Navigation

Eylül 2005 tarihli yazılar

"Yarın Bizimdir Yoldaşlar"

Yarın Bizimdir Yoldaşlar romanı üzerinde uzun bir süre boyunca devam eden esrar perdesi, Manuel Tiago mahlasını kullanan yazarın, dönemin Portekiz Komünist Partisi genel sekreteri Álvaro Cunhal olduğu anlaşıldıktan sonra kalkmıştı. 1974’teki Karanfil Devriminden sonra bakanlık görevlerinde de bulunan Cunhal (1913–2005), 13 Temmuzda hayata gözlerini yumdu. İki gün sonra Portekiz’in başkenti Lizbon’da gerçekleştirilen cenaze törenine yüz binler katıldı ve Cunhal ve eseri tekrar gündeme geldi.

Sendikalılık Oranları Düşmeye Devam Ediyor

Tüm bu olumsuz gelişmeler işçi sınıfını moral olarak olumsuz etkilemektedir. İşçi sınıfının politik bilinç ve örgütlülükten yoksun olduğu koşullarda, işçi sınıfının onca yoğun sömürüye rağmen üzerindeki ölü toprağını atamaması anlaşılabilir bir durumdur. Oysa tarih gericilik dönemlerinin ebediyen devam etmediğini sayısız örneklerle göstermiştir. Latin Amerika’daki yükseliş ve Avrupa’daki kıpırdanışlar da bunun kanıtıdır.

İngiliz Demokrasisi?

Londra'daki Bombalamaların Ardından

Geçtiğimiz Temmuz ayında Londra’da gerçekleşen bombalama eylemlerinden birkaç gün sonra, tek “suçu” Anglo-Sakson Beyaz Adama benzememek olan bir Brezilyalı emekçi, Charles de Menezes, İngiliz demokrasisinin yaptığı nokta atışı sonucu vahşice öldürüldü. “Yasaların verdiği yetkiye dayanarak” kafasına sıkılan yedi kurşun, burjuva demokrasisinin beşiği Londra’nın güneyini Menezes’in mezarı haline getirdi.

Sınavların cenderesindeki çocuklar

Ben bir dershane öğretmeniyim, çalıştığım kurum öğrencileri Anadolu Liseleri giriş sınavına (LGS) hazırlanıyor. Burada sizlerle, eğitime ilişkin gördüğüm sorunları paylaşmak istiyorum.

Sermayenin gözü asgari ücrette

Açlık sınırı 527 YTL, yoksulluk sınırı 1.601 YTL, Türkiye’deki asgari ücret ise 350 YTL! Evet, çoğunluğun aldığı ücret asgari ücret ve bu ücret de yoksulluk sınırının çok altında.

Can pazarında yaşam

The International Unites the Human Race

For such a long time the significant lyrics of the Internationale have reflected the revolutionary hope and enthusiasm of the working class in many countries. The International unites the human race! These words do not merely voice revolutionary enthusiasm rising up through the air, but also express an important truth. It is an indispensable condition that the working class must be successful in its struggle against capitalism in order for the humanity to achieve liberty, getting rid of the evil of exploitative and class societies. To advance this struggle and gain victory depends in turn on the level of internationalist consciousness and organization of the proletariat.

1 Eylül Yaklaşırken: Barış Hayalleri ve Solun Unuttukları

“Gerçek düşman kendi evinde” şiarıyla emperyalist savaşı işçi sınıfının iktidarı almak için yürüteceği bir iç savaşa çevirme politikasını izleyen Bolşevizmin yaklaşımı şu tespitten yola çıkıyordu: Hele emperyalizm çağında hiçbir siyasal kavram sınıfsal bir sıfat olmaksızın bir anlam ifade etmez. Vatan, devlet, demokrasi, özgürlük, şiddet, savaş ve barış. Peki ama hangi sınıfın?

Ekonomizmin Dayanılmaz Hafifliği

İşçi-emekçi yığınlar tam da örgütsüz ve bilinçsiz olduklarından, burjuva düzene ve burjuva partilerine umut bağlamışlardır. Bu tıkanıklığı aşabilmek, ancak sınıf hareketiyle kalıcı bağlar kurmak, devrimci siyaseti onun saflarına taşımak ve işçi sınıfının en ileri unsurlarını devrimci Marksizme kazanmakla mümkündür. Aksi takdirde, bugün için kafası burjuva ideolojisinin safsatalarıyla dolu, siyasi mücadelesi reformizmin sınırlarını aşmayan ve dar bir ekonomizme saplanmış durumdaki sınıf hareketini, devrim mücadelesine yönlendirmek mümkün olmayacaktır.

Açlıktan kırılanlar; onlar bizden ...

Kapitalizm savaş, açlık, yoksulluk ve sefalet demektir. 21. yüzyılda bilim ve teknolojideki tüm ilerlemelere rağmen dünya, yoksulluğun getirdiği sorunlarla savaşmaktadır. Elbette bu hayatta kalma savaşının baş aktörü işçi sınıfıdır; çünkü yoksulluğu yaşayan sınıf biziz, dünya burjuvazisinin ise bir eli yağda bir eli balda! Dünya kaynaklarını hesapsızca har vurup harman savuruyor burjuva sınıf. Kapitalizmin bütün katliamlarına dur demenin tek yolu var; sınıflı toplum düzenine son vermek!

İran’da Kürt Ayaklanması

Yüzyıllardır boyunduruk altında yaşayan Kürt halkının baskılara karşı mücadelesi sürüyor. Nitekim İran’da Temmuz ayında bir Kürt gencinin öldürülmesiyle gelişen olaylar büyük bir ayaklanmaya dönüştü. Kürt halkı baskı altında yaşamaya devam ettiği sürece bu özgürlük mücadelesinin alevi de sönmeyecek. Toprakları dört parçaya bölünmüş Kürdistan halkı, Türkiye, İran, Suriye ve Irak devletleri tarafından ezilmiş, baskı altına alınmış, yok sayılmış ve hatta yok edilmeye çalışılmıştır. Türkiye topraklarında çıkan ayaklanmalar hunharca bastırıldı ve on binlerce Kürt katledildi. Irak’ta Halepçe katliamında 5000 Kürt çoluk çocuk denmeden kimyasal silahlarla katledilmişti. Sağ kalanlarsa kimyasal silahlardan psikolojik ve fiziksel olarak ciddi şekilde etkilendi. Suriye’de 225 bin Kürdün vatandaşlık hakkı bile yok! Yani insan olarak bile kabul edilmiyorlar. Oy kullanma, mülk edinme hakları bulunmuyor.

Niçin Enternasyonal ve nasıl bir Enternasyonal?

Enternasyonal, dünya proleter devriminin uluslararası merkezi örgütlülüğüdür.

Sosyal Forumlar, "İmparatorluk" ve Barışarock

Emperyalist-kapitalizmin ta kendisi olan küreselleşmeye karşı gelişen hareketlerin çoğunun anti-kapitalist olmaya “ihtiyaç duymadığı” günümüzde, sosyal forumlar da aynı çizgiden ilerlemekte.

Küreselleşme /4

Elif Çağlı, Küreselleşme -Eşitsiz ve Bileşik Kapitalist Gelişme adlı 6 bölümlük çalışmasının dördüncü bölümünü sunuyoruz.

Kürt Sorunu Tartışması

Düzen cephesi hararetli biçimde “Kürt Sorunu”nu tartışıyor. Bir süre önce “aydınlar girişimi” ile başlayan tartışmanın tansiyonu Başbakanın Diyarbakır gezisi ile iyice yükseldi. Önce Ankara’da, ardından Diyarbakır’da konuşan Başbakan, sorunun adının “Kürt Sorunu” olarak konması gerektiğini, devletin geçmişte “hatalar” yaptığını, meselenin “demokratik cumhuriyet” içinde çözüleceğini söyledi. Başbakan, “terörle mücadelenin” kesintisiz süreceğini, “bölücülüğe” ve Türkiye’nin “birlik ve bütünlüğünün” bozulmasına izin verilmeyeceğini söylemeyi de ihmal etmemesine rağmen, düzenin statükocu güçleri hop oturup hop kalktılar. Kimisi, “Kürt sorunu yok terör sorunu var” diye parmak salladı, kimisi sorunun “sosyo-ekonomik geri kalmışlık” olduğunu vurguladı. Kimisi de “daha fazla demokrasi”ye gerek olmadığını, mevcut demokrasinin “yeterli” olduğunu söyledi.

Benzerliğe dikkat

Kürtler ve işçiler kaderleri açısından ne kadar da birbirine benziyor... İkisi de eziliyor... Devrimci mücadeleyi benimsemeyen, Marksizm ile bilinçlenmeyen işçi sınıfı ezilmeye, sömürülmeye mahkûmdur.

Savaşa hayır ... mı?

Geçenlerde bir defter geçti elime. Bir kompozisyon defteri. İki üç sene önce neler düşünmüş olduğumun merakıyla okumaya başladım sayfaları. Birçoğu resimle, renklerle ilgiliydi yine.

Ölüm bile adil olamaz

ölümün adil olabilmesi için yaşamın adil olması gerekir. Nazım Hikmet’in şiirinde söylediği gibi gerçekten ölüm bile adil değil. Suudi Arabistan’ın 23 yıllık kralı Fahd öldü.

6-7 Eylül Olayları: Azınlıkları Tasfiye Hareketi

1955’in 6 Eylülü. Başta İstanbul olmak üzere, İzmir ve Adalar’da Rumlara ve diğer gayrimüslimlere karşı büyük bir linç ve yağma hareketi gerçekleşti. İki gün boyunca devam eden olaylarda birçok gayrimüslim yaralanırken, yaşamını yitirenler oldu. Maddi hasar ise çok büyük boyutlardaydı.

12 Eylül Faşizminin Hesabı Sorulmalı

12 Eylül faşizminin hesabı mutlaka sorulmalı. 12 Eylül faşizminin simgesi haline gelmiş generaller birer birer sanık sandalyesine oturtulmalı. İşçi sınıfı ve devrimci hareket, gecikmiş hesabını faiziyle birlikte ödetmek üzere, geniş kitleleri seferber edecek bir mücadeleyi yükseltmeli.

Gün Ortasında Karanlık

Yabancılaşma ve Popüler Kültür

Kapitalizm insanlığı derin bir bunalıma sürüklemiş durumda. İnsanlığın üzerine koyu bir sis çökmüş bulunuyor; gün ortasında karanlık yaşıyoruz. İnsan soyu yarattığı bunca maddi ve kültürel birikime rağmen, kapitalizm tarafından neredeyse önünü göremeyecek bir hale getirilmiş bulunuyor. Geleceğin nesilleri bugünü incelediklerinde muazzam çelişkilerle yüklü bir toplum görecekler karşılarında. Bugünkü maddi ve kültürel olanaklar sayesinde her alanda bilimsel gelişmeleri izleyip, müdahale ederek daha da geliştirebilecek, entelektüel, ruhsal ve fiziksel gelişmenin ve yetkinleşmenin ileri aşamalarına geçebilecek insan soyu, üzerine çöken karabasandan dolayı kıpırdayamıyor.

Katrina Kasırgasının Gösterdikleri

ABD’deki Katrina Kasırgası bir kez daha kapitalizmin insan yaşamını ne denli hiçe saydığını gösterdi. Haftalar öncesinden her yönüyle öngörülmüş olan bir kasırga, tam sayı belli olmamakla birlikte, resmi ağızlardan yapılan açıklamalara göre muhtemelen binlerce insanın ölümüne yol açtı. Yüce Amerikan devleti, yoksullukları nedeniyle bölgeyi terk edememiş ve çoğunluğu siyah olan binlerce insanı ölüme terk ederek dolar cumhuriyetinin içyüzünü bir kez daha ortaya koydu.

Ceza Kanunları Değil Özgürlük Kanunları Yazacağız

Burjuvazi yaşanan son ekonomik krizden bu yana ekonomide, siyasette ve devlet aygıtında pek çok değişikliği gündeme getiren kanunlar, uygulamalar, mevzuatlar çıkarttı. Yılların statükocu-bürokratik devleti, büyük sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden organize ediliyor. Bu çerçevede İl Özel İdaresi Yasası, Kamu Personeli Yasası, İş Yasası, Sendikalar Yasası, DGM, CİK, CMUK vb. yasalar ve nihayet Anayasaya dek uzanan bir dizi yasa değişiklikleri yapıldı ya da yapılıyor. Bu zincir içinde yer alan bir yasa değişikliği de Haziran ayında gerçekleştirildi: Yeni Türk Ceza Kanunu!

Bereketin “Formula”sı

Formula 1 Dünya şampiyonasının üç günlük Türkiye ayağı 19, 20 ve 21 Ağustos tarihleri arasında İstanbul’da yapıldı.

Kapitalizm yıkılmadan doğanın ve insanlığın kurtuluşu mümkün değildir

Biz işçiler için yaşam oldukça zordur. Haftanın altı günü çalışmak zorundayız. Bir de bunun üzerine mesailer, kötü muamele, kötü çalışma koşulları eklenince, bizler için çalışmak iyiden iyiye çekilmez olur.

Barış İşçiler Savaşırsa Gelir

Irak'a demokrasi ve özgürlük getireceğim diye ezilenleri ve mazlum halkları katleden ABD, kana ve gözyaşına doymak bilmiyor.

Artan Yoksulluk ve Sefalet Kapitalizmin Gerçeğidir

Kapitalizmde işçi sınıfının artan bir sefalet yaşamadığı, tersine yaşam standartlarının yükseldiği ileri sürüldü. Artık “Marx’ın zamanındaki gibi” paçavralar içinde gezinen, fabrika köşelerinde ya da barakalarda yaşayan, günde 18 saat çalışan işçiler yoktu! Oysa Marksizm işçi sınıfının mutlak anlamda sürekli yoksullaşacağından hiçbir zaman söz etmemiştir. Hatta ekonomik gelişmeye bağlı olarak işçi sınıfının yaşam düzeyinin geçmiş dönemlere oranla bir ölçüde yükselmesi de pekâlâ mümkündür. Aslında revizyonistlerin ve burjuva iktisatçıların “yoksullaşma” olgusu bakımından en sahtekârca davrandıkları nokta yoksullaşmayı bireyin mutlak yoksullaşması olarak ele almalarıdır.

Patronlar bölüyor, biz birleşmeliyiz!

Kapitalizm biz işçileri sömürmekle kalmaz, bir de işçileri bölmek için elinden gelen her şeyi yapar.