Navigation

Temmuz 2013 tarihli yazılar

Burjuva İktidara Karşı Mücadelede Sınıf Çizgisi

Burjuva ideolojisinin ve bu ideolojiden beslenen çevrelerin “örgütsüzlük iyidir” yolunda etrafa saçtığı zehir mutlaka mücadele edilmesi gereken asıl baş belâsıdır. Tüm bunlar hesaba katılacak olursa, günümüzde kapitalizme karşı mücadelede kilit sorunun işçi sınıfının devrimci örgütlülüğünün sağlanması olduğu apaçık ortaya çıkıyor.

Lenin’i Anlamak /5

Lenin, yalnızca hangi halkanın kavranması gerektiğini bilmenin yetmeyeceğini, aynı zamanda bu halkanın nasıl kavranması gerektiğini ve zincirin nasıl çekileceğini bilmek gerektiğinin de altını çizer. İşte tüm krizlere rağmen Bolşevik Parti’nin işçi sınıfının önderliğini kazanması ve devrimde yol göstermesi bu bütünü kurmayı başarması sayesindedir.

Türkiye’deki mücadelelerle dayanışma – IRMT bildirisi

İran Devrimci Marksist Eğilimi Türkiye’deki işçilerin ve ezilen kitlelerin kendi kapitalist devletlerine karşı mücadelelerini tümüyle destekler.

Nükleerden “Güzel Ölümleri” Beklerken /2

Apaçık ki, burjuvaziye hiçbir şekilde güvenilemez. İnsanlığın geleceği ve kaderi asla burjuvaziye bırakılamaz. Nükleer enerji santrallerine karşı mücadeleyi büyütmek, bunun nükleer silahlanmaya bağını sürekli olarak teşhir etmek, temiz, yaşanabilir bir doğa kavgasını yürütmek işçi sınıfının kapitalizme karşı mücadelesinin kopmaz bir parçasıdır. Nükleer santralleri engelleyebiliriz. Unutmayalım ki, her şey gibi, onları da inşa edecek olan işçi sınıfıdır. Bu noktada işçi hareketinin duyarlılığını sağlama, göstermelik olarak değil gerçek bir mücadele başlığı olarak nükleer karşıtlığını sendikaların gündemine sokma görevi devrimci işçilerin önünde duruyor.

Jones Ana

Bölüm 21 - Rockefeller’in Hapishanelerinde

Jones Ana'nın özyaşamöyküsünün 21.bölümü

The Class Character of “Gezi” Movement, Illusions and Bourgeois Polarisation

It is clear that the movement deserves detailed analyses from many respects and undoubtedly it will be done in the period ahead. We pointed out in the first days of the protests that what made a small scale resistance turn into a mass movement against the government was the reaction against impositions of the AKP, its authoritarianism and growing police terror. And we also pointed out in outlines the issues that we had examined in detail in our previous articles. Here we will point to the character of this movement that has become clearer as it developed, its vital deficiencies and illusions about it. We will undoubtedly examine in detail what the policy followed by AKP in general and Erdoğan in particular against the resistance points to and also basic issues such as the attempts of bourgeois opposition forces to make use of the movement in their own interests, the influences over the movement of the conflicts and rivalry within the bourgeoisie.

AKP’nin MİT Tahkimatı

Burjuvazinin böylesine saldırması, toplumu dinlemesi, her adımı takip etmesi, azgınca polis terörü uygulaması boşuna değildir. Tüm dünyada birbiri ardına patlak veren isyanlar, işçi sınıfının kriz karşısında yaygınlaşan grevleri burjuvazinin yüreğine korku salıyor. Bu yüzden bütçeden iç güvenliğe ayrılan pay her geçen yıl katlanarak artıyor. MİT’e bu ölçüde geniş yetkilerin tanınmasındaki amaç da iç güvenlik adı altında işçi sınıfının yükselecek devrimci mücadelesini bastırmaktır.

Suriye’deki Gelişmeler ve İran Seçimleri

Tunus’la başlayıp Mısırla devam eden ve kısa sürede tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı etkisi altına alan halk isyanları dalgası 2011 Martında Suriye’ye de sıçramıştı. Başlangıçta kitlelerin Esad diktatörlüğüne karşı başlattığı protesto gösterileri, bir yandan rejimin terörü bir yandan da emperyalist güçlerin sürece müdahil olmasıyla geri çekildi ve yerini her gün onlarca insanın katledildiği kanlı bir iç savaşa bıraktı. Bu iç savaşta Birleşmiş Milletler tahminlerine göre 93 bin kişi yaşamını yitirdi, 4 milyonu aşkın insan evlerinden ayrılmak zorunda kaldı, 1,6 milyonu ise mülteci oldu. Başlangıçta Esad diktatörlüğünün altı ayda düşeceği iddia edilirken, iki yıldır devam eden iç savaş süreci giderek karmaşık bir hal almakta ve bu sürecin faturası emekçilere çıkmaktadır.

Marksist Tutum: Bağımsız Proleter Çizgide 100. Sayı

Türkiye’de de önümüzdeki dönemde büyük sınıf mücadeleleri olacağına kuşku yoktur. Yeni kuşak bir işçi sınıfı şekillenmekte ve bunlar şimdilik mevzi mücadelelerle ilk denemelerini yapmaktalar. Türkiye kapitalizminin yakaladığı görece elverişli konjonktür ve içine girilen adeta yeniden inşa süreci, burjuvaziye bir tarihsel nefes aralığı yaratmış olsa da, bunun ilelebet sürmeyeceği açıktır. Bugünkü mevzi mücadelelerde işçilere yol gösteren Marksist Tutum, o büyük günler geldiğinde de mücadele sahasının ön saflarında bilinçli işçilerin ellerinde dalgalanacaktır.

Brezilya’da Emekçi Kitleler Ayakta

Tüm örnekler göstermektedir ki, gerçek anlamda düzenin temellerine yönelebilecek nitelikteki toplumsal hareketlerin olmazsa olmaz lokomotifi örgütlü işçi sınıfıdır. İşçi sınıfının sahnede yer almadığı veya işçilerin örgütsüz biçimde bireysel olarak harekete katıldığı durumlarda, çeşitli nedenlerle yaşanan patlamaların veya isyanların uzun ömürlü olması mümkün değildir. Asıl belirleyici olan işçi sınıfının kendi talepleriyle ve örgütlü gücüyle sahneye çıkmasıdır. Bu da sınıfın bağımsız politik çizgisinin ve örgütlülüğünün yaratılmasıyla mümkündür.

Pozantı’dan Şakran’a “Devletin Şefkatli Eli”

Cezaevlerinde yaşananlar vahşet ve zulümdür. AKP hükümeti daha fazla cezaevi inşa ederek Kürtlere, işçilere, devrimcilere, muhaliflere ve çocuklara yeni Pozantılar, Şakranlar ve Antalya Cezaevleri hazırlıyor. Çocuklara yönelik cinsel istismar, süngerli oda işkencesi, hücre cezası ve her türden işkenceye son verilmelidir. Çocuklarımızı vahşi kapitalizmin pençelerinden kurtarabilmenin tek yolu ise hapishaneleriyle birlikte kapitalizmi yerle bir etmektir.

Mısır’da Askeri Darbe: Rejim Krizde, Çözüm İşçi İktidarında!

Mısır’da son yükselen isyan dalgası, muazzam kitleselliğine rağmen, ordunun temsilcisi olduğu burjuva kesimlerin sopası durumuna düşmekten kurtulamamıştır. İşin aslında bunu daha baştan bilen statükocu burjuvazi ve emperyalistlerin bir süredir bu doğrultuda kitle hareketini daha da kışkırtmak için türlü oyunlar tezgâhladığı bilinen bir gerçektir. Hareketi bu tuzak ve çıkmazdan kurtarmanın yolu, ordu darbesine karşı tutarlıca direnmek ama bu arada İhvan’a ve onun temsil ettiği burjuva güçlere de pirim vermemekten geçiyor. Ne ordu ne İhvan! Burjuva rejim bir kriz içindedir, egemen sınıflar eskisi gibi yönetemiyorlar. İşçi sınıfının bağımsız sınıf cephesinin inşa edilmesinden başka bir seçenek yok.

Taksim’de Tarihin mi, Rantın mı İhyası İsteniyor?

Gezi Parkı’nın yıkılarak yerine Topçu Kışlası’nın yapılması girişimlerinin protesto edilmesi ile başlayan hükümet karşıtı gösterilerin mahiyeti çeşitli yönleriyle tartışıldı. Tartışılmaya da uzun süre devam edilecek gibi görünüyor. Ancak protestoların başlamasına vesile olan Topçu kışlasını yeniden inşa etme girişimi de tüm diğer konular gibi üzerinde düşünülmeyi hak ediyor. Çünkü Başbakan Erdoğan’ın “tarihin ihyası için hayata geçirmek istiyoruz” dediği, ama tarihin ihyası ile ne alâkası varsa AVM ve rezidans ile birlikte andığı bu proje için söyledikleri de asıl niyetlerin üzerinin örtülmesi çabasından başka bir şey değildir.

Egemenlerin Kirli Dili

Tarih boyunca egemenler, üzerinde hâkimiyet kurdukları emekçi sınıfları aşağılamak ve mevcut iktidara başkaldıranları karalamak üzere çeşitli sıfatlar kullandılar. Roma İmparatorluğundaki köle sahipleri, başkaldıran köleleri “sesli alet” diye nitelendiriyordu. Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim, katlettiği Alevileri karalamak için akla hayale sığmayacak iftiralar üretiyordu. 1789 Fransız İhtilali’nde isyana katılan yoksul kitlelere “baldırıçıplaklar” deniyordu. Paris Komünü’nün saflarında çarpışan kadınlar “şirret cadalozlar” diye anılıyordu. Afrika kıtasından köle olarak Amerika’ya zorla götürülen Afrikalı yerlilerin, evrimini tamamlamamış maymunsular olduğu iddia ediliyordu.

From Colonialism to Imperialism

Imperialist era and the distinction between just and unjust wars

Within the context of debates on the national question, Lenin paid great attention to the distinction between just and unjust wars. It was indeed very important because of the war conditions of that period to make this distinction and a prerequisite for communists to take the right attitude against wars.

“Beyaz Yakalı” Kim, “Orta Sınıf” Ne?

Gezi Parkı’nın ortadan kaldırılması kapsamında başlayan ve çeşitli kentlere yayılan kitle hareketlenmesinin niteliği pek çok açıdan tartışma konusu yapılmaktadır. Hemen herkes, harekette ağırlığın “orta sınıf”ta olduğunda hem fikirdir. Bizim açımızdan “orta sınıf” küçük-burjuvaziden başkası değildir. Küçük-burjuvazinin ise bağımsız bir siyaset yürütemeyeceğini biliyoruz, nitekim bu tespit, işçi sınıfının devrimci örgütlülüğüyle sahnede olmadığı koşullarda, bu hareketin kısa süre içerisinde burjuva kesimler arasındaki kamplaşma ve kavganın eksenine oturmasıyla bir kez daha doğrulanmıştır.

Nükleerden “Güzel Ölümleri” Beklerken

AKP hükümetinin nükleer iştahı doymak bilmiyor. Geçtiğimiz ay Japonya’yla, Sinop’a kurulmak üzere yeni bir nükleer enerji santrali anlaşması imzalandı. Bu anlaşma vesilesiyle nükleer tartışmaları yeniden kızıştı. Büyük burjuvazinin temsilcileri, AKP ve elbetteki nükleer lobi hararetle bu adımı savunuyorlar. Diğer taraftan, nükleer enerjiye genelde ya da AKP projeleri bağlamında karşı çıkanların sayısı da az değil. Ne var ki, tartışmanın zemini ve argümanları ya yanlış ya da genellikle eksik kalıyor. AKP ve yandaşları, nükleer enerjiyi tam bir kapitalist zihniyetle savunurken, nükleer karşıtlarının önemlice bir bölümü, bu karşıtlığı anti-kapitalist bir zemine oturtamamalarından ötürü, ya yanlış argümanları savunuyorlar ya da sıraladıkları eleştiri noktalarını bütünleyemiyorlar. Bu durumda da, salt ucuzluk, dışa bağımlılık, kendine yeterlilik vb. gibi noktalara indirgenebilen argümanlar, kapitalist zihniyetle olduğu kadar ulusalcı ideolojiyle de hesaplaşmadığı, tersine bunları temel aldığı için yetersiz kalıyor.

Emperyalizmin Nükleer Tehdit Öcüsü: Kuzey Kore

Birleşik ve gerçek anlamda özgür ve demokratik bir ortamda yaşamak isteyen Koreli emekçiler gibi, onların Japon ve Çinli sınıf kardeşlerinin de, Ortadoğu’nun yoksul halklarının da kaderi ve görevleri ortaktır: gerçek bir işçi iktidarı için devrimci mücadeleye atılmak. Dünyayı boyunduruğu altına almış emperyalist-kapitalist sistemin başı olan Amerikan emperyalizminin kafasını ezecek olan da işçi ve emekçi halkların bu kitlesel ve devrimci mücadelesi olacaktır, ellerinden kan damlayan diktatörler değil…