Navigation

Ford, General Motors ve III. Reich: Kârlı Bir İşbirliği Örneği

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Atmış yıl kadar önce, Avrupa’da Hitler’in birliklerine karşı savaşan Amerikan askerleri Nazilerin Ford kamyonlar kullandığını fark ettiklerinde şaşkınlığa düşmüş olmalılar. Eğer kafalarını kaldırıp gökyüzüne bakmayı akıl etselerdi, havada General Motors’un (GM) Almanya’daki yatırımı Opel tarafından yapılmış Alman uçaklarını da görebilirlerdi. 1939 yılında GM ve Ford, Alman taşıt sektörünün yaklaşık %70’ine sahiplerdi. İki otomobil devinin Almanya “bayileri” faşist devlet için askeri mühimmat üretmekle meşgullerdi. Tarih araştırmaları, bu firmaların yöneticilerinin bazılarının Almanya’daki ve hatta işgal edilen Polonya ve Fransa’daki Ford ve GM tesislerinin askeri amaçlarla dönüştürülmesine bizzat katıldıklarını göstermektedir. Dahası da var.

Bir araştırmacı olan Bradford Snell, bütün İkinci Dünya Savaşı boyunca Nazilerin mali işlemlerini kolaylaştıran İsviçre ile GM’nin oynadığı rolü karşılaştırınca şu sonuca varıyor: “İsviçre yağmalanan şeyler için sadece bir kasa görevi görüyordu. Oysa GM Alman savaş sanayisinin tamamlayıcı bir parçasıydı. Almanlar Rusya ve Polonya’yı kasasız işgal edebilirlerdi ama tanksız asla.”

Ford ile Naziler arasındaki ilişki konusunda ise tarihçi Miriam Kleinman, “Ford’u düşününce insanın aklına beysbol ve donuts gelir, Hitler’in bürosunda asılı duran Henry Ford portresi değil” diyor. Gerçekte Henry Ford ile Alman diktatörü arasındaki ilişki, iktidarın 1933’te Nazilerce alınmasının öncesine dayanıyor. Sahibi olduğu gazetede yayınlattığı yığınla Yahudi düşmanı yazıyla, Bay Ford zaten seçkin antisemitistler arasındaki yerini çoktan almıştı. Öyle ki 1931’de Hitler Detroit News’e: “Henry Ford’u kendim için bir esin kaynağı olarak görüyorum” demişti. Görünüşe göre ilgisi karşılıksız değildi. Temmuz 1938’de Henry Ford Alman hükümetinin yabancılara verdiği en büyük madalyayı sevinçle kabul etti. Bir ay sonra GM’nin üst düzey yöneticilerinden James Mooney de Reich için gördüğü üstün hizmetler karşılığında aynı madalyayla ödüllendirildi. Ödülünü teslim alırken Mooney şunları söylemişti: “Hitler doğru yolda, onunla çelişebilecek hiçbir şey yapmayacağım.”

Savaşın sonunda, Amerikan ordusunda görev yapan Henry Schneider adlı bir araştırmacı, Ford’un Almanya ayağını “Nazizmin silah fabrikası” olarak tanımlıyordu. Schneider’e göre bütün düzenlemeler Amerika’daki şirket merkezinin onayıyla yapılmıştı. Naziler Ford’a ve GM’ye minnettardılar, çünkü silahlı kuvvetlerinin belkemiği olan motorize zırhlı birliklerin en önemli iki üreticisi Opel ve Ford-Alman’dı.

Sözü edilen iki Amerikan otomobil devi ile faşist devlet arasındaki çıkar ilişkisi kamyon ticaretiyle sınırlı kalmamıştı. Yine Schnieider’in iddiasına bakılırsa Ford Nazilere, ordularının hareket kabiliyeti için yaşamsal öneme sahip ve ulaşılması güç olan kauçuktan büyük miktarlarda sağlıyordu. Snell ise GM’yi Nazilere sentetik yakıt imalinde gerekli teknolojiyi sağlamakla suçluyor. Nazi komutanı Albert Speer’e göre Hitler bu yakıt olmadan Polonya’yı asla işgal edemezdi. Savaşın 1939’da patlak vermesi, 1920’lerden beri Alman pazarı için çılgınca rekabet eden ve kazanmak için her şeyi yapmaya hazır olan Ford ya da GM açısından sürpriz olmamalı.

Naziler, savaştan önceki altı yıl boyunca kendilerini faşizm düşmanı komünistler, sosyal-demokratlar ve tabii Yahudileri yok etmeye adamışlardı. Fitilin ise dışarıda ateşlenmesi gerekiyordu. Almanların 1939’da Polonya’ya saldırmaları sonucu Alman tankları Polonya atlılarıyla karşı karşıya geldiğinde de Ford ve GM’nin faşist devletle arası açılmadı. Çekoslovakya’nın işgalinden birkaç hafta sonra, GM’nin patronu Alfred P. Sloan, şirketinin Almanya’daki işlerinin gayet iyi gittiğinden bahsediyordu. GM’nin Avrupa bayileri sorumlusu James Mooney, Polonya’nın işgalinden iki hafta sonra Hitler’le yaptığı görüşmenin ardından, savaş malzemesi üretiminde bir yavaşlama olmayacağını açıkladı.

Araştırmacı yazar Charles Higham, Alman orduları tarafından işgal edilen Fransa’da Ford fabrikasının 1941’den sonra Nazi ordularına kamyon üretmeye devam ettiğini ve hatta General Rommel’i takviye etmek için Cezayir’de bir ek tesis kurduğunu aktarıyor. Nisan 1943 gibi geç bir tarihte Amerikan hazine bakanı Henry Morgenthau, Ford firmasının üretiminin her zaman “Ford’un çıkarlarını koruma iradesini açıkça gösteren” Almanya’nın yararına olmasını temenni ettiğini söylemekten çekinmiyordu. Kör olmayan herhangi bir çift göz, Nazilerin dünya halklarına hazırladığı geleceğin ne olduğunu görebilirdi: kesintisiz savaş, antisemitizm, ırkçılık, diktatörlük ve kültürün hor görülmesi. Oysa bu ne bay Ford’u ne de bay Sloan’ı, Nazi barbarlığında yeri doldurulmaz bir rol oynamaktan alıkoydu. Kapitalist sınıfın ne olduğu üzerine başka söze gerek yok.

Sloan ve Ford Nazilerle işbirliklerini on iki yıllık faşist boyunduruğun sekiz yılı boyunca hiç gocunmadan sürdürdüler (1933 –1941). En sefil ve aşağılık insanda dahi birazcık olsun bulunan ahlaki değerlerden tamamıyla yoksun olan patronlar ve onların maaşlı memurlarının soyu hâlâ kurumuş değil. Baba-oğul Bush’lar türlerinin günümüzdeki en güzide temsilcileridir. Hitler’in Amerikan egemen sınıfının geniş bir kesiminde uyandırdığı coşku, bugün hâlâ insanlığın iplerini elinde tutan sınıfın beraberinde sürüklediklerine, onların geleceklerine ve değerlerine bakışının ne kadar korkunç olduğunun açık bir ifadesidir.

Bir toplumun üretici güçleri, insanlığın ilerlemesi ve uygarlığın geliştirilmesi için kullanılmalı. İnsanlık kültürü, faşist propagandanın iki temel payandası olan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı üzerinde değil dayanışma ve kardeşlik üzerinde yükselmeli. “Köklü” Amerikan tekellerinin faşist devlete ticari ortak muamelesi yapmaları ve moral bağlılıkları, bu ağızlardan yapılan vatanseverlik çağrılarının ikiyüzlülüğünü ne kadar güzel teşhir ediyor. Sermayenin gözü bugün olduğu gibi o zaman da kârdan başkasını görmüyordu, nasıl kazanılırsa kazanılsın fark etmez.

Büyük sermaye ile dünya tarihinin en gerici güçlerinin bağlantıları, kapitalizmin işleyişinin içkin bir parçasıdır. Ford, GM ve onların temsil ettiği bütün “kana susamış sülükler sürüsü” kaderimize hükmetmeye devam ediyor. Sadece bu bile köklü bir değişimin kaçınılmaz olduğunun ispatı değil mi?

 

Fransızca yayınlanan La Riposte adlı derginin Temmuz 2003 sayısından çevrilmiştir.