Navigation

Nijerya

Lenin’in şu ünlü sözünü sık sık aktarırız: Kapitalizm “sonu gelmez bir dehşettir”. Geçtiğimiz günlerde Nijerya’daki bir fabrikada korkunç bir olay yaşandı. Fabrika işçileri bu olayı 19. yüzyılda değil. 21. yüzyılda yaşadılar. Dinlenmek için odasına giden patron, işçilerin binadan dışarı çıkmalarını engellemek için fabrika kapısını kilitlemişti. Sonuç, 100 yoksul Nijeryalı işçinin kavrulmuş bedenleri oldu. Bu kapitalist barbarlığı yıkmak için bundan daha büyük bir sebep olabilir mi? Bu makale, Nijerya’da çıkan Workers' Alternative [İşçilerin Alternatifi] adlı Marksist gazetenin Mayıs sayısında, “Kapitalizm açlık, yoksulluk ve ölüm demektir” başlığıyla yayınlandı. Gerçekten de öyle!


Olaydan üç gün sonra bile pis koku metrelerce uzaktan burnunuza geliyor; yanmış insan etlerinin, kemiklerinin ve bağırsaklarının kesif kokusu. Bu bir dehşet hikâyesiydi. üç gün öncesine kadar, bu insanlar, bu karanlık Eylül sabahında bile normal hayaller kuran sıradan işçilerdi.

önceki gün saat 18:45’te, Kamoru Saula, hamile karısını ve iki çocuğunu geride bırakarak yolun karşısında bulunan işyerine gitmek üzere evinden ayrıldı. Bunu altı yıldır yapıyordu, geçen yıl kadrolu olana dek hep geçici işçi olarak çalışmıştı. Kamoru’nun çalıştığı Süper Mühendislik Limited şirketinin bulunduğu Ikorodu Sanayi Bölgesi, 68. parselde, sabah vardiyası günlük mesaisini tamamlamıştı. Saat 19:00’da, annesinin tek oğlu olan ve ailesini geçindirmeye çalışan 35 yaşındaki bu işçi, gece vardiyasında, çoğu geçici işçi olarak çalıştırılan diğer 249 işçinin arasında yerini aldı. önünde molasız geçecek uzun bir 12 saat vardı.

Bir süre sonra gece yarısı oldu. çinli müdür biraz dinlenmek istedi. Fabrikanın çıkış kapısını kilitleyip, fabrika arazisi içinde bulunan ve “Beyaz Saray” adı takılan, çinli fabrika sahiplerin yer aldığı idare binasına gitti. Tek çıkış olan kapıyı kilitleyerek kölelerinin kaderini de belirlemişti. 30 dakika sonra fabrika deposundan dışarı yoğun bir duman yükselmeye başladı. Kamoru içgüdüsel olarak diğer işçilerle birlikte çıkış kapısına yöneldi. Ama asla çıkamayacaktı. Cehennem ateşinin içerisinde sıkışıp kaldılar. Yüzden fazla insan yanarak öldü.

Arıtma bölümünde çalışan Asuquo Umana şunları anlatıyor: “Alevler her yanı sarmıştı ve ana kapı kilitliydi. Ben yukarıdaki merdivenlerden aşağıya atladım ve çıkışa koştum.” Diğerleri o kadar şanslı değildi. Kurtulanlardan fırın bölümünde çalışan Simon Obai de anlatılanları teyit ediyor: “Duman çalıştığım bölüme de ulaşmıştı. Ardından kaçmaya çalıştık. İki çıkış vardı ama biri kilitlenmişti, o yüzden açık olan diğer kapıya koştuk. Bölümü terk ettiğim sırada her yer alevlerle kaplıydı. Ama bizim koştuğumuz kısım da alevlerle kaplıydı. Nasıl kaçacağımızı bilemedik, çıkış çinli adam tarafından kilitlenmişti, anahtarı da beraberinde idareye götürmüştü.”

Ancak ölümlerin tek sorumlusu yangın değildi. Kurtulanların pek çoğu ateşli silahla yaralandı. Bunlardan biri de yangından kurtulmayı başaran, ama arkadaşlarını kurtarmaya çalışırken vurulan Henry Wilson idi. Fabrikanın sahipleri tarafından arkadan vuruldu. Henry, rastgele ateş eden bazı çinliler gördüğünü söylüyor. Gerçekten de Süper Mühendislik Limited şirketinin genel müdürü Mukwam Lai, şirket mülkünü korumak için “serseriler”e ateş açıldığını itiraf ediyor. Müdür, işçilerin içeriye kilitlendiği gerçeğini gizleyebilmek için, yaşanan trajedi hakkında yalan söylemeyi en kestirme yol olarak görüyor. Ona kalırsa sadece “10 kişi ölmüş.”

Sendika şube başkanı Peter Enechie, bay Lai’nin yalancı olduğunu söylüyor: “İşçilerin çıkarlarını düşünmeyen şirket yönetimi, insan haklarını ihlâl etmiştir.” şirketi, iş yasalarının geçici işçilere ve sözleşmeli işçilere ilişkin düzenlemelerini ihlâl etmekle suçluyor. İşçilerin mola vermelerine, hatta üretim hattında yanındaki arkadaşıyla konuşmalarına dahi hiçbir şekilde izin verilmiyor. Yangın söndürücü ve acil yangın çıkışı yok... burası adeta bir köle kampı. Bu bir dehşet hikâyesiydi ve buna uygun davranılıyordu. çevredeki işçi semtlerinden ve köylerinden gelen kızgın erkekler, kadınlar ve gençler öfke kustular.

Bizi kapitalistlerden ayıran sadece kanlı bir çizgi değil kan nehirleridir, yüz binlerce işçinin yok edilen hayatlarıdır. Onlar, insan yaşamının yerine kârı geçiren bir sistemin kurbanlarıdır. ölen işçilerin acılı haykırışları kulağımızda çınladıkça, çığlıkları kalplerimizde yankılandıkça, birbirimize daha sıkı sarılmalıyız. Eski bir atasözünü hatırlamalıyız: “Birimize yapılan kötülük hepimize yapılmıştır.” Bu kavga sizin kavganızdır. Seyirci kalmayın. Böyle kazaların yaşanmadığı bir kapitalizme asla sahip olamayacaksınız.

Bu metnin İngilizce orijinali marxist.com sitesindedir