya çalışıyor. Darbeciliğe karşı “milli iradeyi” savunma bahanesi ile giderek saldırganlaşıyor, otoriterleşiyor. Erdoğan Bonapartlaşma yolunda ısrarla ilerliyor. Bu gidişatı durdurmak ve tüm bu pisliği tarihin çöp tenekesine göndermek için işçi sınıfının devrimci mücadelesini yükseltmekten başka bir yol bulunmuyor.

21. Yüzyılda Köle Ticareti ve İnsan Kaçakçılığı

Avustralya merkezli İnsan Hakları Kuruluşu Walk Free tarafından yayımlanan “Küresel Kölelik Endeksi” raporuna göre Türkiye 185 bin 500 köle ile 162 ülke içinde 105. sırada yer alıyor. Çağdaş köleliğin dünya ortalamasını yüzde 20 olarak açıklayan Walk Free raporunda, Türkiye başta çocuk yaşta evlilikler olmak üzere, insan istismarında Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada bulunarak şampiyonluğu kimseye kaptırmıyor.

19 Aralık Katliamının Hesabı Er Geç Sorulacak

19 Aralık 2000’de, TC tarihinin devrimci tutsaklara yönelik en kanlı katliamlarından biri yaşanmıştı. Burjuva devlet, F tipi hücrelerde tecrit edilmeye direnen yüzlerce devrimci tutsağa karşı, kurşunlarla, kimyasal gazlarla, bombalarla saldırıya geçerek 30 kişiyi katletmişti. Türkiye’nin çeşitli kentlerindeki 20 hapishaneye eş zamanlı olarak düzenlenen bu kanlı saldırıya, hiç utanmadan bir de “Hayata Dönüş Operasyonu” adı takılmıştı.

Faşizme Giden Yolda Maraş Katliamı

Maraş olayları, faşist karşı-devrimci hareketin en kanlı girişimlerinden biri değildi sadece, aynı zamanda 1980 darbesine giden sürecin önemli bir basamağıydı da. O güne kadar faşist hareketin durmaksızın tekrarladığı “sıkıyönetim ilan edilmeli ve askerler sokağa çıkarak devlete sahip çıkmalı” söylemi böylece bir gerçeğe dönüşüyordu. Devam eden günlerde CHP hükümeti ve onun başındaki “Karaoğlan” Ecevit, 13 ilde sıkıyönetim ilan edecek ve bilahare sıkıyönetim tüm Türkiye ölçeğine yayılarak ‘80 faşist darbesiyle pekişecekti.

Burjuvazi Kamu Düzenini Değil Kendi Düzenini Koruyor

Davutoğlu çıkmış bir değil iki tehdit savuruyor! Önce gayet kendinden emin kan akacağını itiraf ediyor, sonra da kanı akıtacak taraf devlet olduğu halde bundan Demirtaş’ı sorumlu tutacaklarını söylüyor. Ve bu tehditleri fütursuzca savururken “kamu düzeni”nden bahsediyor. Bu ikiyüzlülük değil de nedir? Yaratılmak istenen algı, sokağa çıkmanın, eylem yapmanın suç olduğu algısıdır.

Eylül Günlüğü

Böylesi Yaşamak Değil

Aynı zil sesleriyle uyanmak uykulardan
İki kara zeytin tanesi atıştırmak
Hep aynı yollardan geçmek mi yaşamak?
Bir masanın, bir tezgahın başında
Tüketmek bir günü daha
Hep aynı otobüslerde

Eylül Günlüğü

Umudum

Seninle baş başa
Yanıyor gözlerim
Işığınla
Demirden olsa da
Erirdi ya...
Sana verdiğim yüreğime bak
Sana karşı nasıl yumuşak
Hazırım her an tutuşmaya
Bir alev çiçeğiyim
İki kişilik sevdaların

Eylül Günlüğü

Taşlama

Yeterince tanımamışsın kavgayı
Kendini sınamadan atmışsın adımını
Dümdüz yollarda yürümeyi düşlemişsin
Çukurları, tepeleri düşünmemişsin bile
Ayağın ilk tökezlediğinde
Yollara buldun kabahati

Nereye Gidiyoruz?

AKP ve Erdoğan, “Yeni Türkiye” söylemiyle beraber, sanki hiç yıkılmayacakmış gibi kibirlenip, güçlülüğün simgesi saraylar yaptırırken, hükümetin bakanlarından Ali Babacan “ÖNCELİKLİ HEDEF ENFLASYONLA MÜCADELE” pankartının altında bir basın açıklaması yaptı.

The Statement by UID-DER on its New Campaign:

Stop low wages! Stop long work hours! Stop outsourcing!

Long work hours, low wages, “work murders” and outsourcing keep being burning questions of the working class. Capitalists employ outsourcing with a view to exploiting the working class more and growing their capital more. The Association of International Working Class Solidarity, UID-DER, which works to bring the working masses to a struggle against capitalism, launched a new campaign “Stop low wages! Stop long work hours! Stop outsourcing!” The following is the main statement of the campaign.

ABD’de Siyah Öfke Burjuvaziye Korku Salıyor

ABD’de siyahlara yönelik polis katliamları yeni bir olay değil. Egemenlerin ırkçı zihniyeti değişmediği için siyahlarla beyazlar arasındaki farklılık hayatın her alanında devam ediyor. Örneğin işçi bölgesi olan Ferguson %67’lik siyah nüfus oranıyla, siyahların gettosu durumunda.

Eylül Günlüğü

O Zaman Böyle Geceler Olmayacak

Sevgilim...
Seni denizin bilinmezliklerinde bekleyeceğim
Dostlara yakın
Düşmanlara ıraktır orası
Orda bekle beni bir gece yarısı

Bekle sevgilim geleceğim
Ay ışığından giysiler giyeceğim

Eylül Günlüğü

Turna Kuşunun Getirdikleri

Biliyorum
Benimle yaşayacak
En güzel türküler kopacak yüreğinden
Eski günleri andıracak
Kırlarda dolaşırken
Ciğerlerine çekecek havayı
Papatyaları okşayıp
Bir demet gül derecek bana
Kıyamayacak goncalara

Eylül Günlüğü

Hıçkırıklar

Suskunlukları yırtan
Bu hıçkırıklar da ne?
Zambak yüzlü kızlar mı
Sevdalardan kopuyor
Al gömlekli gençler mi
Göklere tırmanıyor?

Bu damla
Ulu bir çınardan mı
Gam yüklü anadan mı
Yaş döken oğullara?

Yoksa

Burjuvazinin 2015 Yılı Bütçesinden Yansıyanlar

İşçi sınıfı örgütsüz olduğu sürece, sorgusuz sualsiz ödediği vergilerle burjuva devletin finansörlüğünü yapmaya devam edecektir. İşçi ve emekçi sınıflara bütçeden düşen payın oranındaki artışı ya da azalmayı belirleyen temel etken son tahlilde sınıf mücadelesinin seyridir. Parasız eğitim, sağlık, konut ve sosyal hizmetlerin karşılandığı ve buna göre oluşturulmuş bir bütçe işçi sınıfının yakıcı mücadele konularından biridir. Bütçe kaynaklarının tümüyle emekçi sınıfların ihtiyaçlarını karşılamaya ayrılmasının tek yolu ise işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle kapitalist sistemi yerle bir ederek iktidarı kendi ellerine almasından geçmektedir.

“Büyük Devlet Olmanın Gereği” mi?

Hayat pahalılığı her geçen gün artıyor. Taşeron çalışma yaygınlaştırılıyor. İşçinin parasıyla saraylar, gökdelenler yapılıyor. Hal böyleyken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde, şimdiye dek yaklaşık 1,5 milyar lira harcandığı bilinen Ak Saray’la ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu: “İşte çatısı altında bulunduğumuz Beştepe Cumhurbaşkanlığı Sarayı. Neler neler söylediler. Varsın söylesinler. Biz büyük bir devlet olma gayreti içindeyiz.”

Kobanê’nin Bizimle Alâkası Yok mu?

İşçi sınıfı haklı temellerde mücadele eden tüm ezilenlerin yanında olmalıdır. Bu yüzden işçi sınıfının öncüleri, işçi sınıfı içinde hâkim olan ve kapitalistlerin çıkarına hizmet eden “Kobanê’nin bizimle ne alâkası var” anlayışı ile mücadele etmelidir. Türkiye işçi sınıfının, emperyalist paylaşım savaşının kızıştığı ve kendi burjuvalarının da bu savaşın bir parçası olduğu mevcut koşullarda sadece genel çıkarları açısından değil yakın tehlikeler bakımından da enternasyonalist fikirlerle donanmaya ihtiyacı vardır.

Katledilen Mirabel Kardeşler ve Kadına Yönelik Şiddet

Kapitalist toplumda kadının ezilmişliği bir kat daha artmıştır. Kapitalizm var olduğu müddetçe cinsel ve sınıfsal ayrımlar da var olacaktır. Burjuva ve küçük-burjuva feministlerin öğütlediği gibi sınıf ayrımlarını bir kenara iterek “erkeklere” karşı mücadele etmekle, kadının çifte ezilmişliği de, kadına yönelik şiddet de ortadan kaldırılamaz.

Kobanê Aynasında Solda İki Sorunlu Tutum

Birçok sosyalist çevre Rojava’da yaşananlar konusunda gerçeklerle bağdaşmayan ve kafa karışıklığı yaratacak türde savlar ileri sürebilmektedir. Oysa Kürt halkının haklı davasına desteği gerekçelendirebilmek için bu tür anlamsız zorlamalara gerek yoktur. Sağlıklı yaklaşım her şeyi yerli yerine oturtmaktan geçer. Kendi görevlerini yerine getiremeyen sosyalistlerin, Kürt hareketinde sosyalist erdemler keşfetmesi, bir taraftan bir akıl tutulmasıdır, bir taraftan da acınası bir kompleksin ifadesidir.

Zeytinin Maden Lobisiyle İmtihanı

Manisa’daki bir eylemde 70 yaşında bir köylü vali yardımcısına şunları söylüyor: “Askere çağırdınız geldik. Vergi istediniz verdik. Elektriği 3 gün ödemesem kesersiniz. Madem siz devletsiniz. Şimdi bize sahip çıkmayacaksınız da ne zaman çıkıvereceksiniz?” Mücadele süreçleri köylülere, kendilerine sermaye devletinin sahip çıkmayacağını öğretecektir. Örgütlü işçi sınıfının devrimci mücadelesi güçlendiğinde köylülük, işçi sınıfı nezdinde gerçek müttefikine kavuşacaktır.

Egemenlerin İhtişamlı Sarayları Ne Anlatır?

Sermayenin emperyalist hevesleri ve Erdoğan’ın Bonapartist tutkuları toplumu bir maceraya sürüklemektedir. Bu tehlikenin geniş kitlelerin bilincine çıkması için öncelikle uygun yol ve yöntemlerle Erdoğan’ın emekçi kitleler nezdinde yarattığı yanılsamayı kırmak gereklidir. Burjuvazinin tüm kesimlerinin karşısına işçi sınıfının bağımsız çıkarları konmalı ve kitlelerin tepkisi kapitalist sömürü düzenine yönlendirilmelidir.

Yurtta Barınma Problemleri Bitmek Bilmiyor

Düzen, işçi kardeşlerimize uyguladığı gibi emekçi çocuğu öğrencilere de baskılar uyguluyor, sıkıntılar yaşatıyor. Ben bir üniversite öğrencisi olarak Kredi Yurtlar Kurumunun yurdunda kalmaktayım. Kaldığım yurt binası Akdeniz Olimpiyatlarında sporcuların konaklaması için yapılmış ve 8 bloktan oluşuyor.

Eylül Günlüğü

Şili Geceleri

Bugün, bu saat, bu dakika
Yaşamın sevincini katlettiler
973’te Şili’de, Santiago’da...

Bakır cevherinin yüreğine sapladılar		
Paslı hançerlerini
Bakırın kanı
Hançerin pasıyla morardı
Ve o günden beri Şili’de

Burjuvazinin “İnsan Hakları” Sahtekârlığı

Eşitlik, özgürlük, onur ve haklar meselesinin kapitalist toplumda karşılığı ve içerdiği anlam çok somuttur. Burjuvazi özgürlüğü sadece kendisi için ister. Burjuva sınıfa mensup bireyin özgürlük alanı alabildiğine geniş ve pervasızlıklarla doludur. Onun ahlâkından, namusundan, fıtratından sual olunamazken, işçi ve emekçi sınıflara mensup olanların özgürlük alanı her yandan engeller ve yasaklamalarla çevrilidir. Bir burjuva için özgürlük alanı ancak bir başka burjuvanın özgürlükleriyle sınırlanmaktadır. İşçi sınıfı söz konusu olduğunda ise burjuvazi onun haklarına her türlü ihlali gerçekleştirebilir.

Savaştan Kaçılsa da Yaşam Savaşından Kaçılmıyor

Suriyeli mülteci bir küçük kız çocuğu fotoğrafta; durakta bekleyen otobüsün arkasına geçmiş, egzoza uzattığı küçücük ellerini ısıtıyor, üzerinde yazdan kalma kıyafetiyle İstanbul’un işlek caddelerinden birinde. Bu fotoğraf “egzoz dumanı ile ısınan kız” başlığı ve üç satır haberle yayınlandı gazetelerde.

Eylül Günlüğü

Sevdalı Kavak

Önceleri tepede bir yavru kavaktı
Özlemi büyüyüp güneşe ulaşmaktı
Bir gün fidan boylu delikanlılar gördü
Işıklı başları güneşe eriyordu
Özlem ve özen yürüdü köklerine
Artık tepenin en fidan boylusu oydu.

G20 Zirvesi ve Kızışan Emperyalist Kapışma

Son süreçte neredeyse her gün dünyanın şu ya da bu bölgesinden bir halk hareketi haberinin gelmesi tesadüf değildir. Açlıkla, yoksullukla, işsizlikle, güvencesizlikle, savaşlarla, faşizan baskılarla karşı karşıya kalma dozları her geçen gün daha da artan emekçi kitlelerin onyıllardır birikmiş öfkesi patlamalı bir şekilde dışa vuruyor. Bu öfke bilinçli ve örgütlü bir sınıf tepkisine dönüştüğünde, işte o zaman kapitalizm tarihe karışacak.

Bireysel Kurtuluş Çare Değil, Gençlik İşçi Sınıfı Saflarına!

Arkadaşlar, bizler kurtuluşu bireysel olarak aramaktan vazgeçmediğimiz sürece bu sömürü sistemi işçilerin, emekçilerin ve bizim gibi emekçi çocuklarının kanını emerek ayakta kalmaya devam edecek. Bizler Marksist fikirlerle donanarak ve örgütlenerek özgürleşebilir, kurtuluşu ancak işçi sınıfı saflarında mücadele ederek gerçekleştirebiliriz. Sistemin bekasını savunan üniversitelere inat, gelin hep beraber gençliğin verdiği güçle toplumsal kurtuluş mücadelesinde yerimizi alalım.