Navigation

Şubat 2011 tarihli yazılar

Burjuva Aydınlanmacılığı ve Marksizm /2

Tek parti diktatörlüğüne dayanan Kemalist cumhuriyeti “Aydınlanma devrimi” olarak kutsamak, bırakalım Marksizmi, genel demokratlık ve ilericilik kriterlerine göre bile, Aydınlanmanın çağrıştırdığı özgürlükçü, demokratik değerleri ayaklar altına almak anlamına gelmektedir. Ancak asıl hazin olan, Marksizm tarafından aşılmasının üzerinden neredeyse iki asır geçtikten sonra, komünistlik iddiasında olanların Aydınlanmayı bayraklaştırmalarıdır. Bırakalım komünizm kisvesine bürünmüş Kemalistler bizzat Kemalizmin paçavraya çevirdiği Aydınlanmaya “elden gitti” diye ağıtlar yakadursunlar, devrimci işçi sınıfını aydınlatan ışık burjuva Aydınlanmanın değil Marksizmin ışığı olmaya devam edecektir.

Tahliyelerin Aynasında Burjuva Hukuku

Burjuva hukuk, egemen sınıf olan burjuvazinin üretim ve mülkiyet ilişkilerini hâkim kılmaya dönük kurallar ve anlayışlar bütünüdür ve ideolojik bir araçtır. Hukuk özünde egemen sınıfın ideolojisine, gereksinimlerine ve çıkarlarına göre biçimlenir. Burjuva hukuku da soyut kavramlar sistemi değil, burjuvazinin sınıf egemenliğinin bir biçimidir. Hukuk üretim ilişkileri ve sınıf mücadelelerinin oluşturduğu nesnelliğin üstyapıdaki karşılığı olarak meydana gelir. Burjuvazi kendi egemenliğini sağlamlaştırmak, değişen ihtiyaçlarının gereğini yapmak için hukuka başvurur. Hukuk kurumunu işçi sınıfı üzerinde bir baskı aracına dönüştürür.

İslami Harekette Yaşanan Ayrışma Süreci

Siyasal İslamcı hareket içinde yaşanan değişim ve ayrışma giderek derinleşiyor. Bir zamanlar “adil düzen”den, “mülkün Allaha ait olduğu”ndan, “eşitlik” için şeriattan dem vuran tarikatlar ve tarikat mensupları artık milyar dolarlara hükmediyorlar. İslamcı akımların bağrından doğup gelişen burjuva kesimler özellikle AKP iktidarı döneminde muazzam bir sıçrama yaşadılar, yaşıyorlar. Neredeyse her tarikat kendi sermaye çevresini yaratmış bulunuyor. Dolayısıyla birçok tarikat artık belirli sermaye gruplarını temsil eden bir burjuva harekete dönüşmüştür.

Eğreti Çalışma ve Artan Sömürü

İşsizliğin, yoksulluğun, toplumsal eşitsizliğin dünya genelinde arttığı bu süreçte, işlerin hızla artan bir bölümü eğreti işler haline gelmiştir. Bu süreç halen de tüm hızıyla yol almaktadır. Gelinen noktada, eğreti iş ya da eğreti çalışma kavramı da, gerçekliğine uygun olarak, gitgide daha yaygın bir kullanım kazanmaktadır. Türkiye burjuvazisinin bugünlerde meclisten geçirmeye hazırlandığı torba yasa tasarısının içindeki bazı düzenlemeler ve diğer bazı yasal hazırlıklar da bu kapsamdadır.

Doğanın Dengesini Bozan Kapitalizmdir

Dünyadaki doğal felâketler de özellikle son yirmi yılda büyük bir artış göstermiştir. Bizzat burjuva yardım kuruluşlarının yayınladıkları rapora göre, dünyada doğal afetlerin sayısı son 20 yılda 4 kat arttı. Kızılhaç, Birleşmiş Milletler ve Belçika’daki Louvain Üniversitesi’nin araştırmalarının verilerine göre, 1980’lerin başında yılda 120 doğal afet meydana gelirken, 2000’lerde her yıl yaklaşık 500 doğal afet meydana geldi. 2006 yılında hava olaylarının yol açtığı afetlerin sayısı 1980 yılına göre 8 kat artarak 240’a çıktı. Yer hareketleri ile ilgili afetlerin sayısı sabit kalırken, raporda küresel ısınmanın yol açtığı zararların arttığı belirtildi. Rapora göre 1985 ve 1994 yılları arasında, her yıl 174 milyon kişi doğal afetlerden etkilendi. Sonraki 10 yıl içinde ise bu sayı 254 milyon kişiye ulaştı.

Türkiye’de ve Avrupa’da Öğrenci Eylemleri

İşçi hareketi bu denli örgütsüz durumdayken, sanki ondan tümüyle bağımsız olabilirmiş gibi, öğrenci hareketinin tıkanıklığının aşılmasından, hele de kitlesel devrimci bir gençlik hareketinden bahsetmek doğru değildir. Benzer şekilde, devrimci örgütler bu denli zayıf ve parçalanmış bir tablo sergilerken, birleşik ve kitlesel bir öğrenci hareketi geliştirmeye dönük zihin jimnastikleri de beyhude bir çabadan öteye geçmeyecektir.

Hizbullah Tartışmaları Üzerine

Burjuva medyada yürüyen tartışmalarda ortaya çıkan sorular ve burjuva siyasi aktörlerin birbirilerine yönelttikleri suçlamalar bir tarafa bırakılacak olursa, Marksistler açısından meselenin asıl öne çıkartılması gereken yönü şudur: Özellikle 1990-2000 yılları arasında yaşanan süreçte, burjuva devlete bağlı bir kontr-gerilla örgütlenmesine dönüştürülen “Hizbul-kontra” aracılığıyla işlenen yüzlerce vahşi cinayetin hesabı sorulmalıdır. Burjuva devletin ve kendisine bağlı JİTEM gibi kontr-gerilla yapılanmalarının, sorumluluğu Hizbullah’a atarak aradan sıyrılmasına göz yumulmamalıdır. Her koşulda birinci dereceden sorumlu olan burjuva devlettir. Ayrıca Hizbullah’a ilişkin tartışmaların tozu dumanı içerisinde işin bu yönünün gümbürtüye gitmesine izin verilmemelidir.

Güney Sudan’da Bağımsızlık Referandumu

Emperyalistlerin kurtlar sofrası olan Afrika kıtasında halklar yıllar süren iç savaşların, çatışmaların ve yaşanan dizginsiz sömürünün etkisiyle yoksulluğun pençesinde kıvranıyor. Ancak, kanla sulanmış Afrika topraklarından şimdilerde mücadele sesleri yükseliyor. Tunus’ta ve Mısır’da yoksulluğa karşı açılan isyan bayrağı, halkları yoksulluk içinde kıvranırken kendileri sefahat içinde yaşayan yöneticileri yerlerinden ediyor. Sudan’ın Kuzeyli halkı da El Beşir’e karşı olan tepkilerini çeşitli eylemlerle ortaya koyuyorlar. Fakat El Beşir ve onun gibi diğer diktatörlerin saraylarından defedilip bir daha başa musallat olmalarına engel olmak, yükselen devrimci mücadelenin emekçi sınıfların iktidarıyla taçlanmasına bağlıdır. Sonu gelmez çatışma ve katliamlar, Nil Nehrinin rengini değiştirecek kadar oluk oluk akan kan, bunların müsebbibi olan kapitalizm ortadan kaldırıldığında kesilecektir.

Demokratlara, Devrimcilere ve Emek Örgütlerine Kıbrıslılardan Açık Dayanışma Çağrısı

28 Ocak Cuma günü Kıbrıs'ta yapılan genel greve 50.000 Kıbrıslı katılmıştır. Göç Yasası adı altında, özelleştirme paketiyle Kıbrıs'taki işçi sınıfı ve emekçilerinin haklarına bir saldırı düzenlenmektedir.

Cumartesi Anneleri Adalet İstiyor!

Gözaltında kaybolan yakınları için 17 yıldır seslerini duyurmaya çalışan Cumartesi Anneleri, 12 Şubatta 307. kez bir araya geldiler ve Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yaptılar. Eyleme insan hakları savunucuları da destek verdi.

Ulusal Sorun Üzerine Bazı Hatırlatmalar

“Ulusal Sorun Üzerine” metninde de vurgulandığı gibi, ezilen ulusun ayrı devlet kurması siyasi bir haktır. Kapitalist sistemin işleyişi ekonomik bağımlılık ve buradan türeyen siyasal bağımlılığa yol açar. Ancak bu durum ortaya ulusal bir sorun çıkarmaz. Sorun, bir ulusun devlet kurma hakkının alenen gasp edilmesidir.

Köle İbrahimler Tuhaf Konuşuyor!

Diktatörler de dâhil herkesin küçümsediği kitleler, sonunda ayaklanıyor. Başsız kocaman gövde yine ayağa kalkıyor, nereye gideceğini bilmeden oraya buraya çarpıyor. Ayaklarını ileri, geri atıyor, ayaklarının altında eziliyor bir kısım egemenler. Bir kısmı kendini saklıyor, bir kısmı kaçıp kurtuluyor. Ama bu gövdeye bir baş gerek. Durduğu yerden daha ileriye kararlı bir şekilde gitmesi gerektiğini işaret eden, egemenlere hiçbir şekilde kanmaması gerektiğini kavratan, nasıl vurması gerektiğini gösteren, yıktığı despotlukların yerine nasıl bir iktidarı koyabileceğini öğreten bir başa gerek var.

İşsizliğin Nedeni Eğitimsizlikmiş!

Krizin faturasını işçilere kesen sermaye sınıfı, yine kendilerinin yarattığı işsizlik sorununun faturasını da biz işçilere kesmek istiyor. İşsizliğin temel nedeni olarak gösterilen eğitimsizlik ve meslek sahibi olmama yalanına kanmamalıyız. Sorun eğitimsizlik olsaydı on binlerce üniversite mezununun işsiz kalmaması gerekirdi. Bu sorunun temel kaynağı yine içinde yaşadığımız kapitalist sömürü düzeni ve önlenemez kâr hırsıdır. Kapitalizm var olduğu sürece işsizlik sorunu var olmaya devam edecektir.

Arap Halkları İsyanda, Çözüm İşçi İktidarında

2000’li yıllarla birlikte içine girilen kapitalizmin tarihsel bunalımı ve yeni sınıf mücadeleleri döneminde, Tunus ve Mısır’daki halk isyanlarıyla yeni bir sayfa açılmıştır. Bu sayfa sadece Tunus ve Mısır’la kapanmayacaktır. Buralardaki emekçi kardeşlerinin korku duvarını yıktığını gören diğer Arap halklarında ve civar ülkelerde sınıf mücadelesinin yeni yükselişlerinin yaşanması büyük olasılıktır. Nitekim Ortadoğu’nun diğer ülkelerinde başlayan hareketlilik ve Ürdün kralının isyan korkusuyla hükümeti görevden alması bunun bir göstergesidir. Kapitalizmin krizinin ve tüm dünyada emekçi kitlelere saldırısının sürdüğü düşünüldüğünde, çok uzak olmayan bir gelecekte, Asya halkları da bu sürece yeni sayfalar ekleyeceklerdir.

Dostluğu Genler Belirliyormuş!

Geçtiğimiz günlerde Taraf gazetesinde okuduğum yazı bilimsel bir çalışma diye haber yapılmış. “Kadehler Dostluğa Kalkıyor” başlığı ile verilen haber şöyle: “Bilim adamları, alkol bağımlılığıyla ilgisi olduğu düşünülen DRD2 kodlu genin taşıyıcıları arasında arkadaşlık ilişkilerinin yoğun olduğunu keşfetti. CYP2A6 kodlu genin taşıyıcıları ise birbirlerinden pek hoşlanmıyor. … BBC’ye mülakat veren Prof. Fowler, ‘arkadaşlık genlerinin’ dış görünüme yansıyor olabileceğini ve bu sayede aynı genin taşıyıcılarının birbirlerini ayırt edebileceğini öne sürüyor.”

Burjuva Aydınlanmacılığı ve Marksizm

Cumhuriyetin kuruluş döneminden bu yana Kemalist rejim, tehdit olarak gördüğü kimi muhalif kesimleri ezerken “aydınlanma”, “çağdaşlık”, “ilericilik” gibi kavramları kendisine kalkan edinmeyi adet edinmiştir. Ne yazık ki, sosyalist sol da bu tuzağa sıkça düşerek Kemalizm tarafından kolaylıkla esir alınabilmiştir. Sosyalist çevrelerin önemlice bir bölümünün içinde bulundukları durum, bugün de böylesi bir tuzağa düşüldüğünü gösteriyor. “Dinci gericiliğin” iktidarı olarak değerlendirdikleri AKP karşısında Kemalist damarları kabaran sosyalist kesimlere göre, Kemalist cumhuriyet büyük bir Aydınlanma hamlesidir ve AKP bu cumhuriyeti tasfiye etmektedir. Bu kesimler AKP’nin Türkiye’yi “karanlığa” götürdüğünü iddia ederek, “Aydınlanmaya” ve “cumhuriyetin kazanımları”na sahip çıkmayı günün en yakıcı görevi ilan ediyorlar.

Hakikatleri Araştırma Komisyonuna Dair

Kürt sorununda gelgitler devam ediyor. Referandum öncesinde PKK’nin ateşkes kararı alması ve sonrasında ateşkes süresini uzatmasıyla birlikte, Kürt sorununun çözümü için yeniden ılımlı bir hava esmişti. Gerek iç konjonktür gerekse dış konjonktür, devleti Öcalan ile görüşme trafiğini sürdürmeye zorlamıştı. Kürt hareketinin ulaştığı düzey burjuvaziye artık bu sorunu çözmesini dayatıyor. Buna karşın hem AKP’nin niyetsizliği, tutarsızlığı ve korkaklığı, hem de statükocu güçlerin provokasyonları (Hakkâri provokasyonu gibi) havanın yeniden bozulmasına sebep oldu. Kürtlerin en temel talepleri dahi şiddetle eleştiriliyor. Anadilde eğitim, operasyonların durdurulması, demokratik özerklik taleplerini AKP’sinden CHP’sine hiçbir düzen partisinin bünyesi kaldıramıyor.

Uyan ve Haykır Öfkeni

Uyan ve Haykır Öfkeni




Ansızın toprak çürüdü

Üç kollu çocuklar ve tek gözlü koyunlarla tanıştı yeryüzü

Göklerden yağmur değil, kuşlar yağmaya başladı

          Ölü kuşlar