Navigation

Temmuz 2011 tarihli yazılar

Norveç’te Faşist Katliam

Bütün Avrupa’da burjuvazi, derinleşen ekonomik krizin işçi sınıfını sola yöneltmesinin önüne geçmek üzere, genel olarak ırkçılığı ve göçmen düşmanlığını körüklüyor ve faşist oluşumların önünü açıyor. Tıpkı diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Norveç’te de ırkçılık giderek tırmanıyor. “Norveç Norveçlilerindir” sloganına sarılan faşist oluşumlar ve sağ partiler, göçmenlerin, özellikle de Müslümanların Norveç’i terk etmelerini savunuyor ve çokkültürlülük temelinde bir arada yaşama anlayışına saldırıyorlar. İki dönemdir iktidarda olan Norveç İşçi Partisi de benimsediği bu anlayış nedeniyle aşırı sağın hedefi durumunda bulunuyor.

Jones Ana’nın Özyaşamöyküsü’nden

Amerikan işçi sınıfının mücadele tarihinde önemli bir yeri olan işçi önderlerinden Jones Ana, ömrünün ilerleyen yıllarında kaleme aldığı özyaşamöyküsünde, kendisinin de içinde yer aldığı mücadelelerden çarpıcı kesitler aktarır. Aşağıda Jones Ana’nın özyaşamöyküsünden çevirdiğimiz bazı kesitlere yer veriyoruz. Jones Ana tüm yaşına rağmen devasa boyutlardaki bir ülke olan ABD’nin dört bir yanındaki grevlere ve diğer işçi mücadelelerine koşturmuş ve bu mücadelelerin başarıya ulaşması için ömrünü vakfetmişti. Aşağıda yer verdiğimiz kısa kesitlerde de görülebileceği üzere, kadınların mücadeleye aktif olarak dahil edilmesi ve sendika liderlerinin bürokratlaşmasına karşı mücadele de onun çabalarının önemli bir yönünü oluşturuyordu.

Arap Halklarının Kaderi Emperyalistlerin Ellerine Bırakılamaz!

Türkiye’nin izlediği sözde “barışçıl” ve “haktan, özgürlükten yana” görünen gerçekte ise emperyalist olan politikaların Arap halklarına bir yararı yoktur. Bu bağlamda Arap işçi sınıfının izlemesi ve onay vermesi gereken model Türkiye/AKP modeli değil, kendi bağımsız sınıf siyasetini yaratmak olmalıdır. Ortadoğu coğrafyasında yaşanan halk isyanlarının yarattığı tarihsel fırsatlar ve özgürlük mücadeleleri, Batılı veya Türkiye gibi kendini “insancıl, barışçıl” göstermeye çalışan emperyalist güçlerin insafına terk edilemez. İşçi sınıfının birleşik mücadelesi olmadığı sürece diktatörler devrilse de süreç işçi-emekçi halkın gerçek özlemleri yönünde gelişmeyecek, halkların özgürlük çığlığı boğulmaya devam edecektir. Ezilen halkların kanı üzerinde emperyalistlerin ve ulusal burjuva güçlerin planları, çekişmeleri, iktidar kavgaları oynanmaya devam edecektir.

Burjuvazi Sendikalara da Saldırıyor

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu tarafından hazırlanan bir rapor, krizin patlak vermesiyle birlikte sendikal mücadeleye saldırıların ne denli arttığını ortaya koyuyor. Krizin faturasını işçilere ödetmek isteyen burjuvazi, hiçbir yasa tanımaksızın işçi sınıfına açıktan saldırıyor. Rapora göre geçen yıl dünya ölçeğinde 90 sendikacı öldürüldü, 75 sendikacı ölümle tehdit edildi. Sendikal faaliyetlerde bulunan 2 bin 500 kişi tutuklandı, 5 bin kişi işlerinden atıldı. En çok ölümün yaşandığı yer Latin Amerika oldu.

Avrupa İşçi Hareketinde Bir Dönem Kapanırken

Avrupa işçi hareketinde bir dönem kapanmış bulunuyor. İşçi sınıfının içinden doğup gelişen ve sendikalarla organik bağları olan sosyal demokrat partiler, çoktandır işçi sınıfının “burjuva” partileri olmaktan çıkıp, burjuvazinin işçi partileri haline gelmişlerdir. Bu partilerin sendikalarla ilişkisi devam etmesine ve sendikal bürokrasinin işçi sınıfı üzerindeki etkisi kırılamamış olmasına rağmen, eski dönem kapanmıştır. İşçi sınıfını kapitalizm sınırlarına hapseden reformizmin ve sendikal bürokrasinin “sosyal devlet” dayanağı da çökmüştür. Hiç kuşkusuz ki bu durum, mücadelenin bambaşka şekillerde gelişebilmesine imkân tanımaktadır.

Fukuşima’da Nükleer Felâketin Etkileri Devam Ediyor

Akkuyu’dan başlayarak bir nükleer santraller kurma atağına kalkacak olan Türkiye burjuvazisinin de niyetleri ve algılayışı Japonya’daki sınıfdaşlarından farklı değildir. Başbakan Erdoğan’ın “son teknoloji ürünü bir santral kurduracağız” laflarının, TEPCO’nun “santrallerimiz yüzde yüz güvenli” şeklindeki boş böbürlenmesinden bir farkı yoktur. Kapitalistler sermayelerini büyütmek hırsıyla büyük felâketlerin yolunu döşemekte, işçi sınıfı ise bunun bedellerini ödemektedir. Bu yüzden Türkiye işçi sınıfı hem kendi burjuvalarının heveslerini kursaklarında bırakmak hem de Japonya’daki sınıf kardeşleri ile dayanışmak için sınıf örgütlerini harekete geçirmelidir.

12 Eylül Faşizminin Tüm Sorumluları Yargılansın!

12 Eylül faşist darbesinin ve o dönemde işlenen insanlık suçlarının sorumlularını ömür boyu dokunulmaz kılmak üzere 1982 Anayasasına eklenen geçici 15. madde geçtiğimiz yıl halk oylamasıyla kaldırılmıştı. Böylece, sosyalistlerin 30 yıldır yükselttikleri taleplerden birinin, yani başta cuntacı generaller olmak üzere darbecilerin ve işkencecilerin yargılanmasının önündeki en büyük yasal engel de ortadan kalkmış oldu. Bunun sonucunda, halk oylamasının hemen ardından, sosyalistler, demokratlar ve 12 Eylül mağdurları çok sayıda dava açtılar. Bu davaların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında birleştirilerek ortak bir soruşturmaya dönüştürülmesini takiben, geçtiğimiz günlerde, dönemin Milli Güvenlik Konseyi’ni, yani faşist cuntasını oluşturan beş generalden hayatta kalan ikisinin, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın ifadeleri alındı.

TKP’nin Kararname Sosyalizmi

TKP’nin sosyalizm ve devrim anlayışını beyazperdeye yansıtan Devrimden Sonra filmi, bu konulardaki sakat anlayışlarını da gözler önüne seriyor. Film Türkiye’de gerçekleşen devrimden sonra geçen 8 öyküden oluşuyor. Eğitim, sağlık, kamulaştırma, toprak sorunu, konut sorunu, emperyalist devletlerle ilişkiler gibi konular çeşitli öyküler üzerinden anlatılıyor. Hepsinden de buram buram TKP’nin sosyalizm ve devrim anlayışının çarpıklığı akıyor.

Korkma, Örgütlen!

Otuz yıl boyunca en sakıncalı kelimelerden biriydi. Üç kişi bir araya geldiğinde hemen kurulması muhtemel bir yapıydı. Tehlikeliydi, fısıltıyla söylenmeliydi, ağzı çok alıştırmamak gerekirdi. O kelimeyi kullanmak gerektiği zaman “organizasyon” demek daha doğru olurdu.

12 Haziran Seçimleri ve İşçi Sınıfının Mücadele Gündemi

2011 genel seçimleri işçi sınıfı açısından nesnel ve öznel olarak çok sayıda olumsuz faktörün hâkim olduğu bir atmosferde gerçekleşti. İşçi sınıfının genel örgütsüzlüğü olarak özetlenebilecek bu şartlarda sermayenin güçlü partisi AKP yüzde 50 oy oranıyla diğer düzen partilerine ezici bir fark attı. Bu hiç şüphesiz sermayenin zaferidir. Ancak bu hususun yanı sıra işçi sınıfı açısından özellikle önemli olan bir başka çarpıcı sonuç da var. Kürt hareketinin ve Türkiye sosyalist hareketinin şovenist olmayan kesimlerinin büyük bölümünün oluşturduğu Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku, önüne çıkarılan her türlü engele, baskı ve provokasyonlara rağmen 36 vekillik kazanarak büyük bir başarı elde etmiştir.

Madımak’ta Katledilen Asım Bezirci ve Nesimi Çimen Mezarları Başında Anıldılar

Burjuva devletin katliam geleneği bu ülkede çok “can yaktı”. Aleviler de bu düzenin katliam tezgâhlarında kurban edildiler. Sivas katliamı da bu tezgâhlardan biriydi. 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen Asım Bezirci ve Nesimi Çimen mezarları başında anıldı.

Sivas’ta Madımak Anmasına Polis Saldırısı

Türkiye tarihindeki diğer birçok katliam gibi Madımak katliamının da gerçek tezgâhlayıcıları bu burjuva devletin derinliklerindeki kontrgerilla güçleridir. Bu güçler siyasi konjonktürün durumuna göre ihtiyaç duydukları provokasyonları gerçekleştirebilecek karmaşık bir aygıtı ellerinin altında bulundurmakta ve bu aygıt vasıtasıyla kontrol edebildikleri çok çeşitli türden siyasi akımları kullanabilmektedirler. Sivas Madımak katliamında rol alan dinci ve faşist güruh sadece sahnenin önündekileri oluşturmaktadır. Bugün bu gerçeklerin doğru biçimde kavranması ve olası provakasyonlara karşı ilerici, devrimci, demokrat, sosyalist güçlerin mücadele birliğinin örülmesi büyük önem taşıyor.

Ortadoğu'da İşçi Sınıfı ve Sol

Ortadoğu’da İşçi Sınıfı ve Sol /2

Önümüzde duran tablo ve tarihsel arka plan, tüm bölgeyi altüst eden devrimci ve uzun vadeli etkilerine rağmen, yaşanmakta olan isyan dalgasından kısa vadede çok fazla beklentilere kapılmamamız gerektiğini ortaya koymaktadır. İlerlemekte olan sürecin önemli sonuçlarından bazıları şunlardır; otoriter rejimlerin miadını doldurduğunun ortaya çıkması ve bunun sonucu olarak bazı diktatörlerin devrilmesi, kalanların da son derece sallantılı durumda olmaları; yaşanan isyan dalgasının yarattığı özgürleştirici ortamda işçi sınıfının sendikal ve siyasal bağlamda bağımsız örgütlenmeler geliştirmesi için uygun fırsatların ortaya çıkması ve bunun nüvelerinin de hayata geçmeye başlaması.

YGS Rezaleti

Üniversiteyi kazanmanın bir meslek edinebilmek ve insanca yaşayabilecek bir iş bulmak için zorunlu olduğu fikri genel olarak öğrenciler ve aileleri arasında çok yaygın. Bu bakış açısıyla gençlerin her şeyleriyle kendilerini üniversite sınavını kazanmaya endekslemeleri sınavın önemini bir kat daha arttırıyor. Aileler boğazlarından kesip çocuklarına sınav bütçesi ayırıyorlar. Gençler, kapitalist sistemde üniversitelilerin de işsiz olduğunu kabullenmekten uzak, gelecek hayallerini bu sınava bağlıyorlar.

Hatip Dicle’ye Veto Kararı Bursa’da da Protesto Edildi

Yüksek Seçim Kurulu’nun milletvekilliğini düşürdüğü Hatip Dicle ve Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’ndan 5 milletvekili için alınan haksız kararlar İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır’ın ardından Bursa’da da protesto edildi.