Navigation

Ekim 2005 tarihli yazılar

Bonapartizmden Faşizme

EK I

Faşist İktidarların Kuruluş ve Sona Erişlerine İlişkin Örnekler

İtalya ve Almanya

Faşizmin isim babası ve ilk uygulayıcısı Mussolini, siyasi yaşamına İtalyan Sosyalist Partisinde başlamış, fakat parti yayın organında milliyetçi yazılar yazdığı için hain

Bonapartizmden Faşizme

EK II

Faşist İktidarların Kuruluş ve Sona Erişlerine İlişkin Örnekler

İspanya Dersleri

Marksizm dışı akımların, Sosyal Demokrasinin, Stalinizmin, faşizme karşı mücadele sorununda uzun yıllar boyunca sınıf bilincini bulandırmış ve neticede işçi hareketini

Servet Nerede Birikiyor

Özel mülkiyetin ve sınıfların var olduğu bir toplumda eşitlikten veya adil bölüşümden bahsedilemez. Kapitalist toplum rekabet ve işçi sınıfının yarattığı artı-değerin sömürülmesi üzerine kurulmuştur. Kapitalist üretim insanlar arasında eşit bölüşüm ve refah için değil kâr için yapılır. Kapitalizm yıkılmadan insanlığın kurtuluşu imkânsızdır. Kapitalizm var oldukça ülkeler arasında eşitsizlikler de var olacaktır. Zengin ve fakir ülke ayrımı kapitalizme özgü bir ayrımdır. Her ülkedeki esas eşitsizliğin kaynağı sömüren ile sömürülen sınıflar arasındaki eşitsizliktir.

Formula 1’de Yarışanlar Otomotiv Tekelleridir

Bir anda ansızın tüm kanallarda, bilbordlarda, reklâmlarda, gazetelerde gündeminize giren çok büyük organizasyonlar varsa, bir kerecik bütün o görüntü, ses, renk çılgınlığına kulak asmadan düşünün ve kendinize şu

Avrupa Birliği Sorununda Marksist Tutum

Avrupa Birliği sorununda son yıllarda oldukça yoğun bir tartışma yaşandı. Ancak bu önemli konuda özellikle Türkiye'deki sol çevrelerin sağlam ve bütünlüklü bir Marksist perspektif sunabildiklerini söylemek zor. Elif Çağlı'nın üç bölümlük broşürü, bu boşluğu doldurmayı ve Marksist perspektifi ortaya koymayı amaçlıyor. Birinci bölüm Avrupa Birleşik Devletleri mi?, ikinci bölüm Avrupa Birliği Gerçeği, üçüncü bölüm ise AB'nin Gerçek Niteliği Teşhir Edilmelidir başlığını taşıyor.

Kolonyalizmden Emperyalizme

Ulusal Sorunda Tartışmalı Noktalar

Kolonyalizmden Emperyalizme adlı bu çalışmasında Elif Çağlı, yıllarca Marksizmin tahrif edilmesine ve dolayısıyla proleter devrim mücadelesinin sekteye uğratılmasına yol açan yanlış emperyalizm kavrayışlarını ve bunların doğurduğu sonuçları irdeliyor. Emperyalizmin sömürgecilikle özdeşleştirilmesiyle başlayan bu çarpıtmanın, anti-emperyalist mücadeleyi nasıl kapitalist sisteme karşı proleter devrim mücadelesinden kopardığı ve salt bir "ulusal bağımsızlık" sorununa indirgediğini, "yeni sömürgecilik" türünden son derece yanlış teoriler doğurduğunu ve bunların ne tür sonuçlara yol açtığını gösteriyor.

In the Light of Marxism

Questioning of an Historical Period

Is there any room for a "socialism in one country" in Marx's scientific theory of socialism? Is there a separate socio-economic formation called "socialism" in itself independent from communism in Marx's theory? Can the socialist organisation of society (which is classless society) be compatible with the simultaneous presence of a "nation-state"? Can there really be a workers' democracy if the workers do not rule, even if there is a state conducting "in the name of" the working class, organised in a bureaucratic manner with its professional army and police, judicial and administrative machinery? Or, in such a "workers" state, in whose hands would be the real power: in the hands of workers, or of some others? In this book, Elif Çağlı deals with these questions and other similar ones, and gives answers on the basis of Marxism.

Marksizmin Işığında

Bir Tarihsel Dönemin Sorgulanması

Marx'ın bilimsel sosyalizm kuramı, "tek ülkede sosyalizm"in olabilirliğini içermekte midir? Marx'ın teorisinde, komünizm dışında ayrıca "sosyalizm" diye, kendi başına bir bütünlük oluşturan bağımsız bir sosyo-ekonomik formasyon var mıdır? Toplumun sosyalist örgütlenmesi (sınıfsız toplum) ile aynı anda bir "ulus-devlet"in varlığı bağdaşabilir mi? Profesyonel ordusu ve polisiyle, adli ve idari mekanizmasıyla, bürokratik tarzda örgütlenmiş bir devlet, işçi sınıfı "adına" hareket ediyor olsa bile, eğer işçiler yönetemiyorsa, orada gerçekten bir işçi demokrasisi işleyebilir mi; ya da böyle bir "işçi" devletinde gerçek egemenlik işçilerde mi yoksa başkalarında mı olur?

Büyüyen İşçi Sınıfı

Bir Bütün Olarak İşçi Sınıfı

Pek çok sorunda olduğu gibi sınıf sorununda da, bu olgunun temel unsurlarının gerçek yaşamdaki bağlantıları, karşılıklı varoluşları içinde aydınlatılması ve kavranmasına ağırlık vermeyip, burjuva sosyolojisinin ders notlarına benzer tanımlamalar arayanlar, Marksizmin kurucularının eserlerinde böyle şeyler bulamazlar. Marx’ın, Kapital’in üçüncü cildinde yer alan Sınıflar bölümünü tamamlayamadan öldüğü bir gerçektir. Fakat tüm bölümleriyle Kapital, kapitalist toplumda sınıfların hangi nesnel ölçütlere göre birbirinden ayrıldığı ve işçi sınıfından ne anlaşılması gerektiği konusunda yeterince açıklayıcı veri sunmaktadır. Üstelik, salt kapitalist toplum yapısını anlayabilmek bakımından değil, genel olarak sınıflı toplumlarda sömüren ve sömürülen sınıfları ayırt edebilmek için, farklı üretim ilişkilerinin tahliline çarpıcı ve zengin bir biçimde değinilmiştir.

Büyüyen İşçi Sınıfı

Proletaryaya Veda Eden Akademik Marksizm

İşçi sınıfı mücadelesinin başarısı açısından iki temel unsurun, yani Marksist dünya görüşüyle işçi sınıfının militan eyleminin birlikteliği elzemdir. Bu birliktelik, Batı Avrupa’da devrim dalgasının geri çekilmesiyle başlayan ve özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında gerek Stalinizmin egemenliği, gerekse kapitalist sistemin yeniden güç toplamasıyla karakterize olan olumsuz koşullar nedeniyle derin bir biçimde parçalandı. İşçi sınıfının devrimci eyleminden uzun bir süre boyunca yoksun kalan “teori” yozlaştı ve gerçek Marksist köklerinden koptu. Böylece, doğrudan doğruya bu yenilgi koşullarının ürünü olan bir sözde Marksizm akımı, özellikle Batı Avrupa ülkelerinin üniversite kürsülerinden yayılarak ortalığı kaplamaya başladı.

Büyüyen İşçi Sınıfı

Önsöz

Yaklaşık 150 yıl önce Marx ve Engels tarafından kaleme alınan Komünist Manifesto, “Avrupa’nın üzerinde bir heyulâ dolaşıyor: Komünizm” diye başlıyordu. İşçi sınıfının kapitalist sömürü düzenini ortadan kaldıracak tarihsel eylemi demek olan bu komünizm heyulası, Manifesto’nun yazılışından sonra geçen uzun yıllar içinde yalnızca Avrupa’da değil, neredeyse tüm kıtalarda varlığını hissettirdi. İşçi sınıfının eylem grafiğinde, 1917 Ekim Devrimi yükselişin tepe noktasını temsil etmekteydi. Gerçekten proletaryanın katıldığı ve doğrudan onun inisiyatifinde gelişip, onun iktidarıyla taçlanan bir işçi devrimiydi 1917 Ekimi.

Büyüyen İşçi Sınıfı

“Elveda Proletarya” Diyenlere Yanıt

Globalleşen kapitalist sömürü düzeninin tehlike çanlarını, küçük-burjuvazinin ağır bastığı "halk ittifakları" değil, globalleşen proletarya çalıyor. İşte bu kitapta amacımız, Marksizmin parıldayan bilimsel ışığı altında, işçi sınıfı gerçeğini çeşitli yönleriyle aydınlatabilmektir. Burjuva istatistiklerinin çarpıtmalarına aldanmaksızın ve okuyucuyu rakamlara boğmaksızın, Marksist teorinin çözümlemeleri temelinde yürütülen bu çalışmanın ortaya koyduğu yalın gerçek şudur: Ona veda etmek isteyenlere ya da olduğundan küçük göstermeye çalışanlara inat, işçi sınıfı büyüyor.

Radyoaktif Kapitalizm -EK

Güneş enerjisi dediğimiz şey esasen güneşten ışıma yoluyla yayılarak, dünyaya ısı ve ışık formunda ulaşan enerjidir. Merkezinde 15.000.000 °K sıcaklık bulunan bu yıldız doğal bir nükleer füzyon reaktörü olarak çalışır ve bu füzyon reaktöründe her saniyede 564 milyon ton hidrojen 560 milyon ton helyuma dönüşür. Bu dönüşümde kaybolan 4 milyon ton kütlenin karşılığı olarak 3,86x1026 jul enerji açığa çıkar. Toplam enerji rezervi 1,785x1047 jul olan bu yıldız daha milyonlarca yıl ışımasını sürdüreceğinden dünya için sonsuz bir enerji kaynağıdır. Bu enerjinin güç olarak karşılığı 3,86x1020 MW’tır. Tüm uzaya yayılan bu muazzam gücün dünyaya ulaşan kısmı ise yaklaşık olarak 178 trilyon kW’tır. Bir fikir vermesi için, bu büyüklüğün, halen yeryüzünde kurulu olan elektrik santrallerinin toplam gücünün (2,9 TW) 60 bin katından fazla olduğunu hatırlatalım. Bu rakamlar kaynağın büyüklüğü hakkında yeterli bir fikir vermektedir.

Radyoaktif Kapitalizm

Nükleer santraller sorunu, insanlığın üretici güçlerinin tarihsel gelişmesinin, insanlığın bir bütün olarak ihtiyaçlarını gidermeye yeterli bir temel sağlayıp sağlamadığı, insanı ve çevreyi tahrip etmeden insan ihtiyaçlarını gidermenin mümkün olup olmadığı ve bu sorunların toplumsal-politik niteliği gibi hususları içeren geniş bir bağlama oturtulmalıdır. Nükleer santrallere karşı olanların önemli bir bölümü, konuyu böylesi geniş bir perspektiften ele almamaları nedeniyle zaman zaman nükleer santral taraftarları ile aynı zararlı önyargıları paylaşmakta ve bilinç bulandırıcı olabilmektedirler.

Bonapartizmden Faşizme

1.Bölüm

Elif Çağlı bu kitapta Fransa'da Marx döneminde yaşanan Louise Bonaparte'nin 18 Brımaire deneyiminden Almanya'daki Bismarck dönemine, İtalyan ve Alman faşizminden İspanya ve Portekiz'e, Yunanistan'dan Latin Amerika'ya kadar uzanan geniş deneyimleri göz önünde bulundurarak, burjuvazinin olağanüstü rejimlerinin biçimlerini ve evrimlerini, bu rejimlerin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ve değerlendirmenin hangi teorik-politik temellere dayanması gerektiğini ortaya koyuyor. Şüphesiz Türkiye deneyimi burada önemli bir sayfa oluşturuyor. Çağlı, Türkiye'deki burjuva rejimin kuruluş süreci ve sonraki evrimini, yaşanan darbeler ve bunların doğurduğu rejimlerin karakteri sorununu tartışarak, modern Türkiye tarihine ilişkin Marksist bir perspektif ortaya koyuyor.

Bonapartizmden Faşizme

Önsöz

Elif Çağlı bu kitapta Fransa'da Marx döneminde yaşanan Louise Bonaparte'nin 18 Brımaire deneyiminden Almanya'daki Bismarck dönemine, İtalyan ve Alman faşizminden İspanya ve Portekiz'e, Yunanistan'dan Latin Amerika'ya kadar uzanan geniş deneyimleri göz önünde bulundurarak, burjuvazinin olağanüstü rejimlerinin biçimlerini ve evrimlerini, bu rejimlerin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ve değerlendirmenin hangi teorik-politik temellere dayanması gerektiğini ortaya koyuyor. Şüphesiz Türkiye deneyimi burada önemli bir sayfa oluşturuyor. Çağlı, Türkiye'deki burjuva rejimin kuruluş süreci ve sonraki evrimini, yaşanan darbeler ve bunların doğurduğu rejimlerin karakteri sorununu tartışarak, modern Türkiye tarihine ilişkin Marksist bir perspektif ortaya koyuyor.

Bonapartizmden Faşizme

3.Bölüm

Türkiye’de burjuva cumhuriyetin kuruluşundan 1960’lara ve takiben 80’lere ilerleyen süreci inceleyecek olursak, gerçekleşen üç askeri darbenin ekonomik zemininde de büyüyen bir yapısal bunalımın yer aldığını görürüz. Öte yandan bu sürecin belirli bir dilimi, egemen sınıflar ittifakı içinde keskinleşen çelişkilere ve siyasal iktidarda yer değiştirmelere de sahne olmuştur.

Bebek Ölümlerinin Nedeni Kapitalizmdir!

Hastane enfeksiyonlarının önüne geçilememesinin tek nedeni elbette kapitalist sağlık sistemidir. Kapitalist düzende sağlık hizmeti, insanların uzun ve mutlu yaşamaları, acılarından arınmaları için verilmiyor; insanların tedavi merkezleri kapitalistler için “sağlık sektörü” anlamına geliyor. Sağlık kapitalistler için kâr getirecek bir sanayi sektörüdür. Böyle olunca az işçiyle çok iş, çok işle çok kâr anlayışı hastanelere damgasını basıyor. Tıbbi araç gereç yetersizliği ise sorunun bir başka tarafı…

Mücadele vermedikçe kurtuluş yok

Merhaba, yaklaşık bir ay öncesine kadar işsizlik oranlarına katkıda bulunan işçilerden biriyim ben de. Yanlış bilmiyorsam şimdilerde oranı %30’lar civarında olan işsiz üniversite mezunlarındandım.

Lenin Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkından Vaz mı Geçmişti?

Kürt sorununun tartışılmakta olduğu bugünlerde Marksizmin ulusal sorundaki tutumunu çeşitli yönleriyle tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var. Zira yeni bir yükseliş sürecine giren ezen ulus şovenizminin karşısında tutarlı bir duruş ancak Marksizm temelinde mümkündür. Şoven dalganın basıncı arttığı ölçüde sağlam ve ilkeli bir duruşun yakıcı önemi daha da artacaktır. Bir yandan yaşanan sayısız tarihsel deney, bir yandan da üzerinde yaşadığımız topraklardaki deneyim, bu el yakan sorunda ilkeli tutumu devrimciliğin temel bir kıstası yapmaktadır.

Dördüncü Enternasyonal'den İstifa

Sunuş notu: Gerçekliği çözümleme çabasının ölü formüllere kurban edilmesi Marksizmle asla bağdaşmıyor. Bu konuda verilebilecek sayısız örnek olsa da ilk elde akla gelenlerden birini, çöken Sovyetler Birliği’ndeki ve benzerlerindeki rejimin niteliğinin dünden bugüne bir “yozlaşmış işçi devleti” şablonuna hapsedilmesi oluşturuyor. Stalinist egemenliğin zamanla daha da net kavranabilir hale gelen sonuçlarına gözlerini kapayıp, Troçki’nin geçerliliğini yitirmiş bazı formüllerini papağan gibi yineleyen bir Troçkizmin devrimci Marksizmin güçlendirilmesine bir hayrının dokunmayacağı açıktır.

Ankara'da TMMOB mitingi

TMMOB’nin 3 hafta önce örgütlemeye başladığı Ankara Mitingi, çeşitli il temsilcilikleri, şubeler ve öğrenci üye temsilciliklerinin katılımıyla 8 Ekim günü gerçekleştirildi.

Marksizm liselerde nasıl çarpıtılıyor

Türkiye’de de dünyanın bütün ülkelerinde olduğu gibi hayatın her alanında Marksizme acımasızca saldırılıyor. İnsanlarımız okul hayatına başladıktan sonra Marksizm karşıtı burjuva eğitimi alıyor.

Acil deprem yardım çağrısı – PTUDC Keşmir’e yardım konvoyu gönderiyor

Geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen depremin ardından Keşmir’deki kötü hava şartları düzeldikçe durum daha net görünüyor.

Pakistan Depremi: Keşmirli İşçiler İçin Yardım Çağrısı

Pakistan Sendikaları Savunma Kampanyası (PTUDC)

Küreselleşme /5

Elif Çağlı'nın Küreselleşme -Eşitsiz ve Bileşik Kapitalist Gelişme adlı 6 bölümlük çalışmasının beşinci bölümünü sunuyoruz.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /1

Mehmet Sinan'ın çalışmasının 1.bölümünü yayınlıyoruz.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı

Kendisini dünyaya 'parlamenter demokratik' bir rejim olarak tanıtan Türkiye’deki burjuva rejimin, Batı’ya kıyasla sergilediği bu anormallik ve çarpıklıklar, özellikle AB süreci başladığından bu yana, hem içerde hem de dışarda iyice göze batar olmuştur. Gerçekten de bu ülkede asker-sivil yüksek bürokrasinin siyasal iktidar mekanizması içinde sahip olduğu özgül konumun (ya da statünün), Batı’nın burjuva parlamenter rejimlerinde görev yapan bürokrasinin konumundan oldukça farklı ve oldukça fazla bir şey ifade ettiği çok açıktır. Acaba bu farklılık nereden kaynaklanmaktadır? Bu soruyu sağlıklı bir şekilde yanıtlayabilmek için, bizdeki asker-sivil yüksek bürokrasinin (aristokratik bürokrasi de diyebiliriz buna) tarihi köklerine inmek ve bu sosyal kategorinin Osmanlı’dan Cumhuriyete uzanan tarihsel süreçteki serüvenine biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Bu aynı zamanda, Türkiye ile Avrupa kapitalizminin tarihsel gelişme farklılıklarını anlamamız bakımından da önemli ipuçları sunacaktır bize.

Patronlar da şükreder mi

“Dünya Afrikalı çocukların ölümünü seyrediyor.” Bu cümle internette okuduğum bir haberin başlığı.

Yaşamı Taksitlere Bölmek

Resmi açıklamalara göre Türkiye’de 23 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Yaşayan Marksizm

Yaşadığımız topraklarda enternasyonalist komünist bir damarın açılmasında temel bir rol oynamış olan Elif Çağlı’nın Marksizmin Işığında adlı kitabı ikinci baskısını yapmış bulunuyor. Enternasyonalist komünist çizginin kendi yatağını açarak kararlı biçimde yol aldığını gösteren bu gelişme enternasyonalist komünistler için bir sevinç kaynağıdır. Gün geçtikçe değerinin daha iyi anlaşılacağına emin olduğumuz bu önemli çalışmanın daha nice basımlarla işçi sınıfının bağımsız devrimci siyasetine ışık tutmaya devam edeceğine inanıyoruz.

Emperyalist Savaşın ve Toplumsal Çelişkilerin Kıskacındaki Ülke: İran

İran’daki şeriat devleti bugün 26 yaşında. Uygulanan tüm baskıya rağmen toplumsal çelişkiler keskinleşiyor İran’da; birçok şehirde grevler ve direnişler oluyor. Tüm baskılara ve açık şiddete karşın işçiler, kadınlar ve gençler mevcut rejime karşı mücadeleye girişmekten geri durmuyorlar. Kitleler şeriat rejiminden bıkmış durumdalar. İşsizlik, açlık, yoksulluk katlanılmaz hale geliyor; toplumsal çürüme yayılıyor. Varoşlarda yaşayan kent yoksulu emekçiler çaresizlik içinde kıvranıyorlar. 68 milyon nüfuslu İran’da yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranı nüfusun %40’ını geçerken, işsizlik %20’nin üzerinde. İşsizlik gençler arasında hızla yaygınlaşıyor. Diğer taraftan kitleler en sıradan burjuva demokratik haklardan bile mahrum bırakılıyor; kitle eğlencesine dönüştürülen idamlarla emekçi yığınlar açık şiddetle, terörle terbiye edilmeye çalışılıyor.

“Az çalış sağlıklı kal” diyor burjuva araştırmacılar

BBC’nin son haberine göre, ABD’de 1987-2000 yılları arasında yapılan araştırmalar sonucu, 8 saatten fazla çalışılması durumunda iş kazalarının yaşanması ve mesleki hastalıklara yakalanma riski %61daha yüksekmiş.

Kahrolsun ücretli kölelik düzeni

Merhaba Marksist tutum okurları,

Büyüyen İşçi Sınıfı

İşçi Sendikalarının Önemi

İşçi sınıfının devrimci gücünün üretim sürecinden kaynaklanmadığı, büyük ölçekli fabrikalar ve işletmelerde bir araya gelen proletaryanın artık öneminin kalmadığı, ya da sendikalı işçilerin hepten aristokrat kesildiği ve onlardan devrimci militanlık beklenemeyeceği vb. yolundaki iddialar, devrimci bir lâfazanlıkla süslense bile, aslında akademik Marksizmin estirdiği rüzgârlara yelken açmak anlamına geliyor.

Büyüyen İşçi Sınıfı

“Sanayisizleşme” mi, “Robotlaşma” mı, Yoksa Kapitalist Gelişme Yasaları mı?

İşçi hareketinin gerilediği ve Marksizmin gözden düşürülmek istendiği dönemlerde, kapitalist düzenin Marksist tahlilinin sonuçlarına ve proletaryanın gün geçtikçe önem kazanan rolüne yönelik çeşitli iddiaların ortalığı kapladığını biliyoruz. Bu tür iddiaların dikkat çeken birkaç versiyonuna daha değineceğiz.

“Sanayisizleşme” mi?

Büyüyen İşçi Sınıfı

İşçi Sınıfının Yapısı

Kapitalizmin genişletilmiş yeniden üretim sistemi, içerdiği çelişkileri ortadan kaldırmaksızın, yalnızca daha da derinleştirmek ve dünya ölçeğinde yaygınlaştırmak pahasına ilerleyen bir yapıya sahiptir. Kapitalist sanayi, belirli periyotlarla birbirini takip eden döngüler temelinde nefes alıp verir. Böylece, ekonomi bir kriz dönemini atlatarak yeni bir genişleme dönemine varabilir. Kapitalist sanayi döngüsünün kriz evresinden yeni bir yükseliş evresine geçiş, teknolojik yenilenme ve emeğin üretkenliğini arttıran yöntemlerin uygulamaya konması sayesinde mümkün olabilmekte ve sonra, bu ekonomik döngü yine aynı temelde işlemeye devam etmektedir.

Büyüyen İşçi Sınıfı

“Orta Sınıf” mı, Yoksa İşçi Sınıfı mı Büyüyor?

Marksizmin kurucularının kapitalizmin genel gelişme eğilimlerini çözümleyerek işaret ettikleri temel gerçeklerden birisi, dünya nüfusunun giderek daha büyük oranlarda proleterleşeceği idi. Şöyle diyorlardı: “Görmüş olduğumuz gibi, kapitalist üretim tarzının sürekli eğilimi ve gelişme yasası, üretim araçlarını gitgide emekten ayırarak, dağınık üretim araçlarını büyük kitleler halinde bir araya toplar ve böylece, emeği ücretli-emeğe, üretim araçlarını sermayeye dönüştürür.”