Navigation

Devrimci Marksist Teorinin Yeniden Üretimi

Gericilik dönemlerinde kopan ideolojik halkalar yeniden Marksizme bağlanmalıdır

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
1.bölüm

Her büyük tarihsel ilerleme dönemlerinin açılmasını önceleyen, bu tarihsel yükselişe ön gelen bir karanlık tarihsel konaklama dönemi olagelmiştir. Tarihin materyalist ve de diyalektik kavranışı, çürüme ve bu çürümenin somut yaşamda ya da toplumsal ilişkilerdeki ifadesi olan gericilik dönemlerinin kendi içinde karşıtını taşıdığını, bu karşıtına rağmen var olduğunu, buna binaen sürekli bir iç dönüşüm yaşadığını ve büyük devrimci gelişmelerin bizzat bu karanlığın içinde mayalanarak çıktığını gözler önüne sermektedir.

İdeolojik mücadelenin önemi

Marksizmin kurucuları, içinde yaşadığımız çağı ve geçmiş toplumların gelişimini kavrayabilmemiz için bizlere bir yöntem öğrettiler: tarihin diyalektik-materyalist kavranışı. Marx ve Engels’in bu yöntemle bize öğrettikleri bir şey daha var: “her tarihi dönemde, var olan ekonomik üretim ve değişim biçimi ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan toplumsal örgütlenme, o dönemin siyasi ve düşünsel” dünyasını belirler. Marksizmin kurucularının sözlerini daha farklı ifade edersek: düşüncelerimizi belirleyen şey içinde yaşadığımız maddi dünyadır. Demek ki, sınıf mücadelesinin yükseldiği ve devrimci rüzgarların estiği bir dönemin düşünce dünyası ile bir yenilgi sonrası dönemin düşünce dünyası ve toplumsal-bireysel psikolojisi hiçbir zaman aynı değildir. Sınıf hareketinin alabildiğine dibe vurduğu siyasi gericilik dönemlerinde, ortalama düşünce kalıplarını yırtarak onun dışına çıkan ve yüksek bir bilinç düzeyiyle kendini burjuva ideolojisinden kopartarak var eden yalnızca komünist çekirdeklerdir. Böylesi dönemlerde, politik mevziler kaybedilmiş olsa bile komünist fikirlerin sahiplenilmesi, yani ideolojik mevzilerde direnmek ve gelişen tarihsel olayların açıklığa kavuşturulması için gösterilen teorik çaba, karanlığın ortasında kalmış bir ışık demetidir; ama bu çaba geleceğin büyük ateşini yakacak olan közdür aynı zamanda.

Her büyük tarihsel ilerleme bir karanlık dönemin içinden çıkıp gelmiştir. Toplumsal gelişme, tarihin hiçbir döneminde düz bir çizgi izlemez. Toplumsal yıkımlarla o güne kadarki tüm tarihsel birikim bir çırpıda yok olmuş ve her şeyin üzerine bir ölü toprağı serpilmiş gibi gözükse de, derinlerde işleyen bambaşka süreçler söz konusudur. Binlerce yıllık birikimler çoğunlukla yok olmayıp sadece eskiye göre daha ileri ve daha yetkin bir toplumsal gelişmenin dinamiklerini döşerler. İnsanlık er geç kendi yolunu bularak ilerler. Dünya üzerinde daha özgür ve daha mutlu yaşam olanaklarının kavgası verilirken, bu tarihsel gelişmeyi önceleyen düşünceler köhne düzen sahiplerinin gazabına uğramışlardır.

Karanlığın bağrında doğan ve zorlu bir teorik-ideolojik mücadeleyi gerektiren böylesi dönemlerde tarihsel gelişme, geçmişle gelecek arasında bağın kurulması ve tüm insanlık birikiminin şimdiki zamana aktarılması demektir. O güne kadarki insanlık birikiminin yoğunlaştığı düşünceleri geleceğe aktarmak, kopan halkaları yeniden bağlamak zorlu ve zahmetli bir iştir. Fakat bu mücadele verilmediği takdirde geçmişle gelecek arasındaki kopukluk devam edecek ve insanlığın o güne kadar elde ettikleri yitip gidecektir; bu ise her şeye yeniden başlamak demektir.

Geçmiş şimdiki zamana ışık tutar. Şimdiki zamandan geçmişe ve gelecekteki olasılıklara bakarak dersler çıkartmalı ve hatalarımızdan öğrenmeliyiz. Yenilgilerle dağılmış ve yıkıntının altında kalmış ne varsa ancak “sakin” dönemlerde yeniden toplanıp bir araya getirilebilir ve bir bütünlüğe kavuşturulabilir. Ancak bu hiç bir şekilde geçmişten günümüze kalmış olan şeylerin vasat bir toplamı değildir. Bu, aslolanın ve üstü örtülenin üzerini kazımak ve onun taşıdığı devrimci özü açığa çıkartarak, baş aşağı çevrilmiş olan fikirleri yeniden ayakları üzerine dikmektir.

Karşı karşıya gelen ordulardan muzaffer olanın değil, fakat mağlup olanın saflarında çözülmeler olur. Yenilgi ile gelen özgüven kaybı ve psikolojik çöküntü saflarda çözülme ve dağılmaya neden olur. Muzaffer orduların saflarında da ölümler ve kayıplar vardır; ama yengi onların gözlerini kapatmıştır. Yenilenler ise derin bir hayal kırıklığı yaşar. Demek ki gelecekte muzaffer olabilmek için sorgulamadan kaçamayız. Tersine, asıl olarak bunu yapmalıyız. Çünkü dağılmanın ve çöküntünün altında kalmış olanlar eğer yaşananların sebeplerini araştırıp sonuçlarını göğüsleyecek düzeyde değillerse, saflar gelecekte bir kez daha yenilmeye yazgılı demektir. Ama her yenilgi yeni derslerin çıkartılması ve orduların bu yenilgilerden öğrenerek, bir kez daha baştan örgütlenmesini de mümkün kılar. İşte o zaman yenilgi, gelecekteki savaşları kazanacak orduların inşasına giden yolda derslerle dolu bir aşama olacaktır. Sınıf savaşının taraflarından biri olan proletarya ve onun bilinçli öncüsü komünistler de her tarihsel olaydan, yenilgilerden ders çıkartmak ve bunu sınıf hareketine aktarmak zorundadırlar.

1990’larda SSCB’nin çökmesi ve resmi komünizmin maddi zemininin ortadan kalkmasıyla birlikte, bir anlamıyla Marksist geleneğe bağlanmanın da önü açıldı. Fakat resmi komünizm, Marksizm olarak algılandığından gerçekleşen yenilgi ağır olmuş ve ideolojik depremin yarattığı kafa karışıklığı en üst düzeye çıkmıştır. Bu dönemi ideolojik fetret dönemi olarak adlandırmak sanırız içinden geçtiğimiz dönemi özetleyecektir. Yenilgi ve başlayan karanlık yıllar, Marksist önderlere ağır yükümlülükler yüklemiş, koskoca bir tarihsel dönemin sorgulanması onların omuzlarına yıkılmıştır. Bu sorgulama ve yenilginin muhasebesini çıkartma derdinde olmayanlar, böyle bir sorumluluk taşımayanlar kendi köşelerine çekilerek liberal gevezeliğe başlamışlar ve burjuvazi de onları önlerine kırıntılar atarak ödüllendirmiştir. Kimileri ise yenilginin nedenini sorgulamak yerine, düşünmemeyi ve olanları olduğu gibi kabul ederek eski anlayışı sürdürerek kaderciliğe boyun eğmiş, kendilerini baştan yenilgiye mahkûm etmişlerdir.

Engels’in 1848 yenilgisine ilişkin söylediği üzere: “Ama gene bu gericiliğin kendisi, proletarya özlemlerinin olgunlaşmaktan geri kalmayacağı koşulları yaratmak zorundaydı.” Her gericilik dönemi kendi karşıtını içinde taşıyarak var olur ve giderek bu karşıtını olgunlaştırarak kendi mezarını kazar. Teorinin yeniden üretimi ise bu dönemde zahmetli ve sebat isteyen bir iştir. Bu zorlu sürece bu topraklardan katılan ve Marksizmin kurucularının izinden giden komünistler, Marksist düşüncenin yeniden üretimini gerçekleştirmişler ve aradaki boşlukların teorik çözümlemesini yaparak kopan halkaları birbirine bağlamışlardır.

Tufandan önce

Toplumun devrimci dönüşümünü hedefleyen komünist fikirler, ancak bu toplumsal dönüşümü gerçekleştirecek sosyal bir öznenin varlığında hayat bulabilir. Bu özne proletaryadan başkası değildir. Buna karşın işçi hareketinin ilk gençlik yılları çoğu kez yenilgilerle doludur. İşçi sınıfının yenilgisinden öğrenmeyi Marksizmin kurucuları bir nebze olsun elden bırakmamışlardır. Sınıf hareketi yenilip toplumun üzerine koyu bir karanlık çöktüğünde devrimci teorinin yeniden üretimi hiç durmadan devam etmiş, Marx ve Engels yenilgilerden dersler çıkarmışlardır. Böyle olduğu içindir ki, toplumun sosyalist dönüşümünü amaç edinen komünist fikirler, bir bütünlüğe, iç tutarlılığa ve sağlam bir düşünce sistematiğine kavuşmuştur. Tarihin materyalist anlayışı her zaman bu yolda kılavuzumuz olmuştur.

Gericilik dönemlerinde tutulması gereken ana halka ideolojik mücadele, teorik yeniden üretim ve genç kadroların bu temelde eğitilip örgütlendirilmesidir. Bu karanlık yıllarda akıntıya karşı yüzmek gerekir; bu mücadele verilmeden ne geleceğin enternasyonalist proleter hareketi yaratılabilir ne de onun düşünsel temelleri sağlamlaştırılabilir. Marksizmin kurucuları birçok devrim gördüler; tarihin bu altüst oluş dönemlerinde yaşadılar; içinde yer aldıkları ve hatta barikatlarında çarpıştıkları devrimler yenildi. Marx ve Engels bu yenilgi ve gericilik yıllarında bir taraftan komünist kadrolardan kopmamaya çalıştılar, öte yandan da gelişen olayları sorgulayıp doğru sonuçlar çıkartmaya giriştiler. Uluslararası proleter tarihin bu erken döneminde onların üzerlerine düşen görev son derece büyüktü. Bir tarafta tüm dünyaya yayılma eğiliminde olan kapitalist ilişkiler, gelişen işçi sınıfı, burjuva devrimler ve karşı-devrimler söz konusuyken; diğer yanda burjuvaziye karşı tarihsel bir hareket içine giren proletaryanın ihtiyaç duyduğu düşünsel çerçevenin oluşturulması, ortaya çıkan sorunlara yanıt bulunması gerekiyordu. Tüm bu gelişmelere cevap verilmesi zahmetli ve sabır isteyen bir işti. Marx ve Engels hiçbir zaman bu zahmetli görevden kaçmadı; onlar üzerlerine düşen tarihsel görevi meşakkatle yerine getirdiler.

1848 Devrimleri yenildiğinde onların önlerinde devasa sorunlar duruyordu ve yaptıkları ilk iş yenilginin nedenlerini ortaya koyma çabasıydı. Devrimin yenilmesi ve karanlık yılların başlamasıyla Marx, Fransa’dan sürgüne gittiği İngiltere’de yoğun bir teorik üretime girerek bilimsel sosyalizmi yetkinliğe kavuşturacaktı. Engels, Marx’ın Fransa’da Sınıf Savaşımları’na yazdığı önsözde “tarih bizi ve benzer düşüncede olanların hepsini haksız çıkardı” diyecek ve kıta Avrupa’sında sosyalist devrimin koşullarının henüz olgunlaşmadığına işaret edecekti. Bir başka önemli teorik sonuç ise burjuvazinin Avrupa’da devrimci niteliğini yitirerek gericileşmesiydi.

Avrupa’da Alman Devriminin de yenilmesiyle koyu bir karanlık dönem başlamış ve katliamlardan geçirilen işçi sınıfı derin bir suskunluğa gömülmüştür. Bu yıllarda Marx, doğrudan doğruya burjuva devletin yapısını çözümlemeye ve kapitalizmin işleyiş yasalarını açığa çıkarmaya girişir. Çünkü kapitalizmin işleyiş yasaları anlaşılmadan geleceğin toplumunun önünü açacak toplumsal bir devrimin teorik zemini oluşturulamazdı.

1871 Paris Komününe kadar geçen süre, bu karanlık yıllar, Marksizmin kurucuları için çetin yıllardır. Acılar içinde geçen, gerçek bir politik yükselişin yaşanmadığı ve burjuvazinin siyasi baskısını artırdığı bu yılarda kapitalizmin Marksist eleştirisinin temel taşları döşenmiştir. Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Grundrisse ve Kapital bu dönemin ürünü olan çalışmalardır.

Daha Komünist Manifesto’da ortaya konan komünist görüşler Kapital ile birlikte kesin bir bütünlüğe kavuştu. Marx’ın Kapital’i başlıklı bir makale yazan Engels, giriş cümlelerinde bu çalışmanın derin anlamını ortaya koyuyordu: “Yeryüzünde kapitalistler ve işçiler bulunduğundan beri, işçiler için bu kitap kadar önemli bir kitap çıkmadı.”[1] Gerçekten de, Marx’ın dışında, o güne kadarki tüm düşünürler arasında, kapitalist üretim ilişkilerini çözümleyecek ve tarihsel gelişimini ortaya koyacak biri çıkmamıştır. Dünyayı sadece yorumlamanın yetmeyeceğini onu değiştirmek gerektiğini söyleyen Marx, kapitalist düzenin işleyiş yasalarını gözler önüne sermekle, onu değiştirecek olan toplumsal sınıfın, proletaryanın eline devrimci bir kılavuz vermiş oluyordu. İşçi sınıfının devrimci eylemini yaslayacağı bir bilimsel temel böylelikle oluşmuş oluyordu.

Bizler bugün, kapitalist sistemin ürettiği krizlerin nedenini, savaşların neden çıktığını ve insanlığın kurtuluşu ve selameti açısından kapitalist üretim ilişkilerinin neden bir devrimi zorunlu kıldığını biliyoruz. Marx eğer Kapital’i yazmasaydı komünist düşünceler hiçbir zaman bu kadar güçlü olmayacaktı.

Enternasyonalist komünist görüşler uğruna ideolojik bir mücadele her zaman gereklidir, ama özellikle gericilik dönemlerinde teorik-ideolojik mücadele daha da bir önem kazanır. 1848 devrimlerinin yenilgisinin doğurduğu karanlık ilkin ideolojik-teorik mücadeleyle yırtılmıştır. Bu hiçbir şekilde zahmetsiz bir iş değildir, tersine çok yorucu bir çabadır. 1859’un başında yayınlanan Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın hazırlık çalışmaları sırasında, bir mektubunda şunları söylüyordu Marx: “iktisadi incelemelerimin tahlilini tamamlamak için, tufan kopmadan, hiç değilse genel çizgilerini aydınlığa kavuşturmak amacıyla, her gece, sabahlara kadar deliler gibi çalışıyorum.”[2] Burada kastedilen tufan, gelecekteki devrimci yükselmedir ve devrim kapıyı çalmadan önce burjuva sistemin genel çizgilerini ortaya koymak, devrimci mücadelede proletaryanın eline bir kılavuz vermek gereklidir. Bunun için gece gündüz çalışmaktan geri durmayan Marx, hasta olmasına rağmen bunu yapar ve onu bu yoğun çalışmaya sevk eden şey devrimci ideallerine sonuna kadar bağlı olmasıdır. Yazdıklarının anlaşılır olmasına özellikle önem verir ve bu uğurda gösterdiği çalışma disiplinini partisine olan bağlılığıyla açıklar: “Bu yapıt, ilk kez olarak, toplumsal ilişkilerin yeni bir görüş tarzını bilimsel olarak sunmaktadır. Onun için yapıtın, hasta bir karaciğere özgü olan asık suratlı ve kasılmış bir yazış tarzı ile çirkinleşmesine engel olmam, benim için bir parti görevidir.”[3]

Hastalıklar ve parasızlık, politik gericilikle birleşince hayatı dayanılmaz olur Marx’ın . Ama Marx ve onun eşsiz yoldaşı Engels tüm bunların üstesinden gelmişlerdir. 1864’de I. Enternasyonal kurulduğunda, tüm Avrupa’da işçi sınıfı ölü toprağını üzerinden atmak üzeredir. Akabinde ise Paris Komünü gelir. Marksizm hızla bir bütünselliğe ulaşır, Marksist komünistlerin kendine olan güveni artar. Marx ve Engels, bir taraftan proleter hareketi örgütlemeye çalıştılar öte taraftan da hem gericilik yıllarında hem de sınıf mücadelesinin yükseldiği dönemlerde karşı karşıya kaldıkları sorunlara cevap aradılar, teorik bir mücadele yürüttüler. Komünizme saldıranlara karşı yoğun bir ideolojik mücadele içine girmekten çekinmediler. Anarşistlere karşı girişilen sert eleştiri, Gotha Programının eleştirisi vesilesiyle ortaya konan geleceğe ilişkin görüşler, Lassalle’a yöneltilen eleştiriler, ütopik ve idealist anlayışlara karşı Anti-Dühring’de yürütülen amansız teorik mücadele, gerek I. Enternasyonal gerekse II. Enternasyonal içinde yürütülen mücadele … bugün Marksizmi bilimsel bir dünya görüşü yapan bu kapsamlı teorik ve ideolojik çabadır.

Marksizmin kurucularının pratikte sergiledikleri üzere, ideolojik mücadele ertelenemez. İşçi sınıfı hareketi, kapitalizmin bilimsel-devrimci eleştirisi ve komünizmin bilimsel temeli olarak Marksizmin, her türlü küçük-burjuva ve burjuva saldırı ve sızmaya karşı savunulup geliştirilmesine dönük güçlü bir ideolojik-teorik mücadele yürütülmeksizin başarıya ulaşamaz.

Geleceğin büyük ateşini yakacak küçük alazlar

Sınıf mücadelesi tarihinin bize gösterdiği üzere, büyük devrimci dönemler yeni araçları olduğu kadar, o güne kadar karşı karşıya kalmadığımız durumları, cevaplanması gereken yeni sorunları beraberinde getirir. Devrim döneminde çözülmesi gereken pratik sorunlar, her şeyden önemlisi devrimin muktedir olması yönündeki savaşım, yaşanan sürecin teorik bir açıklamasından öte güncel ve acil sorunların çözülmesi göreviyle yüz yüze bırakır devrimci partiyi. Devrimci buhranlar, burjuvazi ile proletarya arasındaki ölüm-kalım savaşımın ilânihaye sürmeyeceği, krizin ya proletaryanın iktidarı doğrultusunda çözüleceği veya burjuva karşı-devrimin üstün geleceği momentlerdir.

Toplumsal yaşamın çok hızlı aktığı ve tüm sınıfların politikanın içine çekildiği bu tarihi uğraklarda, devrimci hareket bizzat devrimin ortaya çıkardığı olanakları kullanmaya çalışırken, bir taraftan da ortaya çıkan sorunlara cevap bulmak zorundadır. Örneğin, 1900’lerin başlarında Rus Devriminin sorunları tartışılırken, 1905 devriminin patlak vermesi hiç de hesapta olmayan yeni sorunları gündeme getirmişti. Sovyet olgusunun ortaya çıkması çözümlenmesi gereken yeni bir sorundu. Bununla birlikte devrimin seyri, ortaya çıkan yeni olguların değerlendirmesini geciktirdi. 1906’da şunları yazıyordu Lenin: “Devrimci Sosyal Demokrasi her şeyden önce, amansızca ve kesinlikle mücadelenin yoluna girmelidir. Karmaşık ve çok daha zor olan mücadele metotlarını daha sonra gözden geçirmelidir.”[4] Ne zamanki 1905 Devrimi yenildi, sınıf hareketi gericiliğin ağır darbeleri altında geriye çekildi, işte ancak o zaman, devrimin gelişimi ve yarattığı etkiler, ortaya serdiği yeni sorunlar ve olguların değerlendirilmesi bir sorgulamaya tabii tutulabildi. Yaşanmış olanın ne olduğuna dönük düşünsel çabalar, ortaya çıkan olguların tarihsel ve nesnel zeminlerine oturtulması, devrimci saflardaki kafa karışıklığına ve saflardaki çözülmeye son verebildiği ölçüde yenilgi döneminden büyük kazanımlarla çıkmak mümkün olabilir. Bu yapılabildiği ölçüde yenilgi, Marksizmin teorik bir zaferiyle tersine çevrilecektir.

Rus Devriminin bu birinci perdesi geride kaldığında, gelecekte devrimin karakteri, proleter iktidarın biçim ve nitelikleri Troçki’nin bilincinde teorik bir ifadeye kavuşmuştu. 1905 devrimi esasında bir eğilim olarak, gelecekteki devrimlere ayna tutuyordu. Ancak 1905 devriminde hayat bulan ve Troçki’nin doğru şekilde kavradığı eğilim 1917 devrimiyle doğrulandığında bile tartışmalar devam ediyordu ve eski fikirler Lenin dışında, Bolşeviklerin bilincinde hâlâ egemendi.

1905 Devrimi yenildikten sonra, Bolşevik ve Menşeviklerin kitlelerle bağları koptu ve yalıtıldılar. Devrimin yenilgisi kendini düşünce dünyasında da gösterdi. Yenilginin ağır atmosferinde, karamsarlık ve bireysellik, illegal örgüt düşmanlığı ve tasfiyecilik kapladı ortalığı. Umutsuzluk saflarda dağılmaları da beraberinde getirdi. Bununla birlikte illegal partiyi tasfiye girişimi hızlanmıştı. Krupskaya o dönemi şöyle anlatıyor: “O yıllar, Sosyal Demokratlar arasında en büyük fikir karışıklarının olduğu yıllardı. Marksizmin en belirgin esaslarını yeniden gözden geçirmek için girişimlerde bulunuluyor ve Marksizmin bütün olarak dayandığı maddeci kuramı sarsmak için felsefi çabalar harcanıyordu. O günler karanlık günlerdi.”[5] Gericilik döneminin ağır baskısı altında, burjuva ideolojisinin baskın karakteri, saflarda dağınık duranları her zaman fethetmiştir. İşte bu fethedilenler, bu yenilenler güruhu, karamsarlar korosu, olaylardan doğru dersler çıkartacak yerde, yeni sorunlara cevap arayacak yerde, Marksizmi revize etmeye girişirler. Onlar için söz konusu olan şey, yaşanmış deneyimleri Marksizmin ışığında yeniden ele almak değil, bizzat Marksizmin kendisini ele almaktır. Vardıkları yer ise, bugüne kadar hep burjuva düzenin kulvarları oldu.

Oysa yapılması gereken bellidir. Yaşanmış deneyimi Marksizmin ışığında değerlendirmek ve karanlığın ortasında bir fener yakmaktır. Böylelikle saflarda, en azından kadrolar düzeyinde bir dağılma değil bir yeniden toparlanma söz konusu olur. Geleceği görmemiz için, geçmişi aydınlatmamız gerekliliği işte bu yüzdendir. Eğer geçmişle gelecek arasında ideolojik halka koparsa, gelecek, proleter hareket için tam bir felakettir. Yukarıda da vurguladığımız üzere gericilik dönemleri komünist hareketi burjuva ideolojisinin muazzam basıncına maruz bırakır. Birçok etmenin de işin içine girmesiyle birlikte kimileri burjuva ideolojine yaslanarak Marksizmi “aşmaya” ve giderek onu tahrif etmeye başlar. Nitekim 1905 devriminin yenilgisi sonrasında da böyle oldu. Bir tarafta Marksizmi revize etme çabası içinde olanlar, öte tarafta ise tarihsel deneyimi Marksizmin ışığında değerlendirip ideolojik mevzilerde direnenler. Troçki, Çarlığın hapishanelerinde, Lenin ise sürgünde revizyonistlere karşı yoğun bir ideolojik mücadele başlattı. Yaşanan deneyimi anlama çabaları, bu dönemde ortaya konan eserler, Marksist teorik üretime önemli katkıları içermektedir.

Tarihin bir cilvesi olsa gerek, gericilik dönemlerinin yarattığı ağır basınca dayanamayanlar ve Marksizmi güya aşmaya çalışanlar, bu nafile çabalarına felsefi bir arka plan oluşturmaya çalışmaktan hiç yılmadılar. Daha sonra da göreceğimiz üzere bu felsefi gericiliğin başını çekenler, her daim, Marx öncesine giderek, burjuvazinin gelişme döneminin filozoflarına bağlanarak Marx’ı onlar üzerinden “anlamaya”, “tamamlamaya” ve “aşmaya” çalışmışlardır. 1908’de Rus devrimcileri arasında başlayan tartışmanın başını Bogdanov çekmekteydi. Bogdanov ve şürekasının çalışmalarının isimlerini vermek gerekli ve yeterli olacak: Marksist Felsefe Üzerine Denemeler, Materyalizm ve Eleştirel Gerçekçilik, Marksizmin Felsefe Yapıları, Ampiryomonizm vb.

Bu tartışmalara Materyalizm ve Ampiryokritisizm kitabıyla yanıt veren Lenin, Marx’ın diyalektik materyalizminin ışığında, idealist felsefelerin sefaletini ortaya serdi. Lenin’in çalışması her ne kadar bir felsefe tartışmasıysa da, özünde yürütülen ideolojik bir mücadeledir. 1909’da yazdığı bir mektupta kitabın siyasal önemine vurgu yapar: “Bu kitabın mümkün olduğu kadar tez piyasaya çıkması benim için öldüresiye önemli; sadece edebi bakımdan değil, fakat siyasal nedenlerden ötürü de çok önemlidir.”[6] Lenin, Rus devriminin yenilgisi koşullarında gericilik hortlağının pençesine düşmüş bu devrimcileri işçi sınıfı içinden eleştirir. Marksist görüşlerin bir tekrarlanması pahasına Lenin, tüm eski filozofların –Kant, Hegel, Berkeley, Mach– idealist görüşlerini ve bununla birlikte yeni “filozofları” çürütür.

Burada vurgulanması gereken, örgüt sorununa haklı olarak birincil önem atfeden Lenin’in, örgütün tasfiyecilikle yüz yüze kaldığı böylesi bir dönemde, konuyla ilgisiz gözüken felsefi bir tartışmaya atfettiği önemdir. Tüm bir yıl boyunca Lenin felsefe çalışmaları yapmıştır. Bunun tek bir nedeni vardır: Lenin diyalektik ve tarihsel materyalizm anlayışına yönelik saldırıların bertaraf edilmemesi durumunda Marksizmden geriye bir şey kalmayacağının bilincindedir. Felsefi plandaki çarpıtmalar daha sonra kapitalizmin devrimci eleştirisi alanına sıçrar, Marx’ı felsefe planında “düzeltenler” Kapital konusunda da onu “düzeltmekten” geri durmazlar ve daha sonra sıra devrimci politikaya gelir. Böylesine kapsamlı bir saldırıya karşı tek yapılabilecek şey vardır: ideolojik mücadele. Krupskaya bu dönemdeki mücadelenin önemine değiniyor: “Geriye dönüp o yıllara baktığımız zaman, mücadelenin ne için yapıldığı şimdi daha parlak bir şekilde açığa çıkıyor. Bugün, geçirilen deneyler Lenin’in izlediği yolun doğruluğunu o kadar açık biçimde ortaya koyuyor ki, verilen mücadele, çoğu kimse tarafından daha az önemseniyor. Oysa bu mücadele yapılmasaydı, yükselen devrimci eğilimler sırasında Parti, kendi amaçlarını geliştirme olanağı bulamayacak ve zafere doğru ilerlemesi tehlikeye girecekti.”[7] Lenin’in de bize gösterdiği üzere mücadele çoğu zaman ideolojik mevzilerin korunması üzerine verilmektedir. Büyük bedeller uğruna bunu yapmak zorundayız. Lenin’in şu cümlelerinin altını çizmek gerekiyor: “İnsanoğlunun akıl gücü gecenin karanlığında küçük bir alaz belki de, fakat küçük alazcığın mistiklerin ve metafizikçilerin elinde sönüp gitmesine izin verecek değilim…”[8]

Karanlığın üzerine giden ve bu küçücük alazı hiç elinden düşürmeyenlerden biri de Troçki idi. Yaşanmış deneyimleri tahlil ederek 1905 Devriminden son derece doğru dersler çıkarttı. Çarlık zindanlarında gece gündüz demeden çalışan Troçki, devrimin ortaya çıkardığı yeni olanakları ve olasılıkları gelecekteki devrimlere uygulayabilmek için devrimin sonuçlarını teorik olarak ortaya koydu. Devrimin yenildiği ve hareketin geriye çekildiği o günlerde Troçki, Sonuçlar ve Olasılıklar adlı broşürüyle gelecekteki devrimi tasvir etmeye girişmekle kalmıyor, Marksizmin proletaryaya olan güvenini, ondan yüz çevirmek için kıvırıp duran döneklere inat sağlam bir şekilde yeniden ortaya koyuyordu. Troçki’ye göre bu yıllar devrimin teorik hazırlığının yapıldığı yıllar olmuştur. Kaldığı cezaevi günlerini ise: “Orası benim için iyi bir okul olmuştur” şeklinde değerlendirir. Broşürün hemen girişinde şöyle yazmaktadır: “Marksistlerin karşısında şimdi başka türden bir görev var: gelişmekte olan devrimin iç işleyişinin analizi yoluyla, devrimin önündeki ‘olanakları’ ortaya çıkartmak.”[9] Daha sonra ise 1905 adlı çalışmasıyla bizzat devrimin kendisini anlatacak ve Sovyet olgusunun teorik açıklamasını yapacaktı.

Sonuçlar ve Olasılıklar broşürünün sonunu gelecekteki devrimin başarası ve tecrit olmaması için nelerin yapılmasına ayıran Troçki, derin bir ön kavrayışla sözlerini şöyle bitirir: “Kendi kaynakları ile baş başa bırakıldığında Rus işçi sınıfı, köylülük kendisine sırtını döndüğü anda, karşı-devrim tarafından kaçınılmaz olarak ezilecektir. Politik yönteminin kaderini, dolayısıyla Rus devrimin tüm kaderini, Avrupa’daki sosyalist devrimin kaderine bağlamaktan başka bir seçeneği olmayacaktır. Bütün ülkelerin işçileri birleşin!”[10] Böylelikle geleceğin büyük ateşini yakacak alazlar, aynı zamanda karanlığın derinliklerinde çıkış yolunu gösteren fenere dönüşüyordu.



[1] Marx-Engels, Seçme Eserler, c.2, Sol Yay., Temmuz 1977, s.174

[2] Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Sol Yay., Eylül 1974, s.13

[3] Marx, age, s.292

[4] Aktaran Bertram Wolfe, Devrimi Yapan Üç Adam, Kuzey Yay., Eylül 1985, c.2, s.30

[5] N. Krupskaya, Lenin’den Anılar, Bibliotek Yay., Şubat 1990, c.2, s.5

[6] Aktaran Bertram Wolfe, age, s. 216

[7] N. Krupskaya, age, s. 7

[8] Aktaran Bertram Wolfe, age, s. 219

[9] Troçki, Sonuçlar ve Olasılıklar, Kardelen Yay., Mart 1990, s.17

[10] Troçki, age, s.103