Navigation

Spora Yansıyan Irkçılık

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Kürtlere yönelik ırkçılık Turkcell Süper Ligine de yansıdı. Siyasette, sanatta, sokakta Kürtlere yönelik tutuklamalar, yasaklamalar, baskıcı uygulamalar ve linç girişimleri hüküm sürerken, ırkçı saldırılar spor alanına da sıçramış bulunuyor. Siyasette belediye başkanlarından Kürt milletvekillerine, sanatta Ahmet Kaya’dan Rojin’e, sokakta Kürt inşaat işçilerinden mevsimlik tarım işçilerine kadar geniş bir alana yayılan ırkçı saldırılar, bir süredir sporda yeşil-kırmızılı Diyarbakırspor’a ve taraftarlarına yöneldi. Kürt halkının mücadelesini bölücülükle damgalamaya çalışan faşist çevreler, sıradan bir futbol karşılaşmasını bile Kürt düşmanlığının aracına dönüştürebiliyorlar. İsimlerdeki “w” harfi, afişlerdeki herhangi bir “siluet”, Kürt çocuğunun “ağzı açık” fotoğrafı veyahut bir “futbol takımı”… Saldırılar bahanede sınır tanımıyor.

Futbolu ikiyüzlü bir biçimde “barış, kardeşlik ve dostluk” oyunu olarak tanımlayanlar, gerçekte kendi politik çıkarlarından başka bir hesap yapmamaktadırlar. Diyarbakırspor yıllarca Kürt gençlerin tıpkı Türk gençler gibi, apolitik birer fanatik haline gelmesi için desteklenen takımlardan biriydi. Devlet Kürt gençlerinin siyasal mücadeleye atılmak yerine ünlü birer futbolcu olmaya heves etmelerini istiyordu. Fakat bu oyun bir türlü tutmadı ve burjuva devletin asimilasyon siyasetinin dikişleri bu noktada da patladı. Bu durum şovenistlerin tahammülsüzlüğünü iyice arttırdı. Diyarbakırspor’un Bursaspor ile oynadığı iki karşılaşma, faşist çevrelerin Kürtlere yönelik saldırılarına sahne oldu. 6 ay önce Bursa’da patlak veren olaylar, sıradan bir futbol maçının neden olduğu taraftar tepkisi olmanın çok ötesindeydi.

Futbol tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yıllar yılı kitleleri uyuşturmanın aracı oldu. 1980’de gerçekleştirilen faşist askeri darbe de, gençleri futbolun esiri haline getirecek uygulamalardan geri durmadı. Futbol milliyetçiliğin, şovenizmin ana üslerinden biri haline getirildi. 15 ilâ 60 bin kapasitelere sahip statlar her hafta gençlerin katıldığı bir tür miting alanına dönüştürülüyordu. Futbol, iktidarlar için çok amaçlı bir araç haline gelince, Bursa gibi birçok kentte de genç kuşakların ilgileri statlara çekildi. 1990’lı yıllardan itibaren, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir şey daha yürürlüğe sokuldu bu topraklarda. Her maç İstiklal Marşı’nın okunmasıyla oynanmaya başlanır oldu. Statların tansiyonu ise egemen çevrelerin siyasal gündemlerine göre ayarlanıyordu. Küfrederek rahatlama, yerini, Kürt ve Ermeni düşmanlığına, bu doğrultuda edilen küfürlere ve şovenizme bırakmıştı. Hrant Dink’in katledilmesinin ardından milliyetçi ve ırkçı çevreler yeterince tatmin olmamış olmalı ki, statlarda “kara kafalarına” beyaz bereler takarak “Hepimiz Türküz” naraları attılar. “Kerkük Türktür Türk Kalacak” pankartı da statların demirbaşı haline getirildi.

Abdullah Çatlı’yı, Oral Çelik’i, Mehmet Ağar’ı, Korkut Eken’i şeref tribünlerinde ağırlayan, Özel Harekâtçılar için turnuvalar düzenleyen futbol kulüpleri, yaşananlardan oldukça hoşnuttular. Çünkü futbol, insanca bir oyun, sportif bir faaliyet, paylaşıma dayalı bir eğlence olmaktan çıkarak, rekabetin, milyon dolarların, hırsın ve reklâmın büyük sektörlerinden biri olmuştu. Kulüp başkanları da kara para aklamaktan silah ticaretine kadar futbol dışında ne varsa yaparak “saygın” iş adamlığına terfi etmişlerdi. Diyarbakırspor futbolcularının sahada, Kürt taraftarların tribünlerde uğradığı taciz, küfür ve hakaretlerin arka planında böylesine yükselen bir şovenist ve faşist antrenman vardı.

29 Eylül 2009 tarihinde Bursa’da oynanan maçta Diyarbakırspor taraftarlarına yapılmadık saldırı bırakılmadı. Maç boyunca Diyarbakırspor’a yönelik “PKK dışarı” sloganları atıldı. Tribünlerde Diyarbakırspor taraftarlarına dönük sözlü hakaretlerin yanı sıra taşlı, sopalı, bıçaklı saldırılar da gerçekleştirildi. Yapılan saldırıların hazırlıklı olduğu besbelliydi. Statta alınan güvenlik önlemleri saldırganları özenle korumaya yönelikti. Maçtan sonra Futbol Federasyonu, Bursaspor takımına hiçbir cezai yaptırım uygulamadı. Böylece yapılan saldırılar meşrulaştırılmış oldu. Diyarbakırlı sporseverlerin beklediği centilmence bir özür dahi dilenmedi. Oysa yapılan açıkça Kürt düşmanlığıydı. Bursa’da çalışan ve ikamet eden Kürtler zaman zaman mahallelerinde ırkçı saldırılara maruz kalıyorlardı, şimdi bu saldırılar tribünlere taşınmıştı.

Ligin ikinci yarısında, 6 Mart günü iki kulüp yeniden karşılaştı. Diyarbakır’da gerçekleştirilen bu ikinci Diyarbakırspor-Bursaspor karşılaşmasında hemen herkes yaşanabilecek olayları tahmin ediyordu. Futbol Federasyonu olası tehlikeye rağmen gerilimi düşürecek hiçbir adım atmayarak maçı başlattı. Bursa’da yaşanan ırkçı saldırıya öfke duyan Diyarbakırspor taraftarlarının haklı tepkisi neticesinde maç beklenildiği gibi tatil edildi. Diyarbakırspor’un kaderi böylece Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun (PFDK) eline bırakılmış oldu. Fenerbahçe, Trabzonspor ve Konyaspor maçlarında yeterince yıpratılan Diyarbakırspor, Bursa maçının ardından yeniden idam sehpasına çıkartıldı. Tatil edilen maçta hükmen yenik sayıldı ve 3 maç tarafsız sahada ve seyircisiz oynama cezası aldı. Oysa Bursa’daki ilk maçta çok daha vahim şekilde yapılan saldırılara aynı duyarlılık gösterilmemişti.

Medya ve burjuva siyasetçiler bir kez daha hiç utanmadan yaşananlardan Kürtleri sorumlu tutmaya başladılar. Kürt siyasi çevreleri gündemde kalmak, kulübün küme düşmesini sağlayarak gençlerin futbol izlemek yerine taş ve molotof atmasını istemekle suçlandılar. Diğer yandan Türk ırkçısı holiganların tribünlerdeki saldırgan tutumları hiçbir zaman ciddi anlamda tartışma konusu edilmedi. Fakat top ayaktan bir kez çıkmış ve sular henüz durulmamıştı. Gergin atmosfer bir hafta sonra Diyarbakırspor ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında oynanacak karşılaşmaya da yansıdı. Karşılaşmanın 87. dakikasında Diyarbakırspor taraftarları tepkilerini sahaya girerek gösterdiler. PFDK bu fırsatı da kaçırmadı ve Diyarbakırspor’a kendi sahasında oynayacağı 3 maçı daha seyircisiz oynama cezası verdi. Maç 1-0 Diyarbakırspor aleyhine sonuçlandı. Böylece Diyarbakır Futbol Kulübü kalan maçlarının hiçbirini kendi seyircisi ile oynayamayacak hale getirildi. Diyarbakırspor’un PFDK’nın cezalarıyla küme düşmesi Kürt kitlelerini hiç şüphe yok ki öfkelendirecekti. Bunu göze alamayan Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, MHP, CHP ve Başbakan aniden yeşil-kırmızılı takımın savunucusu kesildiler! Diyarbakırspor’a yapılanların haksızlık olduğunu belirterek, kulübün mutlaka ligde kalmasını buyurdular. Böylece PFDK daha fazla ileriye gitmeye cesaret edemeyerek, ligin ortasında kulübe küme düşürecek cezai bir yaptırımda bulunamadı.

Diyarbakırspor’un ligde kalmasını isteyenler, Kürt vekillerin parlamentoda kalmasını istemiyorlar. DTP kapatılırken gıkları çıkmadı. Faşist çevreler her alanda Kürtlere yönelik ırkçı saldırılarda bulunurlarken AKP’nin cüce açılımlarının esen şoven-milliyetçi rüzgârı dindirmeye yetmediği, yetmeyeceği zaten açıktır.

Mahalle aralarında, halı sahalarda Kürt ve Türk gençlerin birlikte oynadıkları futbol, statlarda ırkçılığın körüklenmesinin aracı haline dönüşüyor. Bildik derin güçlerin hazırladığı atmosferde futbolu izlemeye gelen emekçiler, bir anda Kürt veya Ermeni düşmanı olma tuzağına düşebiliyorlar. Binlerce yıl öncesinin Roma arenalarında “öldür, öldür” nidalarıyla gladyatörlere nasıl seslenildiyse, şimdilerde de statlarda bir anda Kürt düşmanı kesilenler “Kürtler dışarı, Ermeniler dışarı” çığlıklarının esiri olabiliyorlar. “Fair play” yani oyunda rakibine saygı göstererek oynamak, centilmence davranmak ikiyüzlü bir yalandan ibaret. Futbolda geçerli olan kuralları egemen güçler belirliyor. Kürt sorununda belirleyici olan, şovenizm, inkâr ve imha politikaları oldukça, centilmenlik, halkların barış ve kardeşliği bu düzenin mecralarında ceza almaya ve küme düşmeye devam edecektir. Ancak örgütlenen, doğru siyasi fikirlerle tanışan futbolsever gençler, futbolda milliyetçi tuzaklara düşmeyeceklerdir. Sporda ve hayatın her alanında örgütlenen gençler 90. dakikaya gelindiğinde skora “Kahrolsun Irkçılık, Yaşasın Halkların Kardeşliği”ni hep beraber yazacaklardır.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no:61, Nisan 2010