Navigation

Bir NATO Toplantısının Götürdükleri


İstanbul’da 28-29 Haziranda başlayacak olan NATO toplantısı için olağanüstü bir hava estiriliyor. Burjuvazi toplantının kendisi açısından güvenli geçmesi için her türlü önlemi alıyor. Kitleler üzerinde adeta terör estiriliyor; korkutma ve sindirme harekâtı günler öncesinden başladı. Polis zirvenin yapılacağı alanı çevreleyerek her yerde devletin baskıcı yüzünü gösteriyor; keyfince operasyonlar yapıyor. AB yolunda demokrasi nutukları atan burjuva hükümet ve onun sözcüsü medya baronları, utanmadan ikiyüzlü bir tutum sergiliyorlar. Bir taraftan demokrasiden bahsedip, öte taraftan devlet terörü uygulamaktan ve savunmaktan, gözlerini bu şiddete kapatmaktan geri durmuyorlar. İşte size burjuva demokrasisi!

Toplantının yapılacağı Lütfi Kırdar Kongre Merkezi 15 kilometre çevrelenerek giriş çıkışlar kontrol altına alınmış bulunuyor. Neredeyse 15 milyonluk İstanbullu zirve için esir tutulacak. Toplantı için en başta Taksim sokakları yeniden düzenleniyor. Taksim’de oturan onbinlerce insanın dosyası gözden geçiriliyor; soruşturmalar yapılıyor. Toplantı güvenliğine zarar verecek kimse var mı bahanesiyle bir kitlesel fişleme söz konusu. Bu bölgede oturanlara özel kimlikler veriliyor ve ancak bu kimliklerle kapalı bölgeye giriş çıkış yapmalarına izin veriliyor. Burjuvazi ve onun devleti olağanüstü bir durum yaratarak bu bölgeyi yeşil bölge ilan etmiş durumda.

NATO zirvesine karşı düzenlenecek miting ve yürüyüşlere karşı acımazsıca davranan devlet, devrimcilere ve muhalif kesimlere karşı operasyonlar yapıyor; devrimcileri tutukluyor. Zirve bahanesiyle, devrimciler üzerinde uygulanan şiddet operasyonları ve tutuklamalar haklı gösterilmek isteniyor. Bu bölgeyi saran polis, önümüzdeki günlerde protestolara karşı daha acımazsız olacaktır. Protesto alanları zirvenin yapıldığı bölge dışına itilerek, şehrin çevresine kaydırılarak, NATO karşıtı hareket yalıtılmak isteniyor.

Bu arada TRT İstanbul radyosu çalışanlarından 8 işçi gözaltına alındı. Bunlardan dördü tutuklandı. TRT, çalışanlarını savunmayarak, burjuvazinin güvenliğinin kendi çalışanlarının güvenliğinden daha önemli olduğunu göstermiş oldu. Daha önceki yıllarda İstanbul’da yapılan Habitat toplantısı öncesi tinerci çocuklar şehir dışına çıkarılmıştı. Bu bizlere burjuvazinin kendi yarattığı sorunların görüntüsüne dahi tahammülü olmadığını ispatlamıştır.

Dünyanın birçok ülkesinde yapılan burjuvazinin pay kapma toplantılarından da biliyoruz ki, bu toplantılar bize daha fazla baskı ve zorbalık getirecek. Türk burjuva devleti, “Büyük Ortadoğu Projesi” kapsamında bölgeye müdahale etme ve emperyalist savaşın bir parçası olarak diğer devletler karşısında alacağı payı artırma hevesi içindedir. Zirvenin bu denli abartılması ve kitleler üzerinde devlet terörünün estirilmesinin altında yatan gerçek neden, toplumsal muhalefetin yüksek oluşu ve burjuvaziyi tehdit ediyor oluşu değildir. Gerçek neden Türk egemen sınıflarının güçlü ve mağrur gözükme kaygısıdır. Bu, kendini emperyalist devletlere pazarlama yöntemi olduğu kadar, aynı zamanda bölgedeki devletleri de korkutma yöntemidir. Ama elbette ki burjuvazi içerideki düşmanını, yani işçi sınıfını unutmaz ve ona da gözdağı vermek ister. Burjuvazi, gelişecek hareketin acımasızca bastırılacağını göstermeye çalışıyor ve insanların evlerinde oturmalarını, kafalarını kaldırmamalarını istiyor.

Biz sınıf bilinçli işçiler şunu unutmamalıyız: kapitalizme karşı mücadele etmeden ve en başta da öncelikle kendi burjuvalarımızı tepelemeden, NATO’ya karşı durmayız. Kapitalizm, tek tek onun siyasi/askeri/ekonomik birliklerine karşı verilecek mücadeleyle yıkılamaz. Bu, hem NATO toplantıları, hem Dünya Ticaret örgütü toplantıları, hem de diğer emperyalist birliklerin toplantıları için geçerlidir. İşçi sınıfının emperyalist-kapitalist sisteme karşı mücadelesi enternasyonalist olmalıdır; elbette ki onun siyasal önderliği de!

Yaşasın Dünya İşçilerinin Birliği!

Kahrolsun Kapitalizm!